Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

14 Ekim 2011

Hayat güzel be dostum. Çirkin olan bizleriz.

    Sonbaharın yaz'ı kovalayıp, kendi yerini aldığı şu sikindirik günlerde benimde klasik sonbahar sancılarım başladı. Yine depresyona girdim, ya da yaşayanın bilmediği ama bunun gibi daha havalı olduğu düşünülen başka bi şey. Ama farkında olduğum için çok fazla sıkmıyor. Sadece bilinçli bir şekilde üzülüp, sonrasında da kalkıp müziğin sesini açıp kendi kendime kopuyorum.

    Geçtiğimiz pazartesi günü psikiyatri heyetinin önündeydim. 10 dakikalık konuşmadan sonra nedensizce ağlamaya başladım, gözlerim meğer ne kadar dolmuş. Bi anda oldu her şey, hiç alakasızca ağladım ve sonra kendimi tuttum. O anda heyet başkanı olan profesörün "şu an kendini nerde görüyorsun?" sorusu karşısında hipnoz olmuşcasına bi yandan ağlarken, bi yandan da en ağır ve anlaşılabilir ses tonuyla "booommmbbbooş bi odada" dediğim anda kocaman büyük bir soluklanma oldu bende. Herkes bana bakınırken farkında olmadan bi daha tekrarladım "booommmbbboooşş bi odada" repiliğini. İkinci defa neden tekrarladığımı bilmiyorum ama odadaki 7 kişide donup bi anda bana bakınca farkettimki ellerim farkında olmadan yana düşmüştü. Sanki yalnız olduğumu ve aslında yalnızlığımı sex ve benzeri şeylerle doldurmaya çalıştığımı ortaya çıkarmış gibiydim. En son "booommbbboooş bir odada" deyip sonrasında "üfff" dediğimde, nefesim o kadar derinden çıkıyorduki odadan çıktığımda farkettimki bu 2 kelime resmen beni inanılmaz rahatlatmıştı.

     Ama koridorda tek başıma salak salak sağa sola gidip gelirken, bunu bir kaç defa daha kendi kendime tekrarlayınca ağlamalarım yine başladı ve sonra kendi kendime "öff karı gibi zırıldama lan" deyip susturdum gözlerimi. Sonrasında doktor gelip beni odasına çağırdı ve odasına girdim. Meğer heyet kararını vermiş, terapiler başlayacak falan. "Terapiler başlayıncaya kadar ilaç yazacağım" dedi doktor, bende "ilaç tedavisine inanmıyorum, o yüzden boşuna yazmayın" dedim ve doktor "tamam yazmıyorum" dedi. Terapilerse, burası bir devlet hastanesi olduğu için ancak aylar sonra başlanayak, yani doktorun deyişiyle ilkbaharda falan. Bende çaresizce "tamam" dedim. Çünkü öncesinde özel bi hastaneye gidip fiyatlara bakmıştım, bir saat terapi 275 TL demişlerdi. Fiyatı öğrendiğimde bi yandan teşekkür ederim demiştim, diğer yandan içimdense "siktirin lan" diyordum. Ama ne yapalım, dünya böyle bi yer işte, paran varsa sorunlarını çözersin, paran yoksa sorunlarını siktir ederek yaşamayı öğrenirsin...

    Bu aralar havalar soğudu diye olsa gerek, aklıma sürekli eski sevgililerin arayacağı fikri gelip duruyor. Malum soğuk havalarda insan ısınmak istiyor. Gece yalnız yatmaktan üşüyünce sarılıp uyuyacağı birine daha çok ihtiyaç duyuyor. Bakalım ilk arayan kim olacak...

    Önceki gün telefonla oynarken rehberde bi anda azerinin adını gördüm. Hani metroda bakışıp tanışmıştıkya işte o. İsmini görünce öylesine iş olsun diye, elim her zamanki gibi arama tuşuna gitti. Her zaman "aradığınız kişiye ulaşılamıyor, lütfen daha sonra deneyin" diyen şıllıktan eser yoktu, telefon çalmaya başladı ve o an nefesim kesildi. "Allahım ne konuşucam ben şimdi" diye düşünürken telefon açıldı ve ben en samimi, en içten ses tonumla "merhaba" dedim. Merhabalaştık ve sonra "nasılsın"lara gelince o "iyiyim ama ben senin adını kaydetmiş olmama rağmen hatırlayamadım" dedi. O anda balkondaydım ve o böyle söyleyince aşağı atlayasım geldi. Derin bi nefes aldım, kendi eşşekliğime güldüm ve "kafana sıçıyım" deyiverdim. O güldü falan, ama ben bi iki küfür daha ettim. Sonrada o tanımadığı için özür dileyince bende "hani metroda tanışmıştık, hani cevahire falan gitmiştik ya" diye hatırlattım kendimi. "aaaaaaa tamam hatırladım" dedi ve daha bi samimileşti. Sonra birbirimizi sorduk falan konuşma devam edip gitti.

    Meğer türkiye'ye 10 gün önce gelmiş. Okul falan filan işte gidip geliyormuş. Güya dün buluşmak için sözleştik, buluşacaktık ama olmadı ve dün aradığımda "ya ben kendimi ayarlayamadım" dedi. Bende "tamam öyleyse, müsait olduğun zaman bana söylersin kendimi ayarlarım" dedim ve öyle telefonu kapadık.
Oysa ben neler neler düşünmüştüm. Ama her defasında düşündüğüm şeylerin altında kalmama rağmen bi sonrakinde sanki altta kalan ben değilmişim gibi yine düşünmeye devam ediyorumya, kafama sıçıyım.

    Hayat her şeye rağmen gerçekten çok güzel. Sadece kendiniz için yaşayın, ama herkesi sevmeye devam edin.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

lan götünü siktiğim, senin bunalımda olmadığın mevsim ay hafta gün dakika mı var. Dağattırma götünü başını bana yarram.

(sen böyle yorumdan anlıyorsun)