Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

15 Mayıs 2011

Amerikalıları seviyorum. Ama hepsini değil, sadece tanıştığım ve iyi olduğuna emin olduklarımı.

Önceki gece siki taşşağı sermiş canım sıkıla sıkıla bi kaç film izleyip nete takıldım. Sonra bu can sıkıntısı bitmek bilmeyince bende gecenin 1'inde kalkıp bara gittim. Zaten bu tür can sıkıntılarımda genelde yalnız kalmamak için kalabalık içine dalarım. Belki de kalabalık içine girerek yalnızlığımı saklamaya çalışıyorum. İnsan kalabalıkta farkedilmez, hayatına daha rahat devam eder gider ya, bende öyleyim işte. Kendimi her defasında insanlardan kaçarken bulsamda, bazen çok fazla uzaklaştığımı farkettiğim anda yavaşlayıp onlara geri dönüyorum. bu yüzden insanlardan kaçarken çok fazla uzaklaşmamaya dikkat ederim.

Dün gecede böyle oldu. Bende kalkıp tekyön'e, sapın götün merkezi, kimsesiz gaylerin tek açık kapısından içeri girdim. Artık midemi bulandırmaya başlayan müzikleri ve gittikçe daha bir kadınlaşan daimi tipleriyle yine aynıydı. Koca mekanda, geçen gün pazardan aldığım 5 tl tişörtüm dışında bi değişiklik yoktu. Pantolonumu anlatmaya gerek yok. O benim derim gibi oldu çıktı. Onunla teee ebemin amına kadar gidip geldim. Zaten askere gitmeden önce, cebimde son kalan paralarla almıştım. Ulan harbi ha, ben bu pantolonla askerliğimi yaptım, 153 tane sevgili, 2 cumhurbaşkanı ve 1 başbakan, yüzlerce milletvekili ve milyonlarca arkadaş eskittim. Ama bana mısın demiyor. Sağolasın terkos pasajı.

Neyse işte bara, 5 lira tişörtüm ve tüm havamla şıkır şıkır girip, salına salına eş dost, tanıdık ahbap çavuş falan, kıyıda köşede benim kadar ezik ne kadar adam varsa selamlaşıp kenara çekildim. Kenara çekilince aklıma gelen ilk şey "allahım ne kadar çok ibne var?" düşüncesiydi. O sırada duvara yansıttıkları götüntüde Charlie Chaplin videolarından birini oynatıyorlardı. Hayret hiç böyle şeyler yapmazlardı. Çok şaşırdım, hoşuma da gitti. Kenara çekilip videoyu gözümü dahi kırpmadan izledim. Çok güzeldi. Beni izleyen gaylerin neden videoyu izlediğimi şaşırmalarına şaşırdım ve video 10 dakika sonra bittiğinde dönüp artık ne yapacağını şaşırmış olan kalabalığı izlemeye başladım.


Bi ara çirkinlere çok fazla dalıp gidince, artık biraz seçici olayım dedim ve loş ışıkta "yakışıklı mı acaba bu?" diye biriyle karşılaşınca yavaşlayıp, etini budunu göz kararı birazcık süzdüm. Bir iki göz atmadan sonra gördümki çok da ahım şahım bi parça değil, içimden "yok yahu bu kadar da düşmiyim. Hani tamam, allah her tür insan yaratıyor ama yani her tür insanı yarattı diye, bende her tür insanla yatacak değilim" diye geçirdim. Böyle bi düşünceye varınca, adamı  bu yüzden boş verdim ve yine kalabalığa döndüm. Sonra adam da ona bi daha bakmadığımı görünce, yanımdan geçerken bana tavır yapıp gitti. 30larına gelmiş koca bi öküzsün, hala o karanlığa rağmen, göz bebeklerinin en derinine dalıp giden birine, bi merhaba demeyi bilmiyosan ben ne yapıyım amcık, sen git öl daha iyi.

Zaten şu koca adamların neden genç kız gibi davranıp, naz yaptıklarını anlamış değilim. İşte böyle böyle oyalanıp dururken dedim artık gideyim ve bu yüzden bende bulunduğum köşeden çıkıp dış kapıya yakın bi yerde durdum. Bi 5 dakka oyalanıp tam çıkacekken hoop bi baktım bizim aylar önce tanıştığımız amerikalı.

Ben önce onu tanımadım, daha doğrusu netten resimlerini gördüğüm denyo türklerimizden birine benzettim ve o yüzden o bana gülüp dururken önce olayı anlamaya çalıştım. Sonra gülüşü sırıtmaya dönüşünce tanıdım, hemen elimi uzatıp "merhaba" dedim. Ama bu bana bi sarıldıki dersin aylardır görmediği amcası oğlunu yeni görmüş de, özlemle sarılıyor. Neyse o sarılınca bende sarıldım ve 2 erkek vucudu bir olunca sikler bayram eder misali hoppadanak öpüşmeye başladık. Zaten özlemişim piçi, böyle bi öpüştük falan hiç duracak gibi değildik. Bi ara öpüşmekten midem bulanır gibi olunca öpüşmemiz bitti ve ayrılıp birbirimize bakıp güldük. Neye güldük bende bilmiyorum ama onu görmek güzeldi. Sanırım onu gördüğüm için gülmüştüm. Sonra müziğe ve kalabalığa odaklanıp oyalanmaya başladık ve arada yine birbirimize dönüp bakıp bakıp güldük. Baktık sürekli böyle gülüp durcaz yine öpüşmeye başladık.

Öpüşmeyi seviyorum bunda sorun yok, ama şu tükürüklü öpüşmelerden artık tiksinmeye başladım. Hele birde ağzıma türkürür gibi bol tükürüklü öpüşenler varki, dersin bana gıcık alıyorda öcünü anca böyle alıyor. Ayy dayanamadım ağzını ve çenesini bi elimle sıkı tutup, sanki romantik takılıyormuşcasına dudaklarını birleştirdim ve birazcık öyle öpüştük. Ben öyle yapınca anladı ve artık nazik nazik öpüşmeye başladı. Bide aslında hayvan gibi anlatıyorum ama adam hiç öyle hayvan gibi de değil. Gayet düzgün efendi ve dışardan bakıldığında Tekirdağ'da falan büyümüş bi denyo gibi duruyor. Zaten biz onla ilk tanıştığımız zamanda ben onu türk sanıp tanışmıştık. Sonra hello mello işin içine girince dedim tamamdır boku yedik.

Barda ayaküstü böyle bi, kaç defa daha birbirimizi yedik ve sonra "bahçeye çıkalım" dedim ve beraber bahçeye çıktık. Sigarasını çıkarıp uzattı "sağol" dedim. Sonra bana "sende alkol yok, sigara yok ohh hayat sana güzel" dedi. Elin amarikalısı bizim türk sıperstar Murat Boz'un sözünü ezberlemişde laf yapıyo, "anan ammı =) tamam ver bi sigara yakıyım" dedim. Sigarayı uzattı, bi tane alıp elimde biraz yuvarlayıp ucundan fazlalaşıp çıkan tütününü döktüm ve öyle yakmasını rica ettim. Ne yaptığımı sorunca böyle yapınca daha rahat içiliyor dedim. Ağzını büzüştürüp "hımmm hööömmm" yaptı ve o da kendi sigarasını yuvarlayıp içmeye devam etti.

Aslında bende sigara içen biri değilim ama sigaraya gizli bi sempatim falan mı var ne anlamış değilim. Sigara içmeyi sexi buluyorum. Havalı geliyor bana. Hatta sigara içen bir erkek gördüğüm zaman, tahrik oluyorum. Bide öyle herkese değil, sadece yakışıklı insanlar ve karizmatik kişilere yakıştırıyorum. Onun dışında coluk cocuk, karı kızın elinde sigara görünce midem bulanıyor, o yüzden sigara içmiyorum. Neyse işte, biz bunla böyle sigaraları içerken benimki daha çabuk bitti ve gösterip "bak gördünmü daha çabuk bitiyor" dedim. güldü. Sonra bi tane daha yakıp benim gibi yuvarladı ve yaktı. Beraber o sigarayı içtik, sonra da "hadi çıkalım" deyince çıktık.

Taksim meydanına geldiğimizde kalabalık yine aynıydı. "Ben açım yemeğe gidelim mi" dedi "siktir et ya, gel benlen" deyip kızılkayalara çektim. Islak hamburgeri ingilizceye "water hamburger" olarak çevirip bundan yiyelim dedim ve 2 hamburger alıp döndüm. Karnım aç değildi o yüzden hamburgeri bitiremedim ve o kendisininkini bitirince benimkini de verdim. Piç çok açtı ve hammm diye benimkini de bi anda bitiriverdi. Sonra meydanda dolanıp durduk ve bana "otelime gidelim mi?" dedi. Geçen sefer onca davetine rağmen gitmemiştim, bu sefer türk misafirperverliğini göstermek için tamam dedim ve gittik. Odaya çıkıp hiç oyalanmadan soyunduk ve yatakta birbirimizi kudurttuk. Bi kaç defa boşalıp durduk ve uyuya kaldık. Sabah 11 de sevişerek uyandığımızda, yeşil gözlerine bakıp, güzel burnunu öperek serçe parmağım kadar sikiyle beni sikmesini rica ettim. Ama o sikini götüme sokmadan önce, kendi serçe parmağını götüme bi soktuki ben sikilmekten o anda vazcayı verdim. Anam o neydi öyle canım yandı valla. Tuvalette bile bazen kolum kadar bokum geldiğinde canım o kadar yanar, haaa bide acı biber, aceleyle yiyip, sonra sıçmak usuluyle dışarı attığımda yanar. Başkada götüm yanmaz.

Canım yanınca, bende bamya kadar sikiyle de sikilmekten vazgeçip "beni sikme boş ver sikişmeyi, gel biz yine yalaşalım" dedim ve yine sevişmeye başladık. Bi kaç dakika sonra boşalıp çarşafların üzerine yığıldık. Sonra bi ara kalkıp duşa girdik. Güzelcene bıcı bıcı yaptıktan sonra çıktığımızda, o çantalarını alıp " ben bu oteli sevmedim" değiştircem dedi ve çıktık. Sonra daha iyi bi otele gittik. Girişte beim2 katım büyüklüğünde, hayvan gibi badigardları kapıda falan görünce girmedim. Seni burda bekliyorum deyip bide sigara aldım ve otelin dışında oylandım. O yerini yurdunu ayırıp geldi ve istiklale çıkıp bi cafede öğlen 2 de kahvaltı yaptık. Kahvaltı esnasında yan masada oturan 2 kadın yeni aldıkları evleri hakkında konuştularda konuştular. Bi ara dönüp "hayırlı uğurlu olsun, artık bi çaya davet edersiniz" her halde dememek için kendimi zor tuttum. Üstelik sessiz ve kendi aralarında konuşur gibi bir ses tonları yoktu, gayet doğal bi şekilde cafenin diğer ucundaki masayla konuşur gibi konuşuyorlardı. Üstelik kadınlardan biri evi aldığını henüz ailesine bile söylememiş ve ailesinden bu evi hep gizleyecekmiş.

Neyse işte onların hep aynı ev üzerinde giden muhabbetinden sıkılınca sigaralarımızı yakıp, yan tarafımıza gelip oturan türkiyeye fransız 3 turist hakkında konuşmaya başladık. Sonra masa masa bakıp insanların hangi milletten olduklarını tahmin etme oyunu oynadık. Eğlenceli bi oyundu. Ama ben türkler dışında hiç kimseyi bilemedim. Türkleri bilmemin nedeni de götleri kalkık ve sürekli yüksek sesle konuşmalarıydı. Daha sonra kahvaltımıza döndük. 3 ay içinde 5 ülkeyi sürekli ve mecburi gezen biri olarak türk kahvaltısının en güzel kahvaltı olduğunu söyledi. Bununla övüneceğimi sanmış olsa gerekki, gözlerimin içine bakıp bi cevap bekledi benden. Bende bön bön suratına bakmayı kesip "yes yess yesss veri nice türk kahvaltisi" dedim. Sonra başka şeyler konuştuk saatlerce oturduk ve sonra kalkıp caddede 3-5 tur attık. Sonra işte galatasaray lisesinin ordan geçerken 3 ayrı protesto grubunu, 1 er adım arayla yanyana görünce tek tek sordu.

İlk grup kadın hakları, mor çatı falan filan gibi bir sürü yazılar yazılı şeyler taşıyorlardı ellerinde, onların kim olduğunu sordu ama ingilizcem kalmadığı için sustum. Ben susutum, ama o tekrar sordu, o tekrarlatınca, bende "feminist bunlar feminist" dedim "haa okey okey now ı'm understand" gibi bir şeyler dedi.

İkinci grupda sakat bi kadın filistin sloganları atıyordu ve etrafında da bir sürü filistin bayrağı falan vardı. Yerde de bir sürü slogan yazılı kartonlar falan ve üzerlerinde rüzgar uçurup götürmesin diye taşlar falan vardı. Bende bayrak ve sloganlara bakıp "bunlarda filistin severler" dedim. "Türkiye filistinlileri seviyor mu?" dedi "evet seviyor" dedim. "neden" dedi, "geçmişten gelen bi bağları var" dedim. "peki israili seviyor mu" dedi, "evet seviyor ama" ama, ama aaa. Tıkandım orda. Devamını nasıl getireceğimi bilemediğim için şöyle bi cümle kurdum:

turkiş pipıl and veri veri veri veri lav filistin pipıl
turkiş pipıl and veri lav israil pipıl

dedim ve anlamadı. Bende bu cümleyi bi defa daha tekrarladım ve anlayıp güldü :))) ahahahaha gerçi o gülünce kurduğum cümle karşısında bende güldüm. Lan acaba cidden anladı mı yoksa anlamış gibi mi yaptı. Yani çata pata ingilizcesi bile olmayan ben, filistin, israil ve türkiye üçlüsünün sorunlarını bir amerikalıya anlatabiliyorsam, heheytt be daha ne diyim. Hatta beni alıp dış işleri bakanı falan yapsınlar :dd


üçüncü grupda işte şu dhkpc ve faan filan gruplardı işte. böyle onlarda yere karton marton sermişler birde 2-3 tanede doğulu olduğu belli olan üniversite öğrencisi sürekli slogan atıyor. "Bunlar ne?" dedi bende "bunların ne olduğunu bende bilmiyorum. anlamadım gittiler" dedim.
Bu kadar uzun cümle kurunca, tabii anlamadı, "komünist bunlar komünist" diye iki defa üst üstte söylenince, o  "haa okey komünist" dedi ve geçip gittik. Sonra cadde boyunca elinde 2 kuruşluk gazete parçası ve götünü yırtarcasına bağırırken gördüğü her doğulu üniversite öğrencisini bana gösterip "komünist komünist" deyip durdu. Ben kahkaha atıp "yes yes komünist" diye onu onaylayıp durdum.

Ay bide bakıyorum adama, bunu nasıl 5 ülkeden sorumlu yapmışlar aklım almıyor. Valla beni her hangi bi işte, 5 ülkeden sorumlu yapcaklardı o 5 ülkeninde amını götünü dağıtırdım da neyse. sonra işte böyle dolana dolana gelip meydana geldik ve "bana, otele gidelim" dedi. Bende "artık eve gitmeliyim, otele gelemem. Senin bu otel çok lüks, kapısından bile girmem" dedim. "Benle gelmiyor musun?" dedi, bende "yook gidip dinleneyim" dedim. Ağzını yüzünü ekşitip surat tavır yaptı bana. bende türkçe "şu ağzını yüzünü düzelt sikcem şimdi haaa" dedim, o da komik bir şeyler söyledim sanıp güldü. Otelin oraya gelince "tamam akşam beni ara, beraber yemeğe çıkalım" dedi "tamam seni ararım" dedim ve çıktım geldim eve yatağa uzandıım bunları yazıyorum. Üstelik yediğim parmaktan dolayı götüm de  hala ağrıyor. Anam millete hayret ediyorum, o bazuka gibi yarrakları nasıl da ıkınmadan yiyolar, hiç umurlarında bile değil valla.

2 yorum:

sivilce surat dedi ki...

Ama şimdi sevişen var, sevişemeyen var. Bu sıcakta insanın tenine değen tek şey başka vücut olsun istiyo ama olmuyo. neyse kolay gelsin.

karakedi dedi ki...

uff mu oldun sen bakim? öpünce geçecek türündense... :P