Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

23 Kasım 2011

İçimdeki ibrahim tatlıses'i öldürmeden 2 dakka önce yazdığım şeyler

Ecdadı sikik, takıntılı bi ipnenin tekiyim. Hayatıma giren insanlara adeta sımsıkı yapışıp kalıyorum. Sevmem önemli değil. Eğer bi yerlerde oturup bir bardak su içmişsek dahi, o ana koskoca anlamlar yükleyip, bize özel olduğunu ve bu anı benimle paylaştığı için adeta teşekkür edercesine arkadaşlığımı, en ezik hallerimle devam ettiren biriyim.

Sırf bu küçük şeyler yüzünden bile hayatıma giren insanları kolay kolay çıkarmam.
Aslında burda kullanmam gereken kelime "çıkarmam" değil "çıkaramam" olmalı. Çünkü bu tür durumlarda "çıkarmam" diyecek kadar büyüklenmeye gerek yok.

Hatta o kadar güçsüzümki; bazen tanıdığımı sandığım insanların beni siktir etmek için kullandıkları hiç bir şeyi anlamıyorum ve bana değer vermeyenlerin, hayatlarının bi köşesinde beş para etmeden öylece yaşamaya çalışıp duruyorum.
Ama bunu gerçekten anlamayan biriyim. Çünkü biri; beni çok açık bi şekilde hayatından siktir etmedikçe hiç bi yere gitmiyorum. Orda öylece, hayatının önemsiz bir köşesinde çakılı kalır, tekrar farkedilinceye kadar öyle dururum. Bazen bu farkedilmeler çok uzun sürer, hatta hiç farkedilmem ve bende durup dururken kendimi farkettiririm.

Ama sonra bi yerlerde çok büyük yanlış yaptığımı anladım. O içtiğimiz bi bardak suya, arabeskleşecek şekilde anlamlar yüklemenin gereksiz olduğunu farkettim. İnsanlara hayatıma girdiler diye teşekkür etmemin ve onlara, bu derece takıntılı bir bağlılık göstererek yaşamanın; sadece benim kadar büyük bi aptala özel bir durum olduğunu farkettim. Bunu farkedince "insanlar beni anlamıyor yaaaaaaa" diye biraz kendi kendime bozulmadım değil. Ama sonra hiç kimsenin beni anlamak zorunda olmadığı gerçeğiyle karşılaştım ve bi kaç günde bu sayede sersem halde yaşadım. Sonra baktım hiç kimsenin sikinde değilim ve hiç kimsenin sikinde de olmayacağım. Bende kararımı verdim. Madem kimsenin sikinde değilim, o zaman ben kimse'leri sikime takarak yaşayacaktım. Öyle yaşamaya başladıktan sonra hayat daha güzel oldu ve emin olun hayatım gittikçe daha da güzelleşiyor.

2 yorum:

operadakikazulet dedi ki...

ben de siki ajda pekkan bileziği gibi 40 türlü herifin göbekbağı ile dolaşıyorum, darısı başıma
operadakiajda :P

FrozenFire dedi ki...

Arabeskçe bir yazı :))