Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

25 Temmuz 2011

Yoksa insan maddeye hükmettikçe, aslında madde mi insana hükmediyor?

Merhaba sevgililerim.
Siz şu anda bu cümleleri okurken ben boğazımdan kısıp, götüme almadığım donların biriktirdiğim parasıyla aldığım buzdolabı'nı, mutfak kapısından dikizliyor olacağım. O kadar güzelki, hayallerimin buzdolabı diyebiliriz. Böyle bembeyaz ve uppppuzun.
Hayır, hayır, hayır, durun sizi gidi terbiyesizler sizi "upppuzun" denilen her cümlede aklınıza penis getirmeyin.
Bakın kırk yıllık yarrağa sik bile demiyor, bunun yerine penis diyecek kadar da terbiyeli ve entel görünümlü Nihat Doğan SLX olmaya çalışıyorum..

Entellik bölümünü geçip buzdolabına dönecek olursam onun hakkında şunları da söylemeliyim:
O kadar güzelki, adeta aşık oldum. Eğer dantel yapmayı bilseydim üstüne bir şeyler örerdim valla. Ama bilmiyorum. Belki pazardan bir şeyler alırım, adeta gelinimmiş gibi üstüne atıp sexi fotoğraflarını çekerim.
Sabah evden çıkarken gidip veda edercesine bakıp çıkıyorum, akşam eve gelince de ilk işim "merhaba" dercesine gidip kapısını açıp bakınıyorum :)) Sanırım bundan benim yavaş yavaş kafayı yediğim sonucuna varabiliriz.
Ama rengi o kadar güzelki. Hele bide kapısını açınca direkt yanan bi lambası var, ayyyy ayyy ayyy öldürüyo beni.
Lamba deyince aklıma geldi de söyliyim; ben küçükken buzdolabı lambalarının hep açık olduğunu sanıp içimden "tüüü yazık değilmi koca lamba hep açık kalıyor. Sanki meyveler, kartollar (patates), ğıyarlar falan karanlıktan mı korkacak" diye düşünürdüm. Neyseki böyle düşündüğümü hiç kimseye söylemedim ve 15 yaşına kadar da dolabın kapısını kapatınca lambanın kendiliğinden söndüğünü öğrenemedim. Öyle işte, yani benim salaklığım sonradan edinmişlik değil, hepinizinki gibi doğuştan geliyor.

Neyse işte. Buzdolabı aşkımın aynısını, bundan bi kaç ay önce çamaşır makinesi aldığımda da yaşamıştım. En fazla 1 hafta sürüyor bu hallerim. Sonrası işte tıpkı her ilişkide olduğu gibi, üstünden biraz zaman geçince götümmüş gibi davranmaya başlıyorum.
Hele çamaşır makinesinin şimdiki halini görmelisiniz. Kapısı şehla gözlü iri bi adamın ağzı gibi duruyor. Zamanla alışının o kadar kuvvetli olduğunu görünce, az kalsın mahallenin kuru temizleyicisi olacaktım da vazgeçtim. Ama vazgeçtiğim sıralarda bi gün başımı kapısından içine sokup "acaba içine sığıyor muyum" diye düşünmekten de kendimi alamadım. Hani gözüm kesse içine girebilsem, valla duşumu artık çamaşır makinesinde almaya kalkışırım. Zaten benim gibi banyo yapma anlayışı su altında saçını bol bol köpüklemek ve eli ayağı buruş buruş oluncaya kadar suyun altından hiç bi yere ayrılmamak olan biri için, bence çamaşır makinesi girip duş almak için birebir valla.Ohhh kirden mirden eser kalmaz valla.

Yalnız şu da bi gerçekki, çamaşır makinesini bu dolap kadar sevmemiştim. Sanırım bunun nedeni yaz ayları olmasından olabilir. Çünkü eve gelirken aşmak zorunda olduğum yokuş, afedersin götümdeki donu bile ıpıslak ettirecek kadar terletiyor beni. Bende bu yüzden eve geldiğim gibi, çırılçıplak kalıncaya kadar soyunup dolabın kapısını açıp önünde serinlemeye çalışıyorum. Mübarek dolap öyle güzel üfürüyorki, anında "çölde kutup ayısı"nı görmüşüm gibi terim soğuyo.

Eve gelirken böyle yaparak biraz nefes alıyorum iyi de, bunun bide gecesi var. Valla gecenin ilerleyen saatlerinde, evin içinde anamın şeyinden az önce çıkmış gibi çıbıldak gezinen biri olmama rağmen, bi terliyorum bi terliyorum dersin sanki duş almışım. Hele bide osbir çekip uyumaya çalıştığım anlar varki, ne yapsam rahatlayamıyorum. Bu yüzden bazen aklıma dolabın soğukluk ayarını sona verdikten sonra yere ters yatırıp içine giresim gelmiyor değil, ama korkuyorum. Çünkü ben vampir gibi içinde yatmak için kapısını üstüme kapatınca, ya kapı kitlenip açılmazda ben göremediğim onca yarrak, yiyemediğim onca dost arkadaş, ahbap kazığını bırakıp öte aleme göçersem ne olacak? ama işte yine de her gece aynı şeyi düşünmeden edemiyorum.

Gerçi bi tek kapı açılmaz diye değil, elektrik tutar diye de korkuyorum. Yoksa ohooo çoktan buzdolabının içinde yaşamaya başlamıştım. Hem yaz boyunca 3-5 yumurta, bi salça, dünden kalan makarna ve yarım sucuk için çalışmasına gönlüm razı gelmiyor.

Neyse hafız onu bunu siktir et de, dolabı da aldım ya kendimi biraz daha yaşlanmış hissettim. Hatta yaşlanmış değil de, işte ne bileyim bi garip, bi tuhaf, bi malca falan hissettim. Hani yıllardır bi laptop ve bi çantayla ordan oraya taşınıp duruyordum. Ama şimdi sanki tuhaf bir şeyler oldu. Sanki üstüme bi yük binmiş gibi hissediyorum. Sanki dünyaya kazık çakmış gibi hissediyorum kendimi.
Şimdi bu garip ruh hallerini hissedinde, düşünmeden edemiyorum;
Acaba diyorum insan eşyaya sahip oldukça, aslında eşya mı insana sahip oluyor?
Neler oluyor hafız, ne yapıyoruz. Aldığımız eşyaları öte tarafa götürmeyeceksek neden alıyoruz hafız? İhtiyaç deyip kendimizi kandırmayalım hafız, eşyaya sahip olma hissi insanı kudurtuyor. İçimde her şeyi almalıyım, evimde her şey olmalı hissi yeşermeye başladı hafız ve sende bilirsinki yeşillik su olmadan olmuyor. Güneş bi kaç gün sert bi şekilde başından aşşağı vurunca o yeşillik kupkuru oluyor. Yani hafız o yeşeren duygunun, çok ileriki bir zamanda beni öldüreceğini düşünmeye başladım.
Ya sen hafız, şu cümleleri okuyan sen nasıl yaşıyorsun onca eşyayla.
Güzel bi evin olsun istemiyor musun, bi de küçük bir araban, bide küçük bi yazlık, bide bide bide...

Liste uzuyor hafız, eşyalar bize hükmediyor. Eşyalar siksizliklerine rağmen ecdadımızı sikiyorlar farkında değiliz.
Ne yapcaz hafız. Akla hükmeden, akılsız bi madde var karşımda ve kölesi olmak üzere olduğumu hissediyorum hafız. Bunu durdurmalıyım hafız, durmalıyım. Çünkü eğer bi kaza bela olmazsa veya aşık oldum deyip sikiştiğim adamlardan birinden aids kapıp ölmezsem en fazla 30 yıl daha yaşarım. Sonra işte eşyalar anlamsız gelecek, bi avuç toprak gözümü doyuracak. Her tarafımı kocaman ve üstelik kapkaranlık bi yalnızlık kaplayacak hafız...

Hani insan bir şeyi yokken, siktir olup gideceği varsa bi anda siktir olup gidebiliyor. Ama şimdi çamaşır makinesi, buzdolabı falan olunca sanki bana yük oldular gibi hissediyorum. Böyle anlatamayacağım bi ağırlık, bi fren gibi bir şey var ruhumda. Acaba bir şeyler edindikçe insan daha da mı ağırlaşıyor. Eşyanın kölesi olmak böyle mi oluyor? Belki de insanların yıllarca aynı şehirlerde, sevmedikleriyle beraber yaşayabilmesinin nedeni sahip oldukları ağır eşyalardır. Böyle hareket etmeni engelliyor falan. Zaten dolaba baktıkça "tamamdır, ben bu evde ölücem" hissi falan kaplıyor her yanımı. Sanki mutfağa değilde, sırtıma almışım gibi bi ağırlık var üstümde. Bilmiyorum hafız, eşya almak pek bana yaramadı gibi.

Ya sen hafız, işin olmasaydı şimdi istediğin yere siktir olup gitmek istemezmiydin? Araban, evin ve seni tuttuklarını sandığın insanlar olmasa cehennemin dibine gitmezmiydin? Konuş benimle hafız konuş, sakinleştir beni. Çünkü eşyanın kölesi olucam diye korkmaya başladım. Hemde çok.

11 yorum:

Patrick San. Tic. Ltd. Şti. dedi ki...

Dostum, sana ne oluyor? Bi kendine gel ya. Buz dolabı altı üstü. Su koy kola şişesiyle dolaba sonra onu iç bi güzel. Suyun midene inişini hisset. (ben de eskiden suyun nefes borusundan gittiğini düşünürdüm ya neyse)Sonra git sahile iki deniz kokusu al, bi sigara yak. Biraz ağla sonra eve gelip uyu. İyi gelir.

operadakikazulet dedi ki...

şarkıdaki fabrika kızı kadar basit hayallerimiz olsaydı keşke:)
buzlu çarşaf olayını duymadın mı daha?
kaplumbağalıktan köstebekliğe geçiş sürecin çok kanlı olmuş usta:P

Sweet Sunshine dedi ki...

Hehe erkeğim meraba.
hayallerin peşinde koşan bir kız vardı hani çizer dururdu :)
yeni adım bu artık :)
bi selamlaşmaya,bayramlıklarımı giyip elini öpmeye geldim ^^

buzdolabını öyle bir anlattın ki ben de almak istedim... insanın kendi buzdolabı gibisi yoktur eminim :/

Hayat_Erkegi dedi ki...

@patrick =))

@operadakikazulaet aslında bizim orda havalar çok sıcak olunca tişörtlerini buzdolabına atıp iyice soğuttuktan saatler sonra çıkarıp giyinmek varda, buzlu çarşafı duymadım valla. Nasıl oluyor anlat hele

@sweet hoş geldin, seni unutur muyum =))

Adsız dedi ki...

Seni o kadar anlattılarki dayanamadım gelip bloguna bakıyım deidm. Yazıları çok güzel, tam bizi anlatıyor, çok samimi diye geldim ama malın tekisin. Seni ayakta yiyorlar.

gebo dedi ki...

ulan çok şirin herifsin de kendine bi buzdolabını bile çok görüyorsun, kendini hep aşağı çekiyorsun, bu yüzden sikiliyorsun hep. ev, araba, beyaz eşşa köpeğin olsun lan! bi rahatla, bi sal kendini.

Hayat_Erkegi dedi ki...

@gebo =) iltifatların arasında iyi sikiyosun sağol =)

femme fatale dedi ki...

ilgili filmler dövüş klubü ve up in the air

Hayat_Erkegi dedi ki...

@Femme Fatale teşekkürler. Nihayet biri beni anladı ve anlaşılmış olmak çok güzel biliyosun deeee mi? =)

Adsız dedi ki...

Hiist hey hop formspring ve twitterdan sora burdada sapiginim yavrum bi buz dolabi alt tarafi be sana 3 kapili a++ bisi alsak sevincinden bayilcan herhal optum seni nerden olduguna sen karar ver ;)

Adsız dedi ki...

hah bende bunu düşünürüm hep sanırım hiç bir yere ait olmak istemiyoruz bu yüzden yük gibi geliyor :) şimdi taşınmak istesen dert, kafan attı memleketin bir köşesine kaçasın geldi dert önceden al çantanı çık şimdi dert valla dert :)