Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

13 Haziran 2011

Dingiliz maykıl, ben, sen, o, biz, siz onlar hepimiz aynı dünyanın mallarıyız.

Bu sabah öğlen üzeri falan anca uyandım. Gözlerimi açtığım gibi, başucumda dün gece sırf fantazi olsun diye sikime takıp osbir çektiğim ağzı bağlı, pembe renkli kondomun bana göz kırptığını gördüm. İçinin dolu olduğunu farkettiğimde, midem bulanır gibi oldu ama "kendi çoluk çocuğumdan midemin bulanmasının yanlış olduğunu düşünüp" normal olarak karşılayıp dolu kondomu elime aldım. Birazı kurumuştu, birazı hala canlı gibiydi. Elimle biraz oynamaya devam ettim ve bu arada benim haydar uyanınca şaşırdım. Sokakta falan, başkalarının kullanıp attığı kondomları cebime atıp, ilk fırsatta umumi bir tuvalete kapanıp, hemen kondomu açıp içine giren yarrağın siluetini düşünerek osbir çektiğim çok olmuştur, ama kendi kullandığım kondomdan ilk defa tahrik oluyordum. Belkide ilk defa, kendi kullandığım kondomu başucumda bırakıp uyuya kaldıktan saatler sonra uyanmış olmanın etkisindendi. Yada ne biliyim ammına koyım, belki başka bir şey de olabilirdi. Neyse işte. Sertleşen siki boşverip, kalkıp evi dolandım. Sanki ne arıyorduysam artık. Sonra giyinip çıkmaya karar verdim. Çıkarken telefonu alıp, geçen haftalarda tanıştığım türkçe bilen dingiliz'i aradım. Bildiğiniz klasik mavi gözlü, sarı saçlı bi ingiliz işte.

Adı maykıl. Telefonuma da zaten maykıl diye kaydettim. 8 yıldır türkiye'de yaşıyor ve türkçeyi nerdeyse benden daha iyi biliyor. Annesi kör bi lezbiyen, babası alkolik, sıradan bi dingiliz. Annesi de sanırım ingilizdi. Yada şu an aklıma hangi milleten olduğu gelmediği için ben ingiliz olduğunu söylüyorum. Annesiyle 18 yıl hiç konuşmamışlar. Çünkü annesi onu terkedip gittiği zaman o daha küçük bi çocukmuş. O da kızgınlığından dolayı hiç görüşmemiş annesiyle. Anne ve babasının ayrılmalarının nedeni geçimsizlikmiş. Kadın ayrılınca "başka kocalardan yiyeceğim yarraklarla mutlu olurum" sanıp başkasıyla evlenmiş. Ama hayatın gerçeklerinin kocalarla alakası yok. Çünkü allah kendi yalnızlığının keyfini; biz insanoğluna, haketmediğimiz acıları yaşatarak çıkarıyor. Bunu öğrenmeliyiz  ve allaha kafa tutup yalnızlığının acısını, bizimle uğraşarak geçmeyeceğini ve aslında yalnızlığının hiç bir zaman sona eremeyeceğini öğretmeliyiz. Çünkü yalnızlığı da kendisi yarattı.

Kadın bir kaç dayakçı kocadan sonra, hayatın sadece dayakçı kocalardan ibaret olduğunu ve hayat denilen şu siktiriboktan döngüde, yiyeceği yarrağın yalnız yanına kâr kalacağını anlayıp, son kocasından da sürekli dayak yiyip zorla sikilmesine rağmen yıllarca ses çıkarmayıp onunla bu dayaklı ilişkiyi yürütmeye çalışarak yaşamaya devam etmiş. Ama yediği dayağın sonu olmayınca ve son kocanın acımasızca attığı dayaklardan sonra kör olma tehlikesi yaşamaya başlıyor ve kadın bi yerden sonra, yanına kâr kalan yarrakları da boş verip, bu son kocadan ayrılıp, lezbiyen bir ilişkiye yelken açıyor. Tabii bu arada maykıl türkiye'ye yerleşmiş ve doktorlar kadına artık zamanla, kesin ve dönüşsüz bir körlüğe doğru gittiğini söylemişler. O da hemen ilk kocasını, yani maykıl'ın babasından maykıl'ı aramasını rica etmiş ve maykıl'la görüşmüşler.
Maykıl bunu anlattığında burda biraz durdu. O anda yüzünde üzüntü ve başka bir şey belirdi. Sanki "annem beni terkettiği için haketmişti, ama keşke kör olmasaydı" diyordu.

Maykıl'ın babası, maykıl'ı arayıp "annenle görüş oğlum, çünkü son kocasında da ayrıldı ve şu anda yediği dayaklardan dolayı görme yetisini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya" demiş. Maykıl bunun üzerine dayanamayıp dingiltere'ye dönüyor ve annesiyle görüşüyorlar. Annesi kör olmak üzeredir ve üstelik artık lezbiyende olmuştur. Zoraki bir lezbiyenlik olduğunu söylüyor maykıl. Çünkü yıllarca dayak yemiş bir kadının erkeklerden artık nefret etmesinin normal olduğunu ve onu sikecek bir şeyi bulunmayan birinin kolları altında daha güvende olacağını düşündüğünden dolayı lezbiyenliğe geçiş yaptığını düşünüyor. Maykıl bunları anlatırken; bende türkiye'de yaşanılan cehalet boyutunun tüm dünyadan farklı olmadığını düşünüyordum.

Tüm dünya, kadına sadece sikilecek bir delik gözüyle bakan erkek neslinin olduğu ve hatta yer yer "kendinin sadece sikilmesi gereken bir delikten ibaret olduğunu" sanan kadınlarda dolu. Allah yukarlarda bi yerde bu halimize bakıp, karnını tutarak ne gülüyordur varya. Neyse işte.

Sonra maykıl'da annesiyle görüşüp tekrar türkiye'ye dönüyor ve bi gün telefonda babasına "baba ben ibneyim, götümü siktiriyorum" diyor. Babası telefonu kapatıyor ve bi kaç yıl oğluyla görüşmüyor. Annesinin tepkisi ise "biliyordum" oluyor. Sonra maykıl türkiye'de türklere götünü sikttirirken bi karslı ile tanışıyor ve beraber yaşamaya başlıyorlar. Gece gündüz demeden deliler gibi sikişiyorlar ve bi gün bizim karslı, maykıl'a ailesinin nerde olduğunu soruyor. Maykıl ailesi ile ilgili durumunu anlatıyor ve annesiyle görüştüğünü ama babasıyla görüşmediğini söylüyor. Karslıyla bir kaç yıldır beraber yaşadıklarından dolayı, bizim karslı bu arada zaten ingilizceyi öğrenmiştir. Sonra bizim karslı, ingilizceyi bildiğinden dolayı maykıl'ın annesinden, maykıl'ın babasının telefonunu alıp sık sık görüşmeye başlıyorlar.

Meğer karslı aile değerlerine saygı gösteren biridir ve maykıl'ın babasına "maykıl'ın iyi biri olduğunu ve onunla görüşmeyerek yanlış yaptığını" söylüyor. ama artık maykıl'ın babasının nasıl bi damarı varsa adam nuh diyor peygamber demiyor ve görüşmeyeceğini söylüyor. Çünkü dingiletere'de oğlunun, türkler tarafından her gece bağırtılarak sikildiğini öğrenilmesini istemiyor. Bizim karslı ve maykıl'ın babası 1 yıl boyunca muhabbet ede ede, maykıl'ın babası "maykıl'la görüşmek istiyorum" diyor ve görüşmeye başlıyorlar. Maykıl, babasının bir kaç yıl sonra  ilk kez aramasında şaşırıyor. Normal bi konuşma geçiyor aralarında ve maykıl "baba beni hiç merak etmedin mi?" diye soruyor. Babası da "zaten senden hep haber alıyordum" diyor. Maykıl "nasıl haber alıyordun, görüşmüyorduk ki?" diyor ve maykıl'ın babası, karslı ile olan muhabbeti anlatıyor. Meğer 1 yıldır karslı, maykıl'ın ne yaptığını ne ettiğini adım adım maykıl'ın babasına söylüyormuş ve babasının oğluyla görüşmek zorunda olması gerektiğini de telkin ediyormuş.

Dingiliz baba ile oğul'un arası bizim karslı sayesinde tekrar düzelmişken, bizim karslıyı ailesi "istanbul'da kazandığın parayı siktir et, memlekete dön" diye geri çağırıyorlar ve eğer dönmezse de, babasının hakkını oğluna hiç bir zaman helal etmeyeceğini söylüyorlar. Karslı "baba hakkını" duyunca maykıl'ı bırakıp gerisin geri baba ocağına dönüyor ve karslı memleketine ayak basar basmaz, ailesi onu eşraftan bi kızla evlendiriyorlar. Böylece karslının; eli, kolu, başı bağlanmış oluyor ve karstan hiç bi yere kıpırdayamıyor. Maykıl'la hala görüşüyorlarmış. Hatta sadece maykıl'la değil, maykıl'ın anne ve babasıyla da hala görüşüyorlarmış. Karslının bide küçük bi kızı olmuş ve maykıl'ı çok özlüyomuş. Maykıl da özlüyor karslıyı hemde çok çok özlüyor. Ama özlemek hiç bi sikime yaramıyor. Doğarken kuralları kendimiz koymadığımız bir oyunun parçası olarak, hayatımızın sonuna kadar başkalarının kurallarıyla yaşamayı kabul ediyoruz.

Maykıl iyi bir çocuk aslında, ama tipim değil. Yoksa onunla çok güzel şeyler yaşardık. Dün işte onunla yine istiklal'deki demirören alış veriş merkezinin içinde bulunan virgin'de buluştuk. Biraz laflayıp çıktık, sonra istiklal'de bir kaç tur atıp ibne kafelerinden birinde gittik. Oturmuş güzel güzel laflarken sırnaştı. Bende kendimi tutamadım ve biraz saçlarını falan karıştırdım. Ama güzel sarı saçlarını karıştırırken sikim öyle bi kalktıki ve o, o anda boynumu öyle bi öptüki kendimden geçer gibi oldum. Durup biraz yüzüne baktım, gözlerinin içine baktım. Ellerimi ellerinin içine aldı ve o anda bakışmalarımız devam ediyordu. Sonra dudağıma uzandı ve ben o anda hafif dönüp sol yanağımı öpmesine izin verdim. Yanağımdan dudaklarıma doğru gelirken sikim iyice sertleşmişti ve o anda nefes alışımda hızlanınca ben hemen ayağa kalkıp "tuvalete gitmem lazım" deyip tuvalete gittim. Hemen malafatı çıkarıp bi güzel asıldım. ama bi türlü boşalamadım ve bende yine o asker arkadaşımı düşünerek boşaldım ve ellerimi yıkayıp çıktım. Osbir çekmek zorundaydım, çünkü osbir çekmezsem kesinlikle ona giderdik ve onunla sabaha kadar, hatta midem bulanıncaya kadar bi güzel sikişirdik. Ama kendime, artık sadece "kafamdaki dört dörtlük kavramı"na uyan birileri olmadıkça, yatmayacağıma veya herhangi bir şekilde birileriyle yakınlaşmayacağıma söz verdim.

Tuvaletten çıktığımda maykıl gözüme olduğundan daha tipsiz gibi geldi ve bunun üzerine oturmayıp "hadi çıkalım" dedim. Kalkıp istiklal'de dolanırken yorgun olduğumu ve eve gitmek istediğimi söyledim ve ayrıldık. Yolda telefonuma bir-iki mesaj geldi. Eve geldiğimde telefona baktığımda Maykıl'dan olduğunu gördüm.

Üzgünüm maykıl, gerçekten iyi birisin. Ama bende artık "karşımdaki kişi sırf çok iyi biri" diye insanlarla yatmayı bıraktım. Çok yanlış bi zamanda tanıştık maykıl. Yoksa sende biliyorsun:
Kalkmış sikin ve kaşınan götün; dini, imanı, milleti olmaz.

3 yorum:

coni bıravo dedi ki...

"maykıl'ın suçu ne?" yakında sinemalarda.
tür: dram
süre: bir hayat boyu

bi'adam :) dedi ki...

ilginçsin be hayat erkeği...
umarım görülmemiş bi aşka tutulursun :)

Hayat_Erkegi dedi ki...

@biadam umarım sende öyle bi aşk yaşarsın