Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

18 Nisan 2011

E tabii, yaşamak kişinin canına tak edince, insan nasıl öleceğini bile şaşırıyor

Şu an dışarda bulutlar yüklenebildikleri kadar yağmuru alıp sanki benim çatıya yalnız yağdırıyorlarmış gibi bir hisle battaniyenin altına girmiş, laptopu kucaklayarak siker vaziyette nette takılıyorum. Çatıdan o kadar çok tangur tungur sesler geliyorki, sanki yağmur yağmıyor da, yağmur yerine; allah ve melekler toplaşmış benim çatıya çakıl taşları atıp, benim bu şaşkaloz halimle eğleniyorlarmış gibi hissediyorum. Allahtan az evvel rüzgarın uğultusu durdu. Yoksa dışarda cidden "kıyamet kopuyor" diye düşünmeye devam edecektim.

Bide dikkat ettim de, böyle yağmurlu havalarda falan ev sahibimle küsmüş gibi bir hayat yaşamaya başlıyoruz. Çünkü evin sağında solunda damlacıklar falan akıyor ve sanırım kadın bu damlacıklardan utandığı için selamı sabahı kesip, güneş tam tepelere çıkıp hiç kaybolmayacağı günlerde bana görünmeye başlıyor. Böyle bu yağmurlu havalarda hep benden uzak duruyor ve uzun süredir havalar böyle olduğundan dolayı bana yemek de getirmiyor. Sanırım beni artık iyice kiracısı olarak da kabullendi.

Oysa daha önce, yağmur çamur demeden güzel güzel yemekler yapıp getiriyordu. Ama şimdi birkaç haftadır yüzünü de görmedim. Damlacıkları boşverin de, umarım başına bir şey gelmemiştir. Gerçi bizim burda bir şey olduğu zaman duymamak imkansız, çünkü mahallem evlere şenlik bi mahalle. Ufak bir şey oldumu sakin sakin geçiştirmek yerine, sokağa çıkıp bağıra çağıra hallediyorlar. O yüzden ev sahibimin başına da bir şey gelirse biliyorumki kıyamet kopacaktır.

Hatta geçen eve gelirken mahallemden bi kadın intihara teşebbüs etmişti. Mahalleye bi girdimki ortalık ana baba günü. Bende zaten küçük bi curcuna da bile; polis, itfaiye ve ambulans üçlüsünü görünce Müge Amlı gibi hemen "cinayet veya intihar" olaylarından biridir diye düşünüyorum. Zaten cinayet veya intihar yoksa bile, bu üçünün olduğu yerde kesin ölen biri vardır. Yoksa bu kadar büyük bir curcuna imkansızdır yani. Gerçi böyle olaylarda polis arabaları ve ambulans falan normaldir, ama itfaiyenin kim tarafından çağrıldığı her zaman için esrarını korur. Neyse işte mahallelimin intihar etme tarzı da öyle dolambaçlıki, bütün mahalleli toplaşıp bunu konuştuk. Kadının hayatından bezip intihara meyletmesi zerre umrumuzda değildi, çünkü intihar etme şekli çok garipti.

Efendim kadın, evde kocasıyla kavga edince dayanamayıp bağrış çağrışla beraber kendini dışarı atıyor. Zavallı koca arkada, makyajı akmış, amı götü dağınık perişan kadın önde, mahalleli de pencerede v.s falan, sokakta bi güzel dolanıyorlar ve sonra bağrış çağrışla beraber gerisin geri eve giriyorlar. Sonra aradan bi yarım saat mi ne geçince, adam az önceki bağrış çağrışdan daha içli ve kopuk bi halle beraber dışarı çıkıp, karısının evde olmadığını söylüyor. Konu komşu pencerelerden, adam ve apartmanından bir iki yakını da apartmanın çevresinden falan sağa sola bakınıyorlar. Ama ne yapıyorlarsa kadını bulamıyorlar.

Öyle böyle derken o anda itfaiye çıkıp geliyor. Sivri zekalı bi komşu artık nasıl olmuşsa, şıppadanak diye itfaiyeyi aramış. Sonra itfaiye sağa sola bakınıp dururken o arada polis geliyor. Polis apartmanın etrafını gezip sokaklara bakıyor ama kadını bulamıyorlar. Sonra bi 5 dakka falan geçince, bu sefer ambulans sirenlerini açmış halde bi geliyorki zaten göt kadar olan sokak hepten karnaval yerine dönüyor. Bende o anda sokağın başından götüm terlemiş vaziyette olaya dahil oluyorum.

"Neler oluyor burda" adlı bakışlarımı takınıp, olaya komser kolombo gibi önce uzaktan uzaktan bakınıp yavaş yavaş tanıdık birilerini aradım. Baktım bizim manav orda durmuş sakalını sıvazlayıp öf pöf ediyor. Hemen olaya dahil olmak için "abi hayırdır ne oldu?" falan dememle manavcı sağolsun 2 dakkada olayı en ince ayrıntısına kadar anlattı. Ben "hımm, höömmm, owww" falan gibi garip sesler çıkarıp durdum. Sonra sokak iyice kalabalık olup, apartmanların tüm pencerelerinden, ikişer üçer kafa çıkıp sokağı dikizlerken, bi baktık kayıp kadın bulundu. Hemde nasıl bulunmak varya =))

Allahım aklıma geldikçe gülüyorum, ama sen kimsenin başına verme böyle bir şeyi. Meğersem, hanımefendi kocasına kızınca intiharı kafaya koyuyor ve kocası tuvalete girdiği anda soluğu dışarda alıyor. Dışarı dediğimde işte apartmanın önüne parketmiş arabalardan birinin altına yatıyor. Yatmasının nedeni de işte kadın tüm gece orda uzanıp duracak, sonra uykuya dalıp donacak ve sabah araba hareket edip gidince de onu ezecekmiş. Töbe yarabbim, kadın testere gibi plan yapmış, ama türk polisi olaya el koyunca hoppadanak diye bulundu.

Gerçi kadın bulunda ama, işte arabanın altından çıkarmak için de ayrı bi uğraş gerekti. Çünkü ne yaptılarsa kadın arabanın altından çıkmadı ve ha bire "beni bırakıp gidin, ben burda ölmek istiyorum" diye polise, kocasına, komşularına falan herkese siktir çekti. Bi yarım saattlik uğraştan sonra, ambulansla gelen hemşireler kadını ikna edip alıp götürdüler. Sonra işte bende o an gülsem mi, ağlasam mı bilemeden eve geldim.

Gerçi bizim mahallede bu tür olaylar falan çok normal. Çünkü haftada 2 sefer, muhakkak bi karı koca kavga ediyor. Biri akşam ezanından sonra, biride gecenin 2sinde falan. Eğer karı kocalardan birisi kavga etmezse, bizim apartmanın yanındaki otoparkda haraç kavgası çıkıyor. Ama otoparkçıların kavgası daha ciddi olduğu için, silahları ilk çeken karşı tarafı susturup, evine gönderme hakkını kazanmış oluyor.

Bide artık bu yağmurlar bitsin, sokaklara çıkıp kudurmak istiyorum. Hem valla bu damlacıklar yüzünden, evde boğulcam diye korkmaya başladım. Hep beraber toplaşıp "yağmur durdurma duası"na mı çıksak naaapsak.

5 yorum:

Yiğit Tan dedi ki...

Dua et karadenizde yaşamıyorsun. Buradaki bu yağmuru gördükçe o kadın gibi otomobillerin altına girip intihar etmek isterdin :))) Beterin beteri var anlayacağın :)

Kıreyzi Görl dedi ki...

Çok cenabet bi mahalleniz var bence. İstanbul'da hava berbat cidden.

'Neyse işte mahallelimin intihar etme tarzı da öyle dolambaçlıki, bütün mahalleli toplaşıp bunu konuştuk. Kadının hayatından bezip intihara meyletmesi zerre umrumuzda değildi, çünkü intihar etme şekli çok garipti.' güldüm lan.

baturaysakin dedi ki...

çok ibretlik olmuş.
ev sahibinin yemeklerini göremediğin için sana mı üzülsem, karısıyla kavga edem adama mı üzülsem bilemedim. sen de iki yumurta kır bi makarna kaynat be abicim

O Gay; Ben de... dedi ki...

zaten bir yerde olay oldu mu birine sormaya gör ben tüm olaya hakimim edasıyla bi anlatırlar 1 e 10 koyarlar bir kaç kişide dahil olup onayladı mı değme keyfine anlatanın

+ kadında o kadar curcuna da hiç ses çıkarmayıp arabanın altında kedi gibi beklemiş mi hey allahımm :)

Allah sabır versin kadıncağıza...

Hayat_Erkegi dedi ki...

@yiğit'im allah korusun töbe töbe =)

@Kıreyzigörl mahalle çok temiz lan, sanırım ben mahallenin en çok katlı apartmanının, en üst katında olduğum için ve evde her boş olduğum anda osbir çektiğim için sürekli yağmur yağıyor. yani göğe en yakın ben olunca, cenabetliğimden dolayı en çok yağmur da bana akıyor.

@Baturaysakin zaten yumurta olmasa açlıktan ölcem, makarnada artık üstüme tanımıyorum =)

@Ogaybende yok lan kadın sessiz sessiz orda uzanıp bizi izliyomuş. allahım bak yine gülme tuttu beni.