Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

6 Ekim 2011

Emin değilim ama; sanırım ayaklarımı yerden kesecek birini değil, ayaklarımı yere sabitleyecek birini buldum

Dün kır saçlı'yla gün içinde telefonda bir iki defa görüşünce, en son dayanamadım ve "yaa ben telefon muhabbetlerine alışkın değilim, telefonla sürekli konuşacağımıza buluşalım. Valla açıkçası bi iki gün daha buluşmazsak da yüzünü unutucam" dedim. O da gülüp "tamam akşam iş çıkışı buluşalım" dedi ve akşama buluşmak için anlaşıp telefonları kapadık. Hani telefonda konuşurken o anda aklıma geldi diye öyle şıppadanak söylemiştim ama harbiden de adamın yüzünü unutmuş gibiydim. Çünkü adamın yüzünü hatırlamaya çalıştıkça bi türlü aklıma gelmiyordu.

Sanırım bunun nedeni ilk tanıştığımız gece, o bana her "canım, hayatım" gibi bana göre fazlasıyla basit sözler söyleyişinde bile, benim onun gözlerine bakmak yerine, sik kadar şirin çocuklar gibi utanıp, başka yönlere bakmam olabilir. Zaten şu iltifat edilirkenki anlara bi alışamadım gitti. Gerçi alışamamamın nedeni büyürken kötü sözler duymaya alışkın biri olduğumdan olabilir. Yoksa neden güzel sözleri yapay bulup kusacakmış gibi midem bulansın ve ben başka yöne dönüp bakayımki?

Bak şimdi böyle dedimya, geçen hafta duşta osbir çekerken daha fazla tahrik olup zevk alma işini 2 katına çıkarmak için sol omzumu dişlerken aklıma geldi de "ulan neden ailem beni hiç sevmedi lan?" dedim kendi kendime.
O duştan beri neden beni sevmediklerini düşünüyorum. Hayır işin daha kötü tarafı ne biliyo musun. Beni sevip sevmediklerini değil, aslında benim "onlar tarafından sevilmeme" konusunu neden hiç sorun etmeyişim takıldı kafama. Yoksa ekmek kur'an çarpsın sevilmemem sorun değil. Çünkü beni sevmediklerinin hep farkında olsamda, benim bunu sanki normal, çok sıradan bir şeymiş gibi kabullendiğimi hiç farketmemiştim. Yani burda her ne kadar evet sevmiyorladı desemde, demek istediğim şey; bunu kendi penceremden, kendi açımdan değil de, onların penceresinden bakıp kabullenişimmiş. Ve bunu farkedince, kendime bozuldum.

Ama işte osbir çekerkenki boşalma anında, beynimde çakan şimşek sonrası her tarafın aydınlanmasıyla beraber "benim neden sevilmemeyi kabullendiğim" soruları oluşuverdi küçücük fıçıcık içi dolu turşucuk beynimde. Hayır sevilmediğimi anlıyordum tamamda, sevilmemeyi neden kabullenmiştim, nasıl kabullenmiştim bu kafama takıldı. Tabii kafama takılınca osbirin bile tadı kalmadı, kendime bir iki saniyeliğine acıyınca, sikim elimde pörsümüştü bile. Sonra askerdeki piçin kolum kadar büyük sikini ağzıma aldığımı düşünerek yarrağımı şaha kaldırdım, osbir çekip duştan çıktım. Sonrasını hatırlamıyorum ve zaten ondan sonrası da çok da önemli değil.

Ama şimdi düşünüyorumda; ulan bi çocuktum, en azından çocuklara has o yaramazlıklara başvurup, şımarıklıklar yaparak gidip başımı falan okşatabilirdim. Ama yok hiç böyle şeyler yapmıyordum. Sevgisizliği öyle bir kabullenmişimki sanki aslında yapmam gereken doğru şey buymuş gibi sorun etmeden 27 sene yaşamışım. Gerçi bak şimdi böyle diyince (şu postta yazdığım gibi) şımarmayı bile bilmediğimi başka bi piçin sayesinde öğrendiğim aklıma geldi. Düşünsene neden sevilmediğim düşünceleri de zaten osbir çekerken aklıma geliyor. Hayır işte insanın canını yakan şey bu oluyor. Neden ailem tarafından sevilme ihtiyacı duymadımki ve bunu normal karşılayıp öyle bir beklenti içine girmedimki? Kim bilir, belkide sorun kimse de değildir, sorun sadece bendedir ve ben siktiri boktan nedenler yüzünden düşüncelere dalıp hayatı kendime zehir ediyordumdur.

Neyse konumuza dönecek olursak; aslında sorun iltifatlara alışmamak değil, sorun hani bende özgüven eksikliği varya, işte o yüzden biri iltifat ettiğinde benimle dalga geçiliyomuş hissine kapılıyorum. Böyle bi hisse kapılınca da söylenen güzel sözlerin hiç birini ciddiye almıyorum ve bu yüzden kır saçlı da o gece bana iltifat ederken; ya başka yönlere dönüp; yarı kırıtarak, yarı sırıtarak "ihihihi" diye kendi kendime havalara giriyordum, ya da "sağol" deyip iyice yamacına yamacına yapışıp yüzüne bakmamaya çalışıyordum.

Ee tabii yüzüne bakmaya, bakmaya da yüzü aklımda kalır mı? Peehh aradan 2 gün geçince adamın yüzünü unuttum ve "acaba neye benziyordu?" diye düşünmeye başladım. Hani aklımda bi tek kır saçları ve pinokyodan biraz kısa burnuyla kalmış olsada, parça pinçik de göbeğini de anımsayabiliyordum. Hatta boy farkımız da fazla yoktu yani. Ama bunlar hep parça parça şeklindeydi. Yani adamı bir bütün olarak bi türlü aklıma getiremiyordum. Tam "ulan acaba burnu çok mu uzundu?" deyip burnuna göre yüzünü aklıma getirmeye çalışıyordumki bi bakıyordum, zihnimde burnundan arta kalan her yer karanlık olarak beliriyordu. Tam "ulan bakışları çok mu derindi?" derken bi bakıyordum, zihnimde; karanlıkta kedi gözü gibi sadece gözleri beliriyordu ve başka hiç bir şeyi anımsayamıyordum. Durum böyle olunca acil buluşma ayarlanmalı ve tekrardan yüzyüze tanışılmalıydı.

Akşam onun iş çıkışı 22:00'yi. Böyle olunca "bende ofisten geç çıkayım" dedim ve oyalana oyalana saati 21:00 ettikten sonra onun yönlendirmesiyle çıktım gittim iş yerine. Ben gittiğimde o da zaten çıkıyordu ve biz beraber cadde boyunca yürüyüp bir çay bahçesine gittik. O arada ona şöyle dönüp baktım da, abi adamda güzellik namına hiç bi şey yok, yakışıklılık namına bi şey yok, aradığım her şey adamda olmasına rağmen yine de tipim olabilecek biri değil. İçimden "o gece ona kahve içelim teklifi gönderirken sarhoş muydum?" diye kendi kendime sorup durdum ama alkol alan biri değilim ki sarhoş olayım. Sonra çaktırmadan çaktırmadan bi kaç defa daha iyice süzdüm ama ııh, yok abi adam hayatta ölüp bayıldığım tiplerin tırnağı kadar bile değil. Hatta hani erkekte karizma olur derler ya, bunda o bile yok. Adam çirkin değil, güzel değil. Ne olduğunu anlamadım. Sıradan vasat bi tip. Ama böyle bi dönüp alıcı gözle değilde, kalıcı gözle baktığımda ulan ben bunu kaçırmıyım demiyor değilim. Çünkü adamda bi mütevazi hava var, bi kendinden emin, ama hiç bir şekilde kasılmayan rahat bi hava var. Hatta o ilk gece ayrılırken, durakta onlarca kişinin içinde yanaktan öpüyorum numarasıyla dudağımdan 2 kere öpmüştü beni. Hani şimdiye kadar tanıştığım ipnelerden hiç biri bana bu kadar yakın davranmamıştı. Hele durakta onca kişinin içinde böyle sıcak sıcak yanaşıp dudağımdan öpmek ıııh, hiç olmamıştı.

Böyle bunları falan düşündükçe "acaba doğru kişiyle tanıştımda, görmemezlikten gelmek için bahane mi arıyorum" diye düşünmüyor değilim. Ama bilmiyorumki işte. Bide konuşmalarımızda, adamın aradığı tek şey de "hayatımda biri olsun,benim olsun" felsefesi olduğunu anladım. Başka bir şey de istemiyor. Ama tipsizliği aklıma geldikçe içimden "yok laaan, ben buna mı kaldım" diyorum. Hani çirkin olsa "tamam çirkin biri yaww" diycem ama çirkin de değilki, kendimi "adam yakışıklı çirkinlerden" deyip çirkin yönüne vurulayım. Böyle garip, çok fazla sıradan bi havası var.

Neyse işte biz çay bahçesinde oturup bol şekerli kahveleri yudumlarken ben herkese yaptığım "kahvem senin kadar tatlıymış" esprisini yaptım. O da güldü. Kahveleri içerken karısından falan bahsetti, biraz rahatsızlık duydum. Çünkü her ne kadar adamın bi karısı olduğunun farkında olsamda, yine de bu konuyu konuşmak biraz tuhaf bi durum. Hem düşünsene biz orda kakara kikiri yaparken allah bilir karısı onu bekliyordu. Sonra ona söyledim bu düşüncemi ve o da "yok yok beklemiyor. ona geç geleceğimi söyledim" dedi de rahatladım. Hani aslında bilmiyorum işte karısını takmamaya, kendimi 2inci sınıf insan muamelesi görmeye daha şimdiden alıştırmış olsamda, bi türlü rahat edemiyorum.

Bi ara "keşke karım ablasına gitseydi de, senlen eve kapansaydık" dedi. Doğrusu bu düşüncesi hoşuma gitmedi değil, ama sonra onu ve kendimi kadının yatağında düşününce biraz tuhaf oldum. Bu şekilde mutlu olmak ayıp geldi bana. Sevincim düşüncem sayesinde kursağımda kaldı. Sustum. O da sustu, sonra suskunluğu sevmeyen diğer yanım, yırtık dondan fırlayan yarrak gibi bi anda "eee anlat hele" deyiverdi. Ben kendime şaşırdım, o da bana şaşırdı. Sonra sağdan soldan falan konuş konuş konuş, saatler geçti ve "artık kalkalım sende çok geç kalma" dedim ve kalktık.

Ona kalsa gece yarılarına kadar sokaklarda sürtelim havalarında dolanıyor. Karısını boş vermiş gibi ama boş vermiyor. Sanırım sadece benden çok hoşlandı ve ayrılmak istemiyor. Sonra karısı ve onun bu hali hakkında biraz konuştuk. "Karım bana 'odunun tekisin' diyor" dedi, bende gülüp "cidden biraz öyle görünüyorsun" dedim ve cümlem biterken ne dediğimi henüz anlamış olarak içimden "allah belamı versin" diye geçiriverdim. Bu arada ben onun ufak bi taşlama sözüyle dahi olsa kızmasını beklerken o hiç takılmadı bu sözlerime. O takılmayınca daha bi hoşuma gitti. Durdum gözlerine baktım. Tebessüm ediyordu.

Sonra cadde boyunca yürüdük falan. Eve attığı eski sevgililerinden bahsetti, çok sevdiği ve uğruna hayatını bile kökten değiştirmeye niyetlendiği sevgililerini. Bende kursağımda kalan sevilme heveslerimden bahsetmek istedim ama sustum ve sadece gecelik ilişkiler yaşıyorum demekle yetindim. "Neden gecelik" dedi "bilmem" dedim. "Aslında uzun süreli olsun istiyorum, ama yattıktan sonra aptal olduğumu farkedip beni terkediyorlar" diye cevap verdim. "Zaten aptal değilsem ne diye terketsinlerki" diye de ekleyince, aklıma diğer ihtimal geldi ve "ya aptal olduğum içinde değil. belki de götümü siktirmediğim için beni terkediyorlar" deyiverdim. Yolun ortasında durup benim bu kendi kendime konuşma halime bakıp güldü. O gülünce yine çok konuştuğumu anladım ve alttan alıyım derken "bari sıçtım bide sıvıyım" babında "gülünecek bir şey yok, doğruya doğru" dedim. O da bunun üzerine "peki neden götünü siktirmiyosun?" diye sordu, bende "çünkü beni sevdiğine inandığım hiç kimse karşıma çıkmadı, o yüzden bende her karşıma çıkanla yatağa girip götümü elletsemde, siktirmiyorum" dedim ve kocaman bi sessizlik oluştu.

Abii öyle yani. Götümü her önüme çıkana elletsemde, her önüme çıkana siktirme düşüncesine sıcak bakamıyorum. Hani siktireceksem de; beni her halimle seven biri siksin, bedenimi yalnız seven biri değil. Bana her halimle tahammül eden, bana her zaman katlanacak ve yanımda olacak biri siksin bari. Zaten kaşı gözü güzel diye peşinden koştuğum her adamın sikinin üstüne oturacaksam, sexin kutsallığı nerde kalıyorki? Zaten her boku yanlışlıkla yiyip, şimdi ara sıra dönüp geçmişe bakınca pişmanlık duyuyorum, bari postu deldirme konusunda biraz seçici olayımda ilerde geriye dönüp baktığımda pişmanlık duymayayım. Hatta pişmanlık duymak yerine "ohh çatır çatır siktirmiştim" diyebileyim.

Neyse işte, dediğim gibi herkesin hayata bakışı farklı, benimkide işte böyle. Hani uğruna dağları delmeyi göze aldığım piçlerle tanışsamda, uğruma dönüp dağa bakmayı bile göze alan kimseyle tanışmıyorumki yatağa girdiğimizde postu deldireyim. Durum böyle olunca da saxodan ileri gidemiyorum. Gerçi saxo deyip basitmiş gibi söylüyorum ama yani adam ağzımı yüzümü sikiyor, bu da basit bir iş değil tabi. Neyse dur fazla kırmızı noktalı konulara girmeden konuyu toparlayıp noktalıyım. Zaten çok uzadı ve bende bu posttan sıkıldım.

Sonra işte ben "geç kalmayalım" deyince o beni durağa bıraktı, gelen arabaya binip eve geldim. O da, ben eve gelinceye kadar 3 defa falan arayıp durdu. Bi ara "öffff sıktın ammma haa" diyecektimki durdum ve "tamam eve gelince ben seni ararım" dedim. Sonra eve gelince onu arayıp eve geldiğimi söyledim. O da "keşke bi evimiz olsaydı" dedi. Sustum. O da sustu. Yani böyle şeyler duymak güzel de, "abi daha birbirimizi tanımıyoruz evi nerenden çıkarıyorsun" demek istiyorum ama diyemiyorum. Bide sanırım ben böyle şeyler duyunca biraz korkuyorum. Sebepsiz bir korku, nedensiz bir korku.

Bilmiyorum işte kafam karmakarışık. Daha kafamda onu tam bi yere oturtmadığımdan mıdır nedir, anlamadım ama işte böyle kafam karışık. Bide bana sürekli ben seversem sonuna kadar giderim diyor. Neyin sonuna kadar gidersin demeye korkuyorum. Ya bide hiç bu kadar önemsenildiğimi hissetmediğimden midir nedir işte, belkide sırf bu yüzden ne yapcağımı bilemez haldeyim. Yani adam "sana güvenirsem asla seni bırakmam" diyor, bende" ne bileyim güveneceksen güvenirsin, ben sana kendimi güvendirtememki" falan diyorum. Böyle nihat doğan felsefesi yapar gibi sohbet edip duruyoruz. Neyse işte böyle şeyler falan yani.

3 yorum:

özge dedi ki...

çok şey istemiyorsun ki hayat erkeği..
beraber olacağın kişinin gözüne ve ruhuna hitap etmesini istiyorsun ve bu kalemlerden biri hep eksik kalıyor. sadece sen mi yaşıyorsun ki bu durumu asla, hepimiz bu noktadayız bir bakıma..
hayata dair zar zor öğrendiğim şeylerden biri de "ya şansını zorla ya da elindekiyle yetinmeyi bil" oldu..
ilki için çok yorum yapmiyim ama ikincisi huzur getirmiştir her zaman ama insanız ya işte durulmayan bir su gibiyiz ama!!

bu adamdan yakında kurtulacakmışsın gibi içimde bir his var bilemiyorum, kenarda dursun dersen evet dursun derim ama daha iyisini bulursan eğer bu adamı da üzmüş olacaksın..
gerçi adamımız oldukça girişken ve rahat bilemiyorum bazı kelimeleri söylemek için çok erken davranan adamlar beni hep rahatsız etmiştir..

tam anlamıyla cinsellik yaşamaman senin bileceğin bir şey tabi ki yazdıkların yanında hastalıktan da korktuğunu söylemiştin bir kez..
ama buradan da anlıyorum ki iraden çok sağlam ve ne istediğini bilen birisin ve netsin kafa karışıklıkların var ama o da hayatın getirdikleriyle bazen de vermedikleriyle ilgili.. ve bir tarafın çok naif kırılgan duygusal ama bir yandan da kuralları ve prensipleri olan katı bir tarafın var ki aman diyorum :)

sen girişken dost canlısı ve iradesi güçlü birisin hayat erkeği sevmeyi de çok iyi biliyorsun kimi sevmen gerektiğini de..

bu arada gönlümden geçen önce şu asker arkadaşının hayaletinden kurtulman keşke söylediği gibi gelse de bu takıntın bitse ve rahat etsen .. seçimlerini yapmanı engelliyor gibi geliyor hep!!

Hayat_Erkegi dedi ki...

anaaam bak ben onla ilgili yazmayı unuttum. Adama yıldırım nikahı yapıp 2çocuklu bi karıyla evlendi ve 1 ay kadar sonra yurtdışına gidiyor. Bu arada yarın buraya gelecek. Yabancı dil kursuna falan gidecek, bende güya ona kurs fiyatları için bi iki yerle görüşecektim. anam unutmuşum gelince ağzıma sıçar piç. bide bende kalacak. kafam biraz ondan dolayı karışık.

özge dedi ki...

hımm hayaletten kurtul derken sen kurtul demek istemiştim, hey hayat sen aradan çekil...

hayet erkeği hayaletinden kurtul!!