Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

9 Ekim 2011

Kafası nereye, ben oraya

    Önceki günden eve kapanıp bol bol nette gezindim. Sonra iyice sıkılınca six feet under'ın 2inci sezonuna başladım. Gün içinde kır saçlı'yla akşama buluşmak için sözleştik ve akşam da çıkıp ona gittim. Cadde boyunca bir iki tur attık ve sohbet arasında 2 gay arkadaşının daha geleceğini söyledi. Bende bu duruma biraz bozulduğumu söyledim. Neden olarakta "daha biz seninle birbirimizi tanımıyorken, daha doğrusu yeni yeni tanışıyorken arkadaşlarınla neden şimdiden tanışıyım" dedim. Hani aslında bozulduğum şey biraz da emri vaki eder gibi davranılmasıydı. Çünkü "ben istedim tanışacaksın" havalarını kabullenen biri değilim. Birde sanki onun arkadaşlarıyla arkadaş olmak, tanışmak zorunluluğum varmış gibi davranılmasını da sevemiyorum. Bir şey olacaksa benim içimden gelmeli, biri beni bunu yapmaya itmemeli. Bunun aksi olduğu zaman ise, direktmen savunma mekanizmalarım düşman askeri görmüş atatürk gibi hemen harekete geçip sağa sola saldırmaya başlıyor.

    Bunu ona da söyleyince o "yok yok seversin arkadaşlarımı, dünya tatlısıdırlar" falan deyip bildiğini okumaya çalıştı  ve bende boşverip "okey" falan deyip geçtim. Sonra aradan bi yarım saat geçince geldiler. Tanıştık ettik falan derken bi yerlerde gittik. İlk gittiğimiz yer, gaylerin takıldığı bi semtti. Burda bir sürü sağlı sollu pansiyon, irili ufaklı otel, bol bol kıraathane, çay ocağı falan vardı ve herkes gaydi. Baya bildiğin gay semti gibi bir şeydi. İstiklal caddesinin o laçka rahatlığı, nişantaşının götü kalkık havası, kanyonun kendini beğenmiş ukala insanları ve cevahir'in o ezik "bakın ben bi bok oldum, artık tamamım" adlı görünmez etiketli şuh kahkahalı yapay nidalarından eser yoktu. Herkes gayet rahat ve kendi arkadaş ortamında takılıyordu.

    Kıraathanelerde insanlar okey oynuyor, yancılar meyve sularını yudumluyor, cadde boyunca dilenciler ve götünü siktirmek isteyenler aynı bakışlarla insanları süzüyordü. Etrafta bir sürü ekmek arası yapan irili ufaklı dükkan olduğu için de, cadde boyunca herkesin elinde ekmek arası acılı adana ve ayran, bakışlar şuhsuz ama samimi, kendinden emin bir hava vardı. Sevdim açıkçası bu semti, ama işte kır saçlı ve arkadaşları biraz sıkıcıydılar. Arkadaşlarından biri şişman, biri zayıfdı. Şişman olan o kadar çok soru sorduki artık tersliyordum. Abii ne bu ya karakola mı düştük, arkadaş ortamındamıyız nerdeyiz anlamadım. Hayır işte sevmediğim şey de bu zaten. Mesela biriyle daha tanışma aşamasındayken ikinci kişilerle tanışırsın ve onlarla bi yerlere takılırsın ve bu ikinci, kişiler sık boğaz ederek sürekli soru sorarlar.

    Hayır, tamam anlıyorum daha iyi tanımak için soruşuyoruz ama yani birazda akışına bırakmak lazım, karşındakini böyle taramalı tüfek gibi ard arda sorularla baymak doğru değilki. Zaten bi yerden sonra bende kayış koptu, klibarlığı efendiliği kenara bıraktım,  her sorduğu soruya karşılık ters ters cevaplar verdim ve ardından da "yaa kusura bakma ben böyleyim" adlı ukala havalarımı takındım. Öfff adamda çok odundu ya, terslememe rağmen siklemedi bile hala soruyordu. En son dayanamadım ve "hadi kalkıp bi tur atalım" dedim de kalktık. Ben ve kır saçlı kolkola girdik böyle tin tin yürüyoruz, o anda kır saçlı bana dönüp demez mi "seni böyle tanımıyordum" bende "zaten hiç tanışmadıkki, daha yeni yeni tanışıyoruz" dedim "aslında haklısın, ama bu yönlerini bilmiyordum" dedi.

   Bilmediğini söylediği yönlerim de işte benim kirli sakallı ve terli erkeklerden hoşlanıyor olmamdan bahsedişim, ayakkabı ve koltukaltı fetişim, piç yüzlüleri çekici bulmam ve onların peşinden ebelerinin ammına gidecek kadar takıntılı oluşum falandı. Çünkü sohbet esnasında böyle şeyler konuşuyorduk. Hayır ben normal bunlar diye konuşuyordum ama işte kır saçlı'nın hoşuna gitmemişti.  Aslında hoşuna gitmemişti değil de, biz onunla hiç bu tür şeyler konuşmayınca adama tuhaf gelmişti. O böyle deyince de, bende onun iyice gerçekten çok düz bi adam olduğuna emin oldum.

   Sonra bi çay ocağının önüne oturduk. Burda da insanlar zift gibi demli çaylarını yudumlarken bi yandan sigaralarını tüttürüp, bi yandan da işte böyle 2li, 3lü oturmuş konuşuyorlar falan. Bazen kırık biri sallana sallana gelip pansiyonlardan birine giriyor, başka bi kırık elindeki telefona "tamam cınım" diye söylenip çay içenleri süzdükten sora boşta olan eliyle saçlarını kulak arkasına doğru itip havasını atmış olarak yürümeye devam ediyordu. Bende bu arada hala şişkoya cevap yetiştiriyordum, kır saçlı da ağzı yarı açık beni dinleyip arada sohbete katılmış olmak için "seni tanımaya başlıyorum" falan diyordu. Sohbet benim üzerimden gittiği için sıkıcıydı ve bende o anda içimden kararımı verdim. Çünkü kır saçlı'yla sevgili olma hallerinin gereksizliğine inandım ve sonra kalkıp caddede turlarken onun bana sorduğu "bu akşam ne yapcaksın" sorusuna "sıkıldım yaaa, sanırım bara gidicem" dedim. O da durdu, düşündü falan.

    Çünkü bara gitmemi istemiyordu. Zaten sırf onla tanıştık diye bi haftadır hiç kimsenin yüzüne bile bakmadım, hatta bara bile gitmedim. Ama şimdi onunla ilişki şeysine dönüp bakınca ve "ıııh bizden bi cacık olmayacağına" emin olunca bara gitmeye karar vermiştim. Sonra laf lafı açtı derken bende ona "ya sanırım biz senlen ancak çok iyi 2 arkadaş olabiliriz" dedim, o da "neden" falan dedi. Sorusuna karşılık "abi çok düzgün bi adamsın, bense arızalardan hoşlanıyorum"la başlayıp 2 dakika içinde, şu anda hatırlayamadığım onlarca neden saydım ve o da "aslında haklısın" deyip sustu..

    Sonra ayrıldık falan ve ben bara gittim. Bi kaç tanıdık gördüm selamlaştık derken o anda bara yeni girmekte olan yuri'yle bakıştık ve geri dönüp yanıma gelerek selam verdi, bende tanıştım. Yanında bir arkadaşı daha vardı, adı melani. Ama kızın "ya ben onca erkeğin içinde tek olduğum için herkes bana bakıyor" havalarından o kadar sıkıldımki "eğer cidden rahatsız oluyorsan çıkalım" dedim, o da "erkeklerin onu mıncıklamasının onun için rahatsızlık vermediğini" söyledi "okey" falan deyip biz yuri'yle sevişe koklaşa geceyi ilerlettik. Yuri de sadece karşısındakini memnun etme ve kendini beğendirtme çabasıyla meşgul olduğundan, samimiyettten yüzlerce kilometre ötede, kendi yapaylığı içinde boğulduğu için beni görmiyordu bile. Bende onun bu yapay hareketlerinden iyice sıkıldım ve offlaya poflaya dans edip durdum.

   Sonra gecenin bitimine yakın gençten bi adamla bakıştık ve onu anında yuriyle karşılaştırdım. Yuri bardaki herkesin aksine leonardo de caprio havasındaydı. Ama kendini beğendirtme halleri yüzünden bana o kadar itici gelmeye başlamıştıki anlamatam. öhhhğğ midem bulanacak gibiydi. Sonra melanie'nin "kadın olduğum için sürekli beni taciz ediyorlar yaaaee" havalarına bakıp "sizden bi sikim olmaz" deyip diğerine doğru gittim. Ona doğru geldiğimi görünce hafifçe gülümsedi. Gülümsemesine karşılık verdim ve biraz geride durup başka yönlere baktım. Aslında böyle yaparak onun yanıma gelmesini istiyordum ve zaten öyle oldu. Gelip sakin bi ses tonuyla ingilizce bilip bilmediğimi sordu ve tanıştık.

   O anda yuri gelip bir şeyler söylendi. Türkçe olarak "siktir git ya" deyip etraftaki açların bakışları arasında biraz ittim ve diğerine odaklandım. Ben böyle yapınca yuri, melanie nin elini tuttup kalabalıkta gözden kayboldular. Evet yuri bardaki herkesin bakışlarını üstünde topluyordu ama, herkesin bakışlarını ne yapıyım, adamda bi yapaylık, bi kendini beğenmişlik, bi benden başka güzel yok havaları varki öhhh artık yeter diyesim gelmişti. Bu diğeri ise gayet dünya sikinde değilmiş havasında rahattı. Hatta ben ona doğru gittiğimde onunla konuşmak için kulağına bir şeyler fısıldayıp duran birini reddetti. Sonra biz tanışınca çocuk onun yanına gelip gitti ama bu sorry falan filan deyip durdu.

    Hayır durum böyle olunca bende kendimi dünya yakışıklısı falan sandım. Sanki dersin bu akşam bara girmeden önceki o ezik ben değilmişim gibi hissettim kendimi. Sonra tanıştık ettik falan derken sıkıldım çıkalım mı dedim ve çıktık. biz çıkarken ona asılan diğer çocuk da peşimizden barın kapısına kadar geldi ve ben dönüp "artık gelmesen iyi olur" deyip dik dik gözlerinin içine baktım, çocuk özür dileyip bara geri döndü. Bizde istiklal'e çıkıp iş bankasının önünde oturduk. Oturunca o benim fotoğrafımı çekmek istedi, bende "hayır" dedim "neden" dedi "çünkü götürüp turkiş gay diye etiketleyip, porno sitelere yüklüyorsunuz" dedim. Güldü. Bende güldüm, ama söylediklerimde ciddi olduğumu yineledim. Ama o sonra bi kaç defa daha ısrar edince bende sadece burnum ve ağzım görünebilecek şekilde bi tane çekmesine izin verdim. En azından fotoğrafların altında "türkiş gay, ağzı çok iyi sikilir" yorumları yalnız gelir.

     Fotoğraf çekiminden sonra öpüşmeye başladık. Caddede yürüyen insan müsveddelerinden bazıları analarının ammı açıktaymış gibi bakıp yanlarındaki arkadaşlarını dürtükleyerek bizi gösterdiler. Ulan hala iki erkeğin öpüşmesini normal göremiyorsunuzya sizin ben ecdadınızı sikiyim. ammına koduğumun malları.

    Bu arada aslında belkide tuhaf olan şey ben ve yanımdakinin yanyana oluşuydu. Çünkü o bi karış uzattığı top sakalları ve yanlardan kesitirp sadece tepede bıraktığı horoz ibibiği gibi saç tarzıyla ben ise gayet bildiğin düz tiplemeyle duruyorduk. Belkide insanlar onun ve benim bu halime ve sonrasında da öpüşmemize şaşırıyorlardı. Çünkü yanyana duracak iki tipten çok, aslında birbirlerinden kaçmaları gereken tipleri andırıyorduk. O daha anarşist, ben ise daha düz ve sisteme ayak uydurmuş bir görüntü sergiliyordum. Sonra bu bakışlardan rahatsız olunca kalktık.

    O "benim otela gel" dedi, bende "bilmem belki sonra" dedim ve caddede bir iki tur attık. İstiklal işte bildiğin ipini koparmış insanların toplaştığı tek yer. Sıkıldım ve "hadi gel otele gidelim" dedim. Otele gittik, benim için oda ayırtmak için resepsiyona gittik ama adam uyumuştui, bende ona sessiz ol dedim ve üst kata çıktım. O da kendi odasının anahtarını alıp geldi. Böylece otel parası vermekten kurtuldum. Sonra yatağa girip seviştik. Sevişme esnasında hiç zevk almadım. aslında uzun süredir sexten hiç zevk almıyorum. Hani eskiden bakışsam tahrik olup sikişmek isteyen ben, şimdiyse bi tek götümü siktirmediğim kalmasına rağmen yine de zevk almıyordum.

    Zevk almadığımı görünce, oyalanmayı bıraktım ve adamın götünü parmaklayarak osbir çekerken bi yandan da öpüşmeye başladık. Ben onu parmaklarken o "no no no" dedi ve bende parmağımı çıkarıp, bi yandan taşşaklarını avuçlarken bi yandan da öpüşerek boşaldım. Bu esnada o da boşaldı ve üstümüzü silip uzandık. Dönüp adama baktım; yüzüne, bana bakışlarına, dokunuşlarına, surat ifadesine odaklandım.

     Şu anarşist, başına buyruk görünüşünün altında sadece birine sarılıp uyumak isteyen bi çocuktan başka hiç kimse yoktu. Böyle bi hava sezince dayanamadım ve kolumu başının altına atıp iyice kendime çektim, iki elimle sarıp başını çenemin altına, ibibik gibi saçlarını karıştırırken bi kaç defa başını öptüm.

    Ben onu böyle öpünce, o daha bi sıkı sarıldı ve derin bi nefes alıp rahatladığını hissettim. Sonra o şekilde uyuya kaldık. Sabah uyandığımda ağzımdan akan su yastığı ıslatmıştı ve yastık o kadar kirliydiki öğğğk yani. Ama gece bi ara öpüşürken adamın sünnetsiz sikini ağzıma aldığımı hatırlayınca yastığın aslında o kadar kirli olmadığını ve midemin de boş yere bulandığını söyledim kendi kendime. Böyle söyleyincede midem bulantım geçti. O ise götüme sarılmış vaziyette uyumaya devam ediyordu ve onu böyle görünce bende kendimi pipisine iyice yapıştırmıştım ve öyle uyumaya devam ettim.

     Birinin bana arkadan sarılmasını o kadar çok seviyorumki anlatamam ve bunu hiç kimseye söylemiyorum. Çünkü ben sevdiğim şeyleri söyledikten sonra birileri sırf ben seviyorum diye bir şeyler yapma çabası içine girince her şey yapaylaşıyor, inanılmaz itici gelmeye başlıyor. O yüzden sevdiğim şeyleri beraber olduğum insanlarla paylaşmamaya çalışıyorum.

    Bi ara uyanınca kalkıp duş aldım ve giyinip onu öptükten sonra "si yu leydır" deyip odadan çıkıp aşağı indim. Resepsiyona yakalanmıyım acelesi yapıyordumki adamı, masanın diğer tarafında çipil çipil gözlerle bana bakarken gördüm. Hiç çaktırmadan sanki otelin normal müşterisiymiş gibi havalı bi ifade takınıp direk kapının önüne çıkıp gökyüzüne baktım. Yağmur yağıyordu ellerimi kaldırıp avuçlarımı açtım ve sanki bu sabah istanbul'da ilk gününü geçirecek olan turistin yağmur yağdığını görünce takındığı bir ifade takınıp olduğum yerde yağmurun beni ıslatmasına izin verdim. O anda aklımdan geçen şey gerçekleşiverdi, çünkü resepsiyon "günaydın" dedi.

    Resepsiyon "günaydın" demişti, ama ben gözlerimi kapatmış gökyüzüne bakıyordum ve duruşumu öyle bi ayarlamıştımki sanki yağmurdan başka hiç bir şeyin sesini duymuyor gibi entel bi hava takınmıştım. Oysa öyle değildi ve götüm yusuf yusuf atıyordu. Resepsiyonun yeri kapıya çok yakındı o yüzden içimden geçen boş verip gitmek yerine, durdum ve aklımdan geçen ikinci ihtimal gerçekleşti. Adam yanıma gelip günaydın dedi, gözlerimi açıp ellerimi indirirken en şirin, en tatlı halimle günaydın dedim. Adam çıkıyor musunuz dedi bende evet ya kahvaltı falan yapıcam dedim. Kaç numaraydı sizinkisi dedi bende o anda sabah mahmurluğundaymışım gibi bi ifadeyler ımm sanırım 2inci kattı deyip başımı kaşıdım. Kaç numara deyince 4 dedim. Anahtar vermediniz deyince aa oda da unuttum dedim ve adam üstkata çıkarken bende aceleyle ordan kaçtım.

    Şimdi evdeyim az önce kır saçlı  aradı "ne yapıyosun" muhabbeti döndü aramızda. Sonrasında da "bara gittin mi" dedi "evet" dedim. O arada ben bi iki defa üst üste uzun uzun esneyince "uykusuzsun galiba" dedi. "evet birazcık" dedim ve o da "niyee hayırdır" diye sorunca bende, gece bardan 03:30 gibi tanımadığım bi adamla çıkıp otele gittiğimi söyledim ve "bu yüzden biraz uykusuz olabilirim" dedim. Ben böyle diyince sesi bi anda çatallaşır gibi oldu "hımffs" falan yaptı ve "tamam" dedi. Bende "tamam" dedim ve "kendine iyi bak"larla telefonları kapadık.

   Hayır abi olmuyor ne yapıyım. adama ısınamadım ve onunda zamanını çalmak bana pek doğru bir davranış  gibi gelmiyor. Bide olmayınca insan kendini zorlamamalı yaw. Çünkü ısınamıyorken kalkıp zaman geçirmenin ve karşındakine boş yere ümit vermenin bi anlamı yok. Bilmiyorum ben doğru olanın bu olduğuna inandım ve o yüzden aramızda onunla ilişki şeysi olmayacak. Öyle işte.

10 yorum:

femme fatale dedi ki...

bu kıs saçlı sana sarmaza ben neyim. çünkü sen de onun için senin tabirinle bir piçsin. Öpücükler. Seni seviyorum

iyibiri dedi ki...

her yazın yorumun hatta yorumlar ıcın kullandığın kutucuğun girisi bile bir küfür isyan aykırılık manifestosu gibi... sakıncası yok okuyan okur okumayan hstirsin gitsin ona da ok ama kimden alacaksan al hıncını sönsün şu intikam ateşi ;)

bu arada ilişki yasantı yazdıkların vs bakıyorum da cidden değişik bir adamsın ve sanırım bu yüzden yukarıdaki temennim sadece temenni olarak kalacak ...

büyük bir ihtimalle beni de sevmezdin hani şu sevdiklerinden değilim ama ben seni takip edeceğim buradan bilesin...
kib

Kıreyzi Görl dedi ki...

Uzun zamandır seni okuyamıyordum. Şimdi tekrar okuyunca ne kadar keyif aldığımı hatırladım. Bu aralar kafamı kurcalayan bir şey var. Sevdiğimiz ama bizi sevmediği için acı çektiğimiz insanlarla ilgili bir sürü şey paylaşıyoruz burada. Ağlayıp, sızlanmalarımızdan bahsediyoruz. Ama sevmediğimiz için acı çektirdiğimiz, bizi seven insanları çok kolay geçiştirebiliyoruz. "Hayır abi olmuyor ne yapıyım" bahanesiyle. Kesinlikle hakl buluyorum bunu ki değiştirmenin de bir yolu yok..

Ben bu aralar biraz fazla duygusalım lan herhalde.

O Gay; Ben de... dedi ki...

kır saçlı denen baya çekingen birisi olmalı ki kendi soramayacağı şeyleri sana gereksiz gelen ama onun için seni daha iyi tanıma fırsatı olarak gördüğü arkadaşları üzerinden sormuş.

O şişko olan da her ne kadar bokunu çıkarsa da olayın bir nevi kır saçlıya hizmet etmiş, velhasılı verdiği sözü tutmuş ;)

monica dedi ki...

sessiz takipçilerdendim ama yazmadan duramadım işte , ilginç bi hayat ve ilginç bi anlatım . zevkle okuyorum , üzülüyorum , gülüyorum , düşünüyorum .

soda dedi ki...

femme fatale katiliyorum yazik cok incitme bari adami,sen ne hissediyorsan seninkiler icin oda ayni seyleri hissedecek,umarim senin kadar dagalmaz,ben duvardaki resmin yerini degisirken bile uzun uzun dusunuyorum sen hep anlik yasiyorsun,hizli kosuyorsun buda bir maharet olsa gerek,dikkatli ol ve bol sans

özge dedi ki...

bu kadar güzel ve yazdıklarına bu kadar uygun bir resim seçilemezdi heralde hayat erkeği..

chaplin çok önemli amerikan sinema sektörüne ve kapitalizme sıkı eleştirilerde bulunmuş sistemle ciddi meseleleri olan bir sanatçıydı. bu özel sanatçıyı seçmendeki amaç neydi bilemiyorum ama her neyse eğer, seni sadece kutluyorum :)

Femme Fatale dedi ki...

o gay ben de nin yorumu cok basarılı bak hiç bu açıdan bakmamıştım olaya. ayrıca kır saçlı da sinsi bence. acıma ve üz onu yoksa sen onu üzmeyeceğim derken aa bi bakmıssın o seni üzmüş

Hayat_Erkegi dedi ki...

@femme yok yaww, kır saçlı öyle ucuz hesaplar peşinde koşan biri değil. Adam çok düzgün. Aşırı düzgün diyim sen anla. Zaten geçen gün "bardan tanımadığım biriyle otele gittim seviştim" dedikten sonra sesi çatallaştı ve bi daha aramadı. Aramazda artık. Öyle yani.

O Gay; Ben de... dedi ki...

orada ucuz bir hesap yok aksine sana verdiği değerden dolayı kafasına takılan şeyleri seni kırmamak için aracı kullanarak sorması var (artık neler sordu detayı bilemiyoruz)

yani ortada kötü veya ucuz bir durum yok aksine mantıklı bir durum var