Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

6 Eylül 2011

Sevişmek bile bazen bir işmiş gibi ağır geliyor bana. Belki de sevilerek sevişmediğimden olsa gerek

Artık heyecanlanmıyorum eskisi gibi. Hiç bir şey şaşırtmıyor beni. Adeta bi odun olup çıktım. Yada zaten odundum, sadece gelip çarpıp gidenim çoktu. Bak şimdi böyle diyince, aslında ne olduğumu bilmediğimi farkettim. Belki bi odun bile değilimdir, belki bi hiçimdir. Kim bilebilir ki? Zaten hiç kimse kendinin ne olduğunu bile bilemiyorken benim ne olduğumu kim nasıl bilebilirki?

Sokaktan sesler geliyor. Saat, travestilerin götlerini siktirerek ekmek parası kazanmak için rahatça dışarı çıkabilecekleri anı gösteriyor. Zaten herkes bi koşuşturmacayla yaşıyor. Dışarısı sıcak, içerisi sıcak ve canım çok sıkılıyor.

Az önce bi kaç bardak su içtim ve ardından tuvalete gittim. Her su içişimde bokum geldiğini biliyormuydunuz? Bu yüzden içecek olarak genelde su dışında bir şeyler içerim. Sağ bileğim ağrıyor. Sanırım mouse tutmaktan olsa gerek. Gözlerim de ağrıyor, sanırım dün gece yeni tanıştığım amerikalı, ama arabistanda yaşayan pala bıyıklı adamla yaşadığımız sikindirik uykusuz geceden olsa gerek. Çünkü uyuyor olmamıza rağmen, her uyanışımızda seviştik, her uyanışımızı 69la noktalayıp uyuya kaldık. Onun başı benim bacak aramda, benim başım onun bacak arasında.

Bi ara uyandığımda "nerdeyim ben" diye gözlerimi açmaya çalışırken, Lawrence'ın sikinin, sağ yanığımın hemen üzerinde olduğunu farkettim. Midem bulanır gibi oldu, ama boşverdim ve başımı iyice bacak arasına sokup sikinin etrafındaki kıllara dalıp uyumaya çalıştım. Bacak arasındaki kılları her şeyden çok seviyorum.

Bu arada geçenlerde şu benim önceki amerikalı mail attı "heyy geldim istanbuldayım numaram şu ara beni" diye, yeni bi numara yazmıştı. İlk gün cevap vermedim, ikinci gün ise "istanbul dışındayım bir süre" diye yanıt yazıp gönderdim. Çünkü artık anlayabildiğim bi dilde, bana "seni seviyorum" diyen birileriyle görüşmek istiyorum...

öncesi;
Dün gece, uzun zamandır duymadığım ve artık nasıl söylenildiğini bile unuttuğum o yapmacık "seni seviyorum" kelimesine bile razı olarak bir kaç aydır gitmediğim ibne barına gittim yine. Etraf yine, kendini kaliteli sanan onlarca ucuz insanla doluydu. İçlerinden bir kaç güzel bakışlı kişiye dikkat ettim ve onlarla kesiştik. sonra hepsini siktir ettim ve sadece birine bakınmaya başladım. Bakıştığım adam gecenin ilerleyen saatlerinde yanıma gelip durunca, bende kalabalığı siktir edip elimi uzattım "merhaba" diye.
ve olan oldu "what" dedi. "Anan ammı" diyecekken durdum ve "hiç" dedim. Sonra tanıştık ettik falan derken, anladımki aslında hayatıma, beni sevdiğini söyleyecek birileri asla girmeyecek. Amerikalı olduğunu öğrenince daha bi şaşırdım. Acaba diğerine yalan söyleyerek "kötü bir şey mi yaptım" da, allah beni bu sefer başka bi yabancıyla, ama yine amerikalı biriyle tanıştırdı.

Boş verdim düşünceleri ve "bir şey içer misin?" diye sordum "efes birası" dedi. Barmenden 1 efes bira, bi de kendim için enerji içeceği aldım. Çakıp çakıp içtik. Sonra bahçeye çıkıp herkesi siktir ederek dudağına yapıştım. Etrafa bakınıp güldü, bende "rahat ol, siktir et herkesi" dedim. Yine güldü "hep güleceksen işimiz var" dedim, yine güldü. Gülümsemelerini boş verdim "hadi gel çıkalım şu göt kokusunun hakim olduğu yerden" dedim ve çıktık. Burda bi arakadaşında kalıyormuş. Arabistanda ingilizce öğretmenimiş falan da filan.

"Aslında doğrusunu söylemek gerekirse, sikimde değil ne iş yaptığın, çünkü en fazla 1 defa daha görüşeceğiz ve sen geldiğin yere siktir olup gideceksin" dedim türkçe, ama iplemedi. Rahat haline bakınıp güldüm ve içimden "sanırım birbirimize alışmaya başladık" diye söylenirken "ne yapalım" dedi. "Sen bilirsin" dedim ve otel teklifi yaptı "okey" dedim ve istiklal'e çıktık.

Sik gibi adamlarla doluydu cadde. Kendini bi bok sana kevaşelere laf atıyorlardı ve bu yüzden canım sıkıldı. "Bir an önce ara sokaklardan birine girelim" diye düşünürken, onu da çektim ve beraber sokaklardan birine girdik. Hafif karanlık olduğunu farkedince durdum, o da durdu. Boyu benden uzun olduğu için elimi ensesine atıp hafifçe kendime doğru eğerek çektim. Dudaklarına yapıştığımda güldü yine, sonra devam ettik. Sokaktan geçen bi kaç kişi bizi gördü diye, bi an ayrıldık. Sonra bizim ayrılmış olmamıza rağmen, onların ısrarlı bakışlarına kızıp tekrar yapıştım ve onlar kendi aralarında konuşup gözden kaybolurken, biz dakikalarca öpüştük ve sonra ayrıldık.

Az aşağıda bulunan otellerden birine gittik. Pasaportu falan yanında değildi, bir tek bilmem ne kartı vardı yanında. Resepsiyona "al bununla işlem yap" dedim ve parasını verip odaya çıktık. bize odayı gösteren çocuğa teşekkür edip cebimdeki bozuklukların miktarına bakmadan uzattım. Teşekkür edip ayrıldı. Kapıyı kitledim ve soyundum. Ben soyunurken Lawrence da soyundu. Soyunurken tuhaf tuhaf bana baktı, dudak büktü ve çırıl çıplak kalıncaya kadar konuşmadık. Sonra giysilerimi düzenli bi şekilde bi köşeye bırakıp yatağa oturdum.

Oysa böyle değildim ben, dağınıktım ve inanılmaz derecede hep dağınığımdır. Ama bu sefer öyle değildim. düzenli olmaya çalışıyordum ve ağırdım.
Lawrence hoş biri aslında, ama nedense hiç keyfim yoktu. Sadece sevişmiş olmak için sevişecektim. Heyecansız, sakin ve siktiri boktan bi sevişme.
Öpüşmeye başladık ve bu numaracıktan öpüşme, kendini bi kamera karşısında hissediyor gibi davranma halleri canımı sıktı ve "boş ver gel yatağa" dedim. Öpüşmekten zevk alan ben, artık öpüşmekten zevk almıyorum "siktir et öpüşmeyi" dedim ve 69a yattık. Boşaldığımızda uyuya kaldık. Sonra bi ara uyandık ve duşa girdim. Yıkanıp geldim ve tekrar 69da boşaldık ve tekrar uyuya kaldık.

Lawrence da benim gibi osikişmekten çok dokunmayı seviyor. Ama bu gece bende uzun zamandır var olan durgunluk var. Nereme, nasıl dokunmak istiyorsan öyle dokun, rahat ol deyip sırt üstü uzandım. Biraz oyalandı falan sonra sımsıkı sarıldı. Bende sarılacakken "nasılsa yarın görüşmeyebiliriz, boşuna duygusal mallığa bağlamaya gerek yok" diye düşünüp, kucağından çıkıp ters döndüp ve başımı göbeğine bırakıp sikiyle oynamaya başlayarak uyumaya çalıştım.

Bu aralar böyle bi durgunluk var bende. Çünkü artık ne duygusal bir şeyler hissetmek için birine dokunmak istiyorum, nede birinin bana dokunmasını. Bu gece neden dışarı çıktığım hakkında en ufak bi fikrim bile yok. Sadece iş olsun diye çıktım sanırım. Öyle sikindirik bi ruh hali sanırım. Çünkü heyecansızım, isteksizim ve sadece sevişmiş olmak için çabalayıp duruyorum.

Lawrence'la sevişirken bi ara içimden "acaba kalkıp gitsem ayıp olur mu?" diye düşündüm bi an. Ama sonra "madem otele geldik, kalıyım" deyip başımı bacak arasına iyice gömdüm ve uyudum. Sabah uyandığımızda saat 11 di. Onun başı da bacak aramdaydı ve sikimi emip duruyordu. Zaten öyle olmasa her halde öğleden sonraya kadar uyumuş olurdum. Sonra boşaldık yine ve kalkıp giyindik.

Diğer amerikalıyı götürdüğüm yere kahvaltıya gittik. Dışardaki masa ve sandalyeler yok artık. Mecburi olarak içerde oturduk. Yanımızdaki masaya ufak tefek insanlar gelip oturdular. Fotoğraf makinelerine bayıldım ve hatta içimden "bi an arkalarını dönüp gitseler ve makineyi unutsalar bende alıp çantama atsam" diye düşünmedim değil. O anda masadakilerden biri komik bir şey söylediğinden olsa gerek hepsi bi anda gülmeye başladılar. Sanki aklımdan geçenleri okudular da "aaaa salağa bak" diye kendi aralarında konuşup bana gülüyorlar diye düşünmedim değil.

Lawrence o esnada en kibar haliyle zeytin yiyordu. Bende en kaba halimle ekmeğin arasında peynir domates ve ğıyarları diziyordum. sonra tuzlayıp yemeye başladım ve Lawrence bana bakıp güldü. Bu piç hep gülüyor. Konuşmuyor da sadece gülüyor ve bu samimi olmayan gülüşler canımı sıkmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra çıkıp meydana doğru yürüdük. Artık gitmek istediğini söyledi ve telefonumu aldı. "Ok, call me" diye bir şeyler söylenerek numaramı verdim ve sonra "nice tu miiit yuuuu" deyip elimi uzattım ve ayrıldık. Uyumak için eve geldim ama hala uyumuş değilim. Netten porno izleyip izleyip, osbir çekip duruyorum. Bir şeyler ters gidiyor bu ara ve canım çok sıkılmaya başladı. 

8 yorum:

Adsız dedi ki...

sen esprili ve hayatı seven birisin ( öyle sanıyorum ) bu sebeple bu depresif halin geçecek, çok sosyal ve aynı zamanda arkadaş canlısı olman, bu aralar üzerine giydiğin bu karamsar ve ümitsiz gömleği çıkarmanı kolaylaştıracak.. sen soğuk yaradılışlı biri değilsin ki hayat erkeği, yalnız kalman söz konusu bile olamaz.. ama aradığın aşkı sevgiyi bulamamanın sebebini kendinde aramalısın cevap sende.. bize sunduğun bu samimi ve içten dünyanı kendi hayatına da yansıt, isteklerini duygularını sadece kelimelere hapsetme, insanlar senin bu yüzünü bırak görsün, bence o zaman her şey farklı olacak göreceksin.
güç bizde ama kullanma iradesi yine bizde..
bir de karşındakine neyi gösterirsen onu bulursun unutma..
kendine iyi bak..

Hayat_Erkegi dedi ki...

@adsız aslında kendine yakıştırdığın güzel bi adın vardır diye tahmnin ediyorum. keşke o adınla gelsen bende sana o isimle hitap etsem.
dileklerin için teşekkürler tostum. en güzel şeyler beni bulduktan sonra senin peşinde koşsunlar =)

özge dedi ki...

o halde "gerçek" adımla geleyim.. boşver oradaki buradaki nickleri..
en güzel şeylerin bana gelmesi uzak değil o halde...

Hayat_Erkegi dedi ki...

memnun oldum özge =)

güzel şeyler, aslında hayat başlı başına çok güzel ve tüm mutsuzluğuna rağmen dolu dolu yaşanılmayı hak ediyor.

özge dedi ki...

doğru..
işte gerçek senin bu olduğunu düşünüyorum. hayatı kelimelerin büyüsü ile cümlelerin gücü ile hayal gücünün renkli ve bazen karanlık yönleriyle tanımlayanlar için, hayat pes edecek moral bozacak kadar basit değil.
bunu sen de çok iyi biliyorsun..

Hayat_Erkegi dedi ki...

bak sen şimdi böyle diyince bende yazdığım şeyi, beğendim. dur gidip tweet atıyım. üüüf ben ne demişim öyle

denizero dedi ki...

__ben de çok eğlendim okurken....en kısa zamanda enerjine kavuşmanı bekliyorum (da maceralara koş)...dürüstlüğün için de teşekkürler bu arada :)__

Hayat_Erkegi dedi ki...

@denizero dürüstlüğüm için ilk defa teşekkür aldım. tuhaf bi duygu, tuhaf bi..