Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

12 Ağustos 2011

Mutsuz şehrin, gösterişe meraklı insanları

Denemelik hikayelerden biri daha.

..Dışarda kocaman bi curcuna vardı, ama buna rağmen az ilerisinde bulunan küçük çocuğun akan burnunu içine çekerkenki fırk sesi rahalıkla duyuluyordu. Gözlerini kısıp, mutsuz şehrin gösterişe meraklı insanları tarafından yılbaşında süslenip püslendirilecek olan az ilerdeki çam ağaçlarına baktı. İçinden kocaman harflerle kurduğu SİKTİR düşüncesi geçti ve dudağına yerleşen gülümsemeyi boşverip yoluna devam etti. Az ilerde bir dilenci oturmuş gelen geçenden "o güzel gülümsemen solmasın" lafını söyleyerek para koparmaya çalışıyordu. Dudağında hala beklemekte olan gülümsemeyi silmemişti ve dilencinin bu gülümsemeyi görüp aynı duayı ona yapmasını istediğini kendi kendine düşünüp ona doğru yürümeye başladı. Tam yanına geldiğinde dilenci artık susmuştu ve gelip geçenleri takmıyordu bile. Oysa adam az önce çam ağaçlarını süsledikten sonra yapay bi mutlulukla geçirilecek yılbaşı insanlarını düşünürken dudağına yerleşmişti bu gülümseme.

Adam, dilencinin farklı bir yöne dönmesinden sonra kırmızı yanan trafik ışıklarına aldırmadan araç kornaları eşliğinde caddenin öteki tarafında geçti. Pencereden kafasını uzatıp analı kızlı küfür eden şöförler umrunda değildi ve bu küfürler gülümsemesini biraz daha büyüttü. Çünkü hayatında duyduğu en samimi, en içten ses tonlarıydı bunlar.

Karşıdaki cafeyi gözüne kestip oraya doğru yürüdü. Boğazında toplanmış olan tükürüğü, hafif sol tarafına doğru dönüp hızını kesmeden yere türkürdü ve kafeye girdi.

Kafenin sahibi her sabah olduğu gibi bu sabahta kasaya geçmeden önce masaları ve yerleri silmişti. Adam kafeye girdiğinde yerler henüz silinmişti ve daha ilk adımını atar atmaz parkenin ıslaklığından dolayı ayağı kayıp düştü. Düşerken kafasını, kapının hemen yanındaki reyonun sivri ucuna vurdu ve yere tamamen kapaklanınca da bileğini kırdı. Ama bileğinin acısını hissetmiyordu bile. Çünkü  adam kafasını, reyonun sivri ucuna vurduğu anda ölmüştü. Kafe sahibi o sabah uyarı levhasını bırakmayı unutmuştu. Ama levhayı bıraksa bile bu adamın kaderini değiştirmeyecekti. Çünkü değişmesi gereken şey adamın düşünceleriydi, adam "mutsuz şehrin gösterişe meraklı insanları"nın arasında yaşamak istememişti. Bundan sonraki yılbaşı kutlamaları, içten bi yapaylıktaki mutlulukla o adamsız geçecekti.

Hiç yorum yok: