Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

8 Ağustos 2011

Her yazıya bi başlık, her kadına bi koca, bana da sen lazımsın :Pp

Dün can sıkıntısından kendimi sikecek gibiydim. O yüzden evden kendimi atarcasına çıkım. İstiklal'in iki adım uzaklıkta olmasının verdiği mecburiyetle koşturuverdim o tarafa. Sonra bi kaç tur atıp D&R'a girdim. Kitaplar arasında dolanırken Hakan Günday'ın AZ romanıyla karşılaştım ve "nasıl bi kitap acaba" diye önce kitabın arka kapağını okudum. Güzel bir kaç cümle vardı, hatta okuduktan sonra o cümleleri bloga yazmalı ve sürekli açıp okumalıyım dedim kendi kendime. Ama şimdi unuttum. Zaten bir şeyi akılda tutacak kadar zekam olsaydı şimdi kimbilir nerelerdeydim.

Neyse işte arka kapaktaki güzel cümlelerden dolayı kitabı okumaya karar verdim ve bu yüzden kitabı alıp arka rafların arasında bulunan sandalyemsi şeye oturdum. Sandalyemsi diyorum çünkü neye benzediği veya ne olduğu hakkında en ufak bi bilgim yok. Gerçi istiklal D&R yeni yerine taşındığından bu yana pek giresim de gelmiyor, ama işte çok sıkılınca insan giriyor. Neyse işte oturdum ve kitabı ilk sayfadan okumaya başladım. Güzel başlayan kitabı, sayfalarda ilerledikçe elimden bırakamayacağımı anladım. Önce alıyım lan deyip arkasını bi çevirdimki kafam kadar büyük harflerle fiyatını 19 tl yazmışlar. Hemen geri çevirip okumakta olduğum sayfalara döndüm. Lan 19 teleyle ben 2 hafta geçiniyorum. Hani tamam emeğe saygı, artı rep verelim ama yani saygı ve rep beleş olduğu için veriyoruz. 19 tele saygı gibi bir şey değilki, direkt maddi şeyler oluyor ve insan bu yüzden gerisin geri kaçıyor. Gerçi o kadar para da cebimde vardı ama yani bu aralar kitaba ayıracak param yok.
Zaten evde doğru dürüst bi eşyam yok, bide gidip kitap alcam pehhh. Hem kitap almak karın doyurmuyo be Hakan abi. O yüzden kusura bakma.

Ama yazdıkların güzeldi. Böyle bağlandım kaldım ve bu yüzden; madem para basıp satın alarak saygı duyamıyorum, bari kitabı beleşe okuyarak, en azından yazmış olmasına saygı göstereyim deyip kitaba gömüldüm. Mübarek kitabın 50inci sayfalarına gelmiştimki mağaza çalışanları çok sık yanıma gelip gitmeye başladılar. Bende yer değiştirip başka bi köşede tekrar okumaya başladım. Sonra 78inci sayfaya gelince "artık ayıp oldu kalkıp gideyim" dedim ve kitabı aldığım yere bırakıp, istiklal'in taşşak kokusunu içime çeke çeke yürümeye başladım. Kendini dünya güzeli sana travestiler, sırf bu akşamlık götünü siktirmek için elini kolunu olabildiğinden fazla sallayan erkek ve kadın arasında gidip gelenler, onları süzen sikko beyinli mallar, onlara gülen doğuştan kaltak ruhlu insanlar, caddede zengin erkek bulurum deyip evde eline geçen her takıyı orasına burasına serpiştirenlerle beraber, aşağı doğru yürümeye devam ettim.

Yeni açılan Demirören alışveriş merkezinin önünde oturan milletin arasına katılıp bi köşeye oturdum. Gelip geçenleri biraz süzdüm ve bu sırada yanımdaki sıra tamamen boşaldı. Onlardan sonra bi süre öyle tek başıma olunca ayaklarımı uzatıp iyice serildim ve bi on dakka falan kalabalığı siklemeden rahatıma baktım. Sonra bi ara tam toparlandım, içerdeki mağaza çalışanlarından iki kız gelip yan tarafıma oturdular. Kızlardan biri sigarasını çıkarıp yaktı. Diğer kız istemedi. Arkadaşı istemeyince, biraz durdum ve içimden "acaba istesem verir mi?" diye düşünürken bi baktım "fazla sigaran var mı?" demişim bile. Kız hiç umursamadan elini göğüs cebine atıp bi paket winston çıkarıp içinden bi tane uzattı. Ben sigarayı alırken, o çakmağı uzattı bu arada. Sonra sigarayı yakıp çakmağı uzattım ve "sağol" dedim.

Kızın ağız alışkanlığından söylendiği fazlasıyla belli "sağollara" karının tok olduğunu, oralı olmadığı her halinden belli aynı tarzda söylediği dudak üstünden "önemli değil"le cevaplayınca anladım ve o anda diğer kız arkadaşına dönüp konuşmaya devam ettiler. Ne konuştuklarına dikkat etmedim ve açıkçası hiç sikimde de değildi. Sonra sigara bitmesine yakın kızların yanından kalkıp caddede yürümeye başladım. Bir iki dakika sonra sigara bittiğinde geri dönüp demirören'e girdim. Üstkatta bulunan Virgin'e girip yine hakan günday'ın AZ romanını aradım ve bulunca alıp ordaki taburemsi şeylerden birine oturdum.

Gelip giden elemanlar, yüksek sesle konuşan gösteriş meraklısı kitap alıcıları, her halinden "sonradan görme" olduğu belli kokoşlar, kocasını "sana bi ömür vermem gider kendimi atlara siktiririm" tehdidiyle virgin'e zorla soktukları belli olan alımlı karılar, ingilizce konuşuyormuş gibi garip bi aksanlı türkçe ile mağaza çalışanlarıyla konuşmaya çalışan zengin müsveddeleri, giydiği her şeyin markası karşısındakinin gözlerini kör eden garip yaratıklar, "seni paramla satın alırım" diye bağırırcasına raf aralarında kirli elleriyle, temiz kitaplara dokunan gerizekalılar, bir kaç yabancı ülke gördüğü her halinden belli medeniyet gördüğünü sanan ileri zekalılar ve benim gibi bi boka yaramayan sikindirik daha bir çok canlı mağazada, rafların arasında sik arıyormuşcasına kitapları kirleterek dolanıp duruyorlardı..

Ben kitabı okumaya bir kaç sayfadır başlamıştımki, kocasının eline kitap sepeti tutuşturup, yanına mağaza elemanlarında birini almış tüm rafların önünde durup car car öten bi kadının sesiyle irkildim. Kadın "bu kitap bi işe yaramaz, çok boş kitap" deyip duruyordu. Böyle ısrarlı konuşmasına ve aynı kelimeleri defalarca tekrarlamasına şaşırıp kitabın hangisi olduğunu merak edip başımı AZ'dan kaldırıp; kadına, elinde sepet olan kocasına ve mağaza görevlisine bakıp ayağa kalktım. O anda kadın biraz geri çekilip "ayy ben şimdi böyle dedim birde siz yazarı çıkıyormuşsunuz" deyip "ahahahahah" adlı şuh bir kahkaha patlattı. O kahkahasını patlatırken bende kitabı almış adını okumaya çalışıyordum. Garip isimli, süslü püslü bir kitaptı. Zaten oldum olası böyle süslü püslü kitapları sevmediğimden olsa gerek, adı da şu an aklıma bi türlü gelmiyor. Sonra "yok yok yazarı değilim" deyip kitabı evirip çevirip yerine bırakıp, döndüm yerime oturdum.

Bi yandan da içimden "kadın acaba benle dalga mı geçti, yoksa tipimden yazar olduğum gibi bi bok mu var" diye düşünmekten kendimi alamadım. Tabii ben bunları düşünüp, kitabı yerine bırakırken kadın bir şeyler daha dedi ama anlamadım ve bu yüzden kadına herhangi bir cevap vermek yerine, mal mal suratına bakınmakla yetindim. Benim sessiz kalmamla birlikte mağaza elemanı o sırada devreye girip kitap hakkında bir şeyler geveledi, kocası da sanırım o arada yerin dibine girip girip çıkıyordu, çünkü pek gözüme görünmedi.

Sonra ben muhabbetin uzayacağını görünce kitaba döndüm ve okumaya devam ettim. Bu arada onlar yanımdan geçerken sepetlerine baktım AZ onlarında sepetinde vardı. Kendi kendime "vay vay vay pis şıfrıntı" deyip tekrar kitaba döndüm. Bi saat sonra falan anca başımı kaldırdığımda 163üncü sayfaya gelmiştim. Sonra çok takıldığımı düşünüp kitabı rafa bırakıp çıktım. Madem kitaba verecek para bulamıyorum, bari kitap okumaya ayıracak zaman bulayım. Zaten her gün 70-80 sayfa okursam bi aya kadar 2500 sayfa kitap okumuş olurumki bu da, benim seviyemde biri için boğazı yüzerek geçtikten sonra, kutlama babında ilk girdiği tuvalette osbir çeken deniz baykal kafası demek olurki, bence bu iyi bir şey. Neyse işte 70-80 sayfa kitap okuyunca biraz sakinleşmiştim ve İstiklal'e çıktığımda kendimi; sakin sakin yürürken ve hatta yetmezmiş gibi bide insanlara yol verirken buldum. Oysa benki istiklal'de yürürken insanlara çarpa çarpa ilerleyerek "yalnızlığımı yok etmeye çalışarak yürümeyi" seven biriyim.

8 yorum:

femme fatale dedi ki...

çok tatlısın se hayat erkeği

Elif Ayvaz dedi ki...

Nasıl, güzel miydi okuduğun kısmı? :) O kitabı ben de almak istiyorum ama işte, parasızlık...

Hayat_Erkegi dedi ki...

@fatale =)

@Elif Ayvaz doğrusu kitabın arka kapağındaki cümleler güzel olsada, kitabı alıp okumaya başlayınca beklentilerimin altında kaldı. Hemde çok =(

Elif Ayvaz dedi ki...

Kinyas ve Kayra'yı okumuştum ben. Okurken çok sıkılmıştım. Hatta adamın röportajlarını okurken de aynı hisse kapıldım. Ama bitirdikten sonra etkisini gösteriyor. Öyleyse alacağım. :)

Missbone dedi ki...

Kitap okuma tekniğine bittim,bende yapmalıyım :D

Adsız dedi ki...

Son paragrafın yüzünden yanaklarını sıkmaktan öldürebilirim seni.Ne güzel yazıyosun la =)

Adsız dedi ki...

Çok güzel yazıyosun.

Beter Böcek dedi ki...

Oğuz Atay teması bile kurtaramamış AZ romanını. Olmamış. Hakan Günday'ın ilk romanı olan Kinyas ve Kayra çok daha iyiydi. Benim için hayal kırıklığı oldu.