Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

14 Ağustos 2011

Hoşlandığım kişilerle sevgili olmak konusunda problemlerim var, ama arkadaş olmak konusunda üstüme tanımıyorum

Dün akşama kadar boş boş dolanıp durdum etrafta. bildiğin at siki gibiydim. Canım sıkkın ve kalkmışken bi yere girip boşalıyım havasında. Öyle böyle derken istikalal'i dolandım. Sonrada telefonu çıkarıp Piç Kurusu'nu aradım. Hani benim şu geçen yılki piç vardıya işte o. Onunla geçen yıldan bu yana bi daha görüşmemiştik. Geçen ay nette ibne sitelerinde dolanırken tekrar karşılaşınca yeni msn'den ekleşip, arada bazen konuşmaya başlamıştık. Sonra işte bi ara görüşelim derken de telefonlarımızı vermiştik birbirimize. Bende hazır boştayken arayıp "buluşalım" dedim, kabul etti.

Okulu bitirmiş ve büyük bi otelde staj yapmaya başlamış. Onunda iş çıkış saati olduğundan dolayı Asmalı Mescid'de buluşalım dedik ve orda buluştuk. Gittiğimde bütün sokak onunmuş gibi masada oturduğunu ve gözlerinin içinin hala eskisi gibi parladığını, ama o eski belirsiz surat ifadesininde yerinde olduğunu gördüm. Ayağa kalktı ve birbirimize sarıldık. Hani msn falan filan gibi sikimsonik şeyler neyse de, böyle yüz yüze konuşmak, karşılaşmak bi başka yahu. Bi kere teninin sıcaklığını hissediyorsun. Tutup kalbinin en üst köşesinde bi yere koymak istiyorsun. Öpüştük koklaştık ve sonra yerime otururken dayanamadım bi daha sarıldım. Gülüştük. Bana "manyak" dedi. :))


Son sarılışımda boynundaki uzun dikişleri gördüm. İçimde kocaman bi çığlık, ama sadece onun duyabileceği bir ses tonuyla "ne oldu lan?" derken o da anlattı. Sevgililerinden biri façasını çizmiş. Neyseki ucuz yırtmış ve bi kaç ünite kanla kurtulmuş. sonra durup başka şeylerden, hayatlarımızdan konuştuk. Benimkinde bi değişiklik yoktu. Onunkinde ise okul bitmiş, iş hayatına atılmıştı. Kafası yine bi milyon ve hala topluma adapte sorunları yaşıyor. İnsanların iki yüzlülüğünü, yapay hareketlerini gördükçe kuduruyor ve o yapaylıkta yaşayanları gidip oracıkta sikesi geliyor. "Boş ver, siktir et onları biz kendimize bakalım. Hem seni özlemişim lan, hemde çok özlemişim" deyip yanağını öptüm bi daha.

Sonra işte sağdan soldan konuştuk, mekana gelip gidenlerden hangisinin yakışıklı olup olmadığını, kimin çirkin olduğunu ve masalarda yalnız oturanların hallerine baktık. Bu arada bize içecekler geldi gitti, karides falan geldi (bu arada ben hayatımda ilk defa karides yedim ve hiç beğenmedim. ama parayı piç kurusu ödediği için bol bol yemekten geri kalmadım) öyle böyle derken aradan 1-2 saat geçti. Sonra kalkıp istiklal'e çıktık. Taksim meydanına kadar bi kaç mağazaya girip çıktık, bitli pireli eşya ve giysilerin satıldığı retro'ya uğradık ve sonra meydana yakın bir ibne kafesine götürdüm onu. Oturup laflarken laf dönüp dolaşıp sevgililerimize geldi. Ardından sikimsonik aşk hikayeleri, sikimsonik ailevi meseleler derken ve en sonunda da ortak sevgililer ortaya çıktı. Onun eski aşkı benim tek geceliğim, onun eşşek sudan gelinceye kadar dövdüğü benim ise ölüp bittiğim çıktı. Hayat ne garip bi şey lan. Milyonlarca nufusa sahip şu boktan şehirde ortak sevgililerimiz, ortak aşık olduklarımız falan çıkıyor. Sonra işte bir şeyler içip o kafeden de çıktık. Asmalı mesciddeki hesabı onun ödemesinden dolayı bu sefer hesabı ben ödedim ve ödeştik dedim, güldü "olmaz olmaz" dedi. ama direttim "bu sefer böyle olsun, hem başka zaman yine sen ısmarlasın" diyerek ikna ettim.


Taksim meydanına kadar biraz samimi biraz soğuk, biraz dengesiz, biraz arkadaş gibi birbirimize yılışarak vardık. Gideceği otobüs durağına bıraktım ve o otobüse binerken çok samimi bi şekilde öpüştük. Otobüsün içinde bi çiftin bize bakıp güldüğünü farkettim ama hiç siklemedim. Sonra o gidip otobüse bindi ve görebileceğim bi koltuğa oturunca da otobüs gidinceye kadar öyle orda durup ona baktım. Ben ona baktım, o da bana el kol hareketi yapıp "tamam git" falan diyordu. Ama gitmedim. Bekledim öylesine. Sırf otobüsteki çift bize öyle bakıp gülmüştü diye bekliyordum. Sonra o çift iyice bana dikkat kesilip neden gitmediğime kafalarının takıldığına emin olunca, ona öpücük yolladım ve o çift hemen ciddileşip başka yönlere döndüler. Zaten böyle tiplere gıcık oluyorum. Sikerim lan ızdırabınızı, amcıklar, bize bakarak kendi aranızda iki kakara kikiri yaptınız diye siktirip gideceğimimi sandınız.

Öyle böyle derken otobüs on dakika falan oyalandı. Bende bu süre zarfında kıpırdamadım ve sürekli öpücük attım. En son o çift iyice ciddileşip, surat ifadelerinden "pardon abii" ibaresini okuyunca, Piç Kurusu'na el sallayıp gittim. Ben otobüs durağından inerken otobüs de yola çıktı ve yanımdan geçerken o çifte bi daha baktım. Onlar ise altlarına etmişler gibi tırsak bi vaziyette önlerine dönüp bana bakmadıklarını, benimle ilgilenmediklerini belli etmeye çalışıyorlardı. Ama yok sikerim öyle tripleri. Siktirin ordan, orospununçocukları.

Hiç yorum yok: