Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

21 Ocak 2011

Canım sıkılıyordu, yazdım bende

Dün işten çıkıp eve gittim. Öyle yol boyunca da, başım önüme bakarak yürüdüm, hiç kimseye bakmadım. Sanki utanılacak bir şey yapmış gibiydim dün. Sebebini bilmiyorum ama işte öyle bir ruh halindeydim. Eve girdiğimde pantolonu falan sıyırıp pijamalarla mutfağa kapandım. Kendime her zamanki gibi makarna yaptım. Makarna pişirmekte gittikçe uzmanlaşacağımı  düşünüyordum ama ıııh öyle değil, gittikçe daha çok beceriksizleşiyorum. ulan altı üstü bi makarna yapcam, onu bile beceremiyorum. Sabah kahvaltılarım da yine aynı sıkıcılıkta, yani yumurtadan ibaret. Gerçi eğer ay sonunu göreceğimi düşünüyorsam paraya kıyıp bir sucuk alıyorum. Onunla da işte bi hafta idare etmeye bakıyorum. Zaten önceki gün aldığım sucuğun 3te 1i gitti. Bakalım pazara kadar dayanacak mı?

Yumurtayı seviyorum aslında, hani en azından makarna kadar zamanını almıyor ve hoop diye önüne koyup atıştırabiliyosun. Gerçi düşününce sadece bu yüzden sevdiğimi anladım ya neyse. Bide bu ay kiramı da ödemedim :)) kadına önümüzdeki ay 2 kirayı beraber vereceğimi söyledim "tamam" dedi. Gerçi bende ödeyebileceğime dair, kendime inanmıyorum ama bakalım neler olacak. Şu an cebimde 135 tele paracağım var. Onlarla ay sonunu getirmeye çalışıyorum. Zaten şunun şurasında ay sonuna ne kaldıki...

Bide bugün istiklal'e çıkıp ipini koparan itler gibi dolandım da, sanırım benden daha yalnız, daha beter durumda insanlarda var. Hatta sanırımı fazla kaçtı. Evet varlar ve caddede yüzlerce insanın gözünün içine içine bakıp, yaşamaya çalışıyorlar. Sadece caddede  dolanmadım, travesti sokağına da gittim bugün. Hani şu  Tarlabaşı'na doğru olan arka sokakta olan yer varya, hah işte oraya da gittim. Travestiler camdan "yakışıklı baksana, hey sana diyorum bi dakika bak yaa" diye çağrıştılar. Onlar öyle seslenince kendimi çok iyi hissettim. Hatta götüm kalktı diyebilirim. Ama dönüp pas vermedim. Yalnız bana tek seslenmediler. Mesela arkamdan çok çirkin biri geliyordu ona da aynı şekilde seslendiler. O zaman durdum düşündüm de, onlarda ekmek paralarını çirkine bile kral muamelesi yaparak kazanıyorlar. Aldıkları bu para hakları mı, değil mi? bilmiyorum. Durum böyle olunca, üzüldüm mü? acıdım mı? tiksindim mi? ne oldum onu da bilmiyorum. Ama eskiden olsa, şundan eminimki tiksinirdim, midem bulanırdı ve onlara ahlaksızlar, pis namussuzlar, oruspuçocukları, toplumun yüz karaları diye bakardım. Ama şimdi bakıyorumda toplumun yüz karaları mı? yoksa başka bir şeyleri mi pek emin değilim. Aslında bazen gidip onlarla sohbet etmek de istiyorum. Kimbilir ne güzel sohbetleri vardır, ne güzel duyguları, ne güzel el değmeyecek hayalleri vardır hepsinin.  Gerçi param olsa gider sikecekmişim gibi sıkı bi pazarlık yapar "sikeceğim süre kadar oturup sohbet edelim mi?" derdim. Ama bu şekilde parasızken gidip konuşmaya geldim demekte olmuyor.

Gerçi onlarda haklı, paraya ihtiyaçları var, yoksa uyuşturucuya, alkole, dostlarına, onları koruyan pezevenklerine nasıl bakacaklarki? Şimdi onlar haklı diyorumya, aslında artık kimin haklı, kimin haksız olduğundan da pek emin değilim. Mesela ordan kurtulmak isteseler nasıl kurtulacaklarki? kim onları işe alır. Bazen bunları düşünüyorumya, lan diyorum aslında dünyada çocuklardan sonra korunup kollanması gereken ikinci insanlarda ibnelerdir. Çünkü çok duygusalız lan. Hani tamam kendi aramızda onun bunun götünü sikiyoruz, göz açık diye geçiniyoruz ama bi yandan da düşününce 2 tatlı söze kanıp hemen götümüzü siktirmeyi düşünmüyor muyuz? varımızdan yoğumuzdan vazgeçmiyor muyuz? Böyleyiz işte vesselam.

3 yorum:

karakedi dedi ki...

yine şanslı sayılırız ipne olduğumuza şükretmek gerek; bu ülkede kadın olup, eski kocasından öldüresiye dayak yiyip; yetmezmiş gibi defalarca bıçaklanıp öldürülen, devlet babanın koruyamadığı bir "kadın" olarakta dünyaya gelebilirdik!

feanor dedi ki...

Ben üniversite birdeyken arkadaşım AFM de çalışıyordu. Artan patlamış mısırları alabiliyordun mesela, çok eğlenceliydi. Biz temiz ve battal boy bir çöp poşetini patlamış mısırlarla doldurduk, 9 kişi, hepimiz sarhoşuz. Yolda gelene geçene ikram etmeye başladık. Önce kimse almadı, sonra iki emo geldi yedi, derken bir diğeri, bir diğeri. Bir yandan biz de yiyoruz ama bitmiyor koduğumun poşeti.

Derken travestiler sokağına gittik. Bildiğin uzattık o pencerelere. İlk ikram ettiğimizde o kadar korkarak baktı ki o travesti, çok üzüldüm. Sanki kötü bir şey yapacakmışız gibi ona. "Abla vallahi temiz" deyip yemeye başladık güle oynaya. Öyle inandılar. Uzattılar ellerini. Onlar da aldılar. İçeriden arkadaşlarını çağırdılar, "kız gel sıcak sıcak" diye. Arkadaşları geldi, onlar da yedi. "Ayy çocuklar vallahi sağolun acıkmıştık" diye teşekkür ettiler. "Gelin içeri, çay ikram edelim." dediler ama, onlardan değil az önce içeri giren kelli felli 3 heriften korktuğumuz için girmedik. Teşekkür ettik, ayrıldık.

O gece İstanbul'daki en güzel anılarımdan biridir benim.

Yazını okuyunca anlatmak istedim.:)

Hayat_Erkegi dedi ki...

@kedi devlet baba kendini kanunlarını koyup, o kanunları korumkatan başka ne boka yarıyor ki, olmaz olsun böyle baba.

@feanor güzelmiş anın.