Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

16 Mayıs 2011

Bi yabancıyla çıkmanın en güzel yanı, herkesin birbirini "acaba önemli bir şey mi dedi" diye can kulağı ile dinlemesidir

3 gündür elin gavur amarikalısıyla; o köşe senin, bu köşe benim, şu köşe acaba kimin misali, kuduruk köpekler gibi dolanıp duruyoruz. Gerçi kuduruk köpekler gibi dedim ama kuduruk olan sadece benim. Elin günahkar gavurunun günahını almaya gerek yok. Çünkü o gayet efendi efendi dolanıp duruyor. Ama benim durduğum yok. Çünkü caddenin ortasında kalın kaşlı kıro bi adam olarak, yanımdaki gayet düzgün adamı yanağından öpmeye çalışıyorum, ama beyfendi önce soluklanıp etrafına bakınıyor sonra öpüşüyoruz. Oysa etrafına bakınıp kontrol eden kişi ben olmalıydım. Yanlış giden bir şeyler var behçet, anlamıyorum.

Çünkü bizim sülaleden biri, beni adamın birini yalap şalap onca kişinin içinde öptüğümü görürlerse direk alnımın ortasından vurduktan sonra, lağım çukuruna atıp üstüme tezek dökerler. Ama yok, benim tedirgin olmam gerekirken o benden daha tedirgin. Hele bi de biz, bi ara böyle farketmeden ele ele tutuşmuşuzki oohhhhoooo, karşıdan gelen direk ellerimize bakıyor ama bizde hiç farkında değiliz. Böyle sanki iki ülke arasındaki meseleleri çözüyormuş gibi harala gürele konuşuyoruz. Ne konuştuğumuzunda hiç farkında değilim. Her halde havaların neden böyle güzel olduğunu konuşmaya çalışıyorduk. Neyse işte böyle farkettirmeden el ele tutuşmuşken, ben milletin bize baktığını farkedince hooppadanak elimi çekip koluna girdim. O da olayı farkedince gülümsedi. Ben ehi ehi ehi dedim sonra yolumuza devam ettik. Şimdi böyle diyorum ama o da rahat değil cidden. Hatta bi ara bana demez mi "sokakta kötü kadını, otelde iyi kadını oynarım" bende "sittir lan" dedim. Sonra güldük.

Neyse işte, çata pata tarzanca ingilizcemle bi kaç gündür böyle onunla gülüp geziyoruz falan güzel. Bi tek harcamalar konusunda ilk gün anlaşamadık, şimdi artık anlaşıyoruz. Herkes kendi zıkkımlandığını ödüyor ve kimse kimsenin hamallığını yapmıyor. Hayır ikramı seven biriyim ama ne yazıkki ilişkilerde para işin içine girince, ben taş kesiliyorum. Sevmiyorum abi öyle başkasının cebinden geçinme şeylerini. Herkes kendi hesabına göre yaşasın mantığını düstur edindim, bundan şaşmam, karnımı da 2 gündür seviştiğim adama doyurtmam. Bu anlamda bi kaç defa nedeni sordu, ama neden söylemeye gerek yok. No no no no deyip geçtim.

Böyle böyle, aralarda hafif kavga ederek günü geçirip akşamı ediyoruz. Ama akşamda koluma yapışıp hadi otele gidelim diyor, bende "kusura bakma senin bu yeni oteli sevemedim atmosferi, lobisindekiler falan hoşuma gitmiyorlar o yüzden gelmek istemiyorum" deyip konuyu kapatıyorum. Sonra otelin sokağında yapışıp bir iki saniyeliğine öpüşüyoruz ve o gidiyor. Bende eve gelip osbir çekip uyuyakalıyorum.

Bu akşam yine görüşcez ve bu gece son buluşmamız olacak. Çünkü o yarın gidiyo, bende yine sap sap ortada kalıcam. Ayy bunu düşündükçe hafif sıyırır gibi oluyorum ama olsun, sonuçta şimdiye kadar hayatımda o olmadan yaşayıp gidiyordum, bundan sonrada öyle yaşarım olur biter diye düşünüyorum. Ki öyle de olur zaten. Çünkü fazla abartmaya, işin bokunu çıkarmaya gerek yok. Bide adamla aylar önce ilk tanıştığımız zamanları düşünüyorumda, o benim götümden ayrılmıyordu, ben kaçıp duruyordum. Şimdi ise, onun götünde ben varım ve her fırsatta gözlerine dalıp gidiyorum. Gözleri o kadar güzelki ve hafif yuvarlak öyle güzel bi göbeği varki, allahım istiklal'in ortasında ısırmamak için kendimi zor tutuyorum. Sonra kol kola girip kanka gibi dolanırken dayanamayıp bazen kolunu öpüyorum, o da durup hafif gülerek, hafif kızarak falan gözüme bakıp gülüyor.

Bide dün istiklal mado'da oturup dondurmaları yerken biraz ailesinden bahsetti. Bi halası lezbiyenmiş ve evliymiş, alesi de gay olduğunu biliyormuş. Ama tipe bakıyorum hiçde öyle gay gibi durmuyor. Yani allahım bu nasıl gay olur deyip duruyorum. Tabii o da beni gay'e benzetemiyor o ayrı konu, ama ben ibnenin önde gideniyim bundan onun haberi yok. Ya neyse de, ne bileyim böyle birinin gözüne baktım mı, kimin ne bok olduğunu şıp diye anlarım, ama buna bakıyorum "ıııh gay değil. Kesinlikle gay değil" deyip duruyorum. Allahım zaten baktıkça daha bi hayran oluyorum ve bu yüzden sürekli "owwwff" çekip duruyorum. O da bunun üzerine "ne oldu"  diyor, bende "hiiiç" diye söylenip, kırıtarak başka yönlere bakıyorum. Bu anlarda elimi tutuyor ve içimde güzel şeyler oluyor. Böyle kızgın kumlardan serin sulara atlamışım gibi, yada "sırf romantizm olsun diye buz gibi bir cornettoyu tutup götüme sokmuşum" gibi bir şeyler kıpraşıyor içimde. Böyle bi elim ayağım birbirine dolanıyor, içime sanki bi maymun kaçıyor.  Kalkıp perende yapmak, sağa sola uçan tekme falan atmak istiyorum. Böyle anlarda içimdeki maymunu zar zor sakinleştiriyorum.

Bu akşamda buluşcaz ve o yarın gidiyor. Ammına koduğum elin adamına "acaba aşık mı oluyorum?" veya "aşık mı oldum?" diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Öfff şimdi aşık olmak sırası değil. Kesinlikle aşık olmamalıyım. Hem adam türk bile değil, türkiye'de bile oturmuyor.

Aslında bazen en mantıklısının böyle bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Çünkü bizim götü kalkık türklerden ve hayatının ammına koyup ortada bırakan orospuçocuklarındansa, böyle birine aşık olup 2 ayda bir görüşmeyi daha mantıklı buluyorum. Zaten çok ileri derece bi yabancı dilimiz olmadığı için, konuşup tartışacak pek bir şeyimiz de olmuyor. Gerekmedikçe de konuşulmuyor ve gereksiz konuşmalar yüzünden kimse kimseye surat yapıp götünü dönmüyor, kendini bi bok sanmıyor, bildikleriyle kimse kimseye üstünlük taslamıyor ve bir ilişkide en önemlisi karşındaki kişi konuşurken "acaba önemli bir şey mi dedi"  diye, herkes birbirini can kulağıyla dinliyor.

Üstelik adam gayet mütevazi, kendi halinde ve üstelik dünya yıkılsa hiç heyecan, panik yapıp koşturmuyor. Allahım bide yaşı falan da güzel 33. Zaten şu 30 larında adamlar hiç bir şey yapmasınlar, sırf yaşlarından dolayı yeterince sexiler. Tek bi kötü alışkanlığı var o da sigara içmek. Bu kötü alışkanlığına bende iştirak ederek kötü olmaktan çıkardım. 3 gündür fosur fosur sigara içiyorum. Ah bide sigara içerken kendimi bi sexi hissediyorum ki sormayın. Sanki dersin elimde sigara değilde,  vibratör tutuyorum.
Yalnız adamın yaptığı hiç bir şey gözüme batmıyor. Her şeyi tatlı geliyor, sanki başka bi hava, başka bir güzellik var. Böyle hiç yabancı bi yüzü yok, al götür evde konu komşuya "emmioğlum" de, beraber sessizce yaşayın gidin.

Neyse işte, sanırım aşkta bu seferlik turnayı gözünden vurdum sayılır. Yalnız turnayı 2 ayda bir görcem o da ayrı bi konu.

3 yorum:

femme fatale dedi ki...

sal gitsin cicim

bir tırtıl dedi ki...

alkışşş :)

O Gay; Ben de... dedi ki...

aşkın her hâli güzeldir.

devam...