Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

30 Ağustos 2010

Herkesin en kısa zamanda, hayatındaki en değersiz kişiyi kaybetmesini diliyorum.

Hayatınızda bazı değersiz insanların olması iyi bir şey. Doğrusunu söylemek gerekirse, aslında değer verip vermemenizin de bi anlamı yok. Hatta bir eşya gibi, yada evin bir duvarı gibi bile olsa, orda öylece olduklarının farkında olmanız, varlıklarını bilmeniz yetiyor. Siz farkında olmasanız bile, aslında sizi ayakta tutan onlar oluyor.
Peki sizi nasıl ayakta tutuyorlar biliyor musunuz?Şöyle oluyor:
Hani bazen sınır falan koyuyorlarya. Hah işte o farkında olmadan koydukları sınırlarla sizi ayakta tutuyorlar. Siz o sınırlara dayanarak yürüyorsunuz. Zaten bu sayede günü geçirip, akşamı ediyorsunuz. Sınırlarınızı belirleyen insanları sevmek zorunda da değilsiniz, ama inanın hayatınızdan defolup gittiklerinde, sizin için ne anlama geldiklerini çok iyi anlayacaksınız.
Herkesin en kısa zamanda, hayatındaki en değersiz kişiyi kaybetmelerini diliyorum.

Daha çok hamsın, biraz yan piş evlat

Dün tüm dünya için çok önemli bir gündü. Çünkü gerçekten bir karara varmam gerekiyordu ve vardım. Kararım kesinlikle şu ki, ben kendi yaşıtlarımdan, yaşımın altındakilerden hoşlanamıyorum. Birlikte olamıyorum, bi boklar çevirip yiyemiyorum. Kendimi zorlayıp o boku yemeye kalkışıncada olmuyor. Tabii bu zorlamalarım, kasılmalarım falan sadece benim için değil, karşı taraf içinde çok kötü oldu.

Neyse işte olayın şeyyyine geleyim. Dün benden 5-6 yaş küçük tombiş bi çocukla, haltlar çevirmeye karar vermiştik ve evin boş olmasını fırsat bilip, buluştuk. Çocuk daha önce hiç sevişmemiş, hiç bi bok yememiş ve habire öperim deyip duruyordu. Sonra biz buluştuk falan, benim eve geldik. Kapıyı kapatır kapatmaz allah ne verdiyse daldım. Zaten bu dalma mevzusunuda daha önceden konuşmuştuk, o bana ''nasıl olacak bu iş, nasıl başlıycaz'' demişti, bende ona ''kapıyı kapatır kapatmaz öpüşmeye başlarız, olay da kendiliğinden yürür gider'' demiştim. Öyle de oldu, hiiiç oyalanmadık öpüşürken bide soyunuverdik. Amcık gömleğimin düğmelerini öyle bi açıyo ki neyseee. Tüm bunları böyle güzel güzel anlatıyorum ama nasıl zorluyoruz kendimizi varya. Öfff anlatamam. Çocuk fazlasıyla heyecanlıydı, bende ilk defa kendimden küçük yaşta biriyle ne bok yiyeceğimi bilemememin derdindeydim.

Zaten ilk defa böyle bıdık biriyle yakınlaşıyorum, O'da ilk defa biriyle öpüşüyor. O'nun daha önceki cinsel hayatı, bi tek osbirden ibaret biri işte. Ama ne kadar masum bi bilseniz. Allahım sende beni sınamak için mi böylelerini karşıma çıkarıyorsun ne yapıyosun anlamadım, ama ben böyle çoluk çocukdan hoşlaşamıyorum. Kendimi o kadar zorlamama rağmen rahat rahat öpüşemedik bile. Çocuk içinde kötü oldu. Sonra baktım böyle zorlayarak olmuyor, çocukla otururken dönüp ''ulan sen hiç ibnelik işlerine bulaşmamışsın, bari şöyle bi 5-6 yıl bekle, iyice öğren bazı şeyleri o zaman yine bakarız. Ama şimdi olmuyor. Bende zaten olgunlar ve piçler dışında kimseye ısınamıyorum. Bekleyelim zorlamayalım.'' dedim. O'da hepsi bu muydu? falan dedi ve ben biraz daha anlattım. Aslında yaşının çok genç olduğunu, zaten sexin, hele birde ibnelerin sexe ulaşma yollarının çok kolay olduğunu falan anlattım. Sonra bu sefer cinsellikten uzak uzun bir öpücük kondurdum bekle acele etme, zamanı gelince anlarsın. Şimdi kendini zorlama dedim. Sağdan soldan falan konuştuk ve artık sen git istersen gibilerinden bir şeyler söyledim, O'da evet gitmek istiyorum dedi ve kalkıp uğurladım.

O gidince bende oturup bir film açtım. Sanırım adı Angela idi. Filmi biraz izlemiştim ki, baktım o msn de çevrim içi oldu. Selam selam deyip durduk ve dayanamayıp ''ulan böyle hep birbirimizi gördükçede olmaz, birbirimizi blocklayalım mı? sende rahat edersin bende'' dedim, O'da ''Evet'' dedi. Sonra biraz daha ibnelik hakkında konuştuk, kendimce ona yaşamak istediklerinin, onun için çok erken olduğunu falan anlattım ve birbirimizi blockladık.

Şimdi dün olanlara, yediğim boka bakıyorumda abi harbiden olmuyor, ben kendimden 1-2 yaş bile küçük biri olsa hoşlanamıyorum. Olmuyor yapamıyorum. Olgun ve dolgunlar dışında kimseyle yakınlaşmıycam artık. Ayy çocuğu hatırlardıkça miğdem bulanıyor. Bugünlerde şöyle aklı başında hafif kıllı, 30 lu yaşlarında biri çıksa karşıma ne hoş olur varya. Yemin ederim affetmem, belki anında abanıp sikerim bile. ^_^ Yani, dün yaşadıklarımdan dolayı, kendimden o derece tiksiniyorum.

29 Ağustos 2010

Artık geç oldu, evlenmeliyim!

Hani bazı kızlar olurya, belli bi yaşa kadar gününü gün eder, akşama kadar onunla bununla sikişir sonra, kafasına ''artık geç oldu evlenmeliyim'' düşüncesi dank diye vurur ve habire evlenmek için birilerini aramaya başlar ya, hah işte şimdi onları daha iyi anlıyorum. Ama onlarında, benim anladığım şeyi anlamaları lazım, biz kaltağız, oruspuyuz önümüze gelenle sikişip, sonra da ''ben neden evlenecek birini bulamıyorum, neden hep yalnızım'' deme hakkımız yok.

Evet bunu iyice anlamalı ve kafamıza sokmalıyız. Bunu anladıktan sonra da kafamızı, iki bacağımızın arasına sokup, kendi kendimize oral yapmayı öğrenmeliyiz. Kimse hem ucuz, hem de oruspularla muhatap olmak istemiyor. Üzgünüm ama biz sadece eğlen'celiğiz. Evlen'celik değiliz.

Güzel şeyleri yazdığım zaman, sihri bozuluyor. Sihrine sokıyım dünyaaa

Son günlerde uykusuzluk problemim had safhaya ulaştı. Artık geceleri uyumuyor, yemiyor, içmiyor ve sikişmiyorum. Bunlara bağlı olarak gün içinde de, kendini gösteren dengesizlikler baş göstermeye başladı. Bu dengesizliklerin en başında, ufacık bir espriye karşı ani kahkaha patlamaları falan filan. Peki neden bunları yazıyorum derseniz kendimi acındırmak için olabilir. Okuyunca ahh canım yazık ya, uyuyamıyor, ahh canım yazık ya yemiyor, içmiyor, ahh canım ya hiç sikişemiyor diyecek ve bu yazıyı okuyanlar belki bir kere verme teklifinde bulunacaklar. Hııııhııı evet işte bu kadar zavallıyım.

Her neyse bunları yazmışken, bugünün başlangıcını da yazıyım. Pazar günü olmasından dolayı uyuyamadım ve siktiğimin iş günlerindekinden nerdeyse kat be kat erken uyandım. Oysa gece geç uyursam, en azından öğleden sonra veya en azından 12 civarı uyanacağımı düşünmüştüm. Ama düşündüklerimin hiç birinin gerçekleşmemesi gibi bir evren düzeni olmasından dolayı, doğal olarak buda gerçekleşmedi ve ben sabahın 9 unda gözlerimi açıverdim. Yaptığım ilk iş çişe gitmek oldu. Sonra gelip bilgisayarı açtım. Gece en son hatırladığım şey saat 4 tü, 99 Frank filmini izlemek için açtığım ve sonra filmin ilk 10 dakikasından, kendi kendime ''siktir len'' çekip zıbardığımdı.

Sabah uyandığımda ise, madem film vardı izliyim diye açtım ve izledim. Meth edildiği kadarıyla, önerildiği kadarıyla o kadar da iyi bi film değildi. Filmi geçen tanıştığım 36 yaşlarındaki piçin bir önermişti. Hani bi cafede entelce buluşup film almıştımya. Hah işte o piç önermişti. Ama onun verdiği filmi izleyememiştim ve bu yüzden gidip başka bir yerden tekrar yükledim. Film, bazı sikko sahneler ve sözlerle müthiş olsada, pek bi sikime yaramıyor. İzlemediyseniz hayati bir şey kaçırdınız sayılmaz, izlememeye devam edin.

Film az önce bitti. Dolan boğazımı gidip temizledim ve gelip bu satırları yazıyorum. Şu an aklımda olan tek şey, öğleden sonra eve atacağım çocuk için hazırlanmak. Hazırlanmak dediğimde bi bok yapacağım olarak algılanmasın. Sadece dujjj alacağım ve belki dişlerimi falan fırçalarım. Aslında genel olarak ne bok yiyeceğimi hiç bilmiyorum ve tamamen spontaneım.

Neyse işte bu kadar. Sonra gelişmeleri yine yazarım. Çocuktan da çok fazla bahsetmek istemiyorum. Çünkü yazınca, evren dediğiniz şey, yada kosmos falan bana hile yapıyor ve sonuç olarak bi boklar olmuyor. O yüzden bu sefer bana özel kalsın istiyorum. İkimiz için, ama yalnızca bana özel.

Heyyyy Piç bu satırları okuyorsan, seni neden burda sikime takıp, yazmadığımı anladın mı? Lan ibne bana özel ol istiyorum. Şerefsizz
ha bide bunları yazınca kendimi çok romantik gördüm. Ama siktir et, koy götüne gitsin.

Başlık bulamadım, seninkini ödünç alabilir miyim? (Yazıya)

Şu son bi haftadır porno izleme tutkum yine geri geldi. Gerçi bunda ev arkadaşımın gitmesininde etkisi var. Çünkü yalnız kaldım ve yalnız olduğum için de rahat rahat porno sitelerde fink atıyorum. Eskiden O'da evde olduğundan dolayı, en azından daha kontrollüydüm ve yakalanmıyım diye çoğu zaman izlemiyordum. Ama şimdi durum öylemiiii? O gittikten sonra, evin içinde dolanırken yarrağı elimden düşürmüyorum. Resmen sikimin yeri değişti, sanki sağ elimin herhangi bi parmağı gibi oldu.

Dün gece de geleneği bozmadım, önce xvideos'dan açtım pornomu ve romantik bi boklar oluyormuş gibi izlemeye başladım. Oysa romantik bi bok yoktu. 2 adam çatır çatır sikişiyordu. Bende işi duygusal bi boklar oluyora verip, izlemete çalışıyordum. Nasıl bi mallık durumlarına girdiysem artık. Neyse vidyo biraz ilerleyince, daha doğrusu yarısına gelmiştimki baktım amacım porno izlemek değil, osbir çekmek için bahane aramak, tuttum malafatı aşka getirdim ve zaten erken boşalan biri olduğumdan 2 dakkaya kalmadı, oturduğum yerde göbeğime boşaldım. Boşalınca şöyle kendime baktımda ''ıyyy ne pislik adamım'' dedim kendi kendime. Zaten boşaldıktan sonra resmen kendimden tiksindim. Bedenimi olduğum yerde bırakıp ayağa kalkabilsem, kesin yapacağım ilk iş yüzüme tükürmek olurdu.

Sonra o pislik halimle yerimden kalkıp dujjj aldım, bi güzel bıcı bıcı yaptım. Geldim yine bilgisayar başına oturdum. Ama bu sefer temiz aile çocuğu rolündeydim. Bi boklar yememeye çalışıyordum ve baktığım siteler hürriyet-milliyet gibi internet gazetelerinin erotik siteleriydi. Resimleri görmek için tıklarken msn den ekleştiğim birinin selamıyla kendime geldim. Lafı uzatmadan direkt cam teklifi gönderdim. Açtı, sende aç dedi. Konuşmayı uzatmamak için açıverdim. Gerçi cam açmamda, onu beğenmemin etkiside vardı. Çünkü karşımda çıplak, hafif tombiş, ak saçlı, top sakallı, nur yüzlü bir dede duruyordu. Sonra biraz lafladık falan camda bir iki ayağa kalkmasını rica ettim, kalktı kendi etrafında dört döndü ve yine oturdu.

Eh kilosu falan iyiydi. O da beni görmek istedi. Kalktım odanın içinde biraz gezindim. Sonra bayağ bayağ lafladık ve saatler sabahın körüne doğru ilerliyordu. Baktım sohbet uzayacak, bide onu izlerken tekrar boşalmışım dedim gidiyim dujj alıyım. Bunu ona söyledim ve eğer isterse laptopu banyoya götürüp, perdeleri falan açık bırakarak onun beni izlemesini sağlayabileceğimi söyledim. O da zaten ben yaşlarında birini bulduğu için, içinden dualar edip tanrıya secde ediyordu ve benim bu teklifime dünden razıydı. Banyoya gittim üzerimdeki havluyu kenara attım, laptopu beni izleyebileceği şekilde ayarladım ve dujjjun altına girdim. Ben yıkanırken oda ordan izliyordu.

Taşşş gibi fücüdüma methiyeler dizerken, onun göbişine, top sakalına, kır saçlarına bakarak yine osbir çektim. Boşaldıktan sonra, biraz onu izledim sonra, O iç geçirirken tuttum perdeleri kapadım. O anda yaptığım şey ayıp gibi geldi bana. Oysa osbir çekmeden önce böyle düşünmüyordum. Boşaldıktan sonra, birinin beni izlemesi tuhaf geldi ve o yüzden perdeleri kapadım. İyice yıkanıp çıkınca, ekranda ''ne oldu? neden kapadın perdeleri?'' gibisinden yazdığını gördüm. Utandığımı söyledim. Tuhaf karşıladı. Ama sikimde değildi, çünkü ben böyleyim. Sonra bu kadar yeter başka zaman görüşürüz deyip kapadım.

Ama ne hikmetse bi türlü uykum gelmedi. O tarafa döndüm, bu tarafa döndüm bi türlü uyku tutmadı, youtube'u açtım UD SESİ yazdım ve karşıma çıkan ilk videoya tıkladım. Şu an, hangi vidyoydu, ne çaldı hiç hatırlamıyorum. Ama beni o kadar güzel uyutmuşki, bu satırları yazarken, sanki hala uyanamamış gibiyim. Zaten gün nasıl geçti hiç farkında bile değilim.
Sahii kimbilir ben bugün ne boklar yedim.

28 Ağustos 2010

Allah'ım insan kendisinde olanı, başkasında görünce neden o kişiden nefret ederki?

Bu aralar çok sık, hatta bilgisayarım açıkken muhakkak açık olan bi ibne sitesi var. Adı: Romeo.
Romeo'da o kadar çok tanıdık yüzle karşılaştımki, bi an amcam, dayım, abim falan onlarlada karşılaşacağımı düşünmedim değil. Demek insan ortamın kaşarı olunca, sonuç böyle oluyor. Ama doğrusu ailemden kimseninde ibne olmasını, bu yetmezmiş gibi birde orda bulunmasını, hiç mi hiç istemiyorum. Çünkü ben varım yeter. Elhamdülillah hepsinin açığını kapatıyorum, yokluklarını hiç göstermiyorum.

Tabii bunu söylüyorum ama, sizinle taşşak geçmediğimi bilin lütfen. Çünkü gerçekten abone olduğumdan bu yana, adeta orda yaşar gibi zaman geçiriyorum ve gece gündüz demeden tüm üyelerin profillerine bakıyorum. Zaten bazı profillere defalarca baktığımdan dolayı, bazıları kendilerini bi bok sanıp kendileriyle ilgilendiğim için baktığımı düşünüp ''ne bakıyosuuuunnn'' tarzı mesajlar attı. :)) Tüm bunlara rağmen arada kaçırdığım veya kaynayan varsa da affetsin :Pp

En çok dikkatimi çeken şey ise, herkesin feminenlerden kaçmasıydı ve el birliği yapmışcasına ''feminenler uzak dursun'' diye yazmışlardı. Ammına koyım feminenler ne yapsın salatalık mı kullansınlar, onlarında canı yarrak istiyor. Etmeyin eylemeyin, kendinizi bi bok sanıp onları dışlarcasına, profillerinize saçma sapan cümleler yazmayın. Çünkü çok komik görünüyorsunuz.

Üstelik yazılan cümleler, sadece uzak durmaları için değil ''sizlerden nefret ediyoruz, geberin oruspuçocukları, domuz dölünde boğulun'' tarzı kin ve nefret cümleleriydi. Yanlız yazanlara dikkat ettim, feminen diye tanımladıklarından daha çok feminenler. Hatta bir kaç tanesiyle konuştuk, nerdeyse inceliğinden kırılıp yerlere döküleceklerdi. Allah'ım insan kendisinde olanı, başkasında görünce neden o kişiden nefret ederki? Neyse burda kesiyorum.

27 Ağustos 2010

Sen git, ben bitiyim

Bunu söyleyeeğimi hiç ummazdım ama ev arkadaşım gittiği için kendimi inanılmaz yalnız hissediyorum. Lan sanki bugüne kadar adam beni ayakta tutuyormuş da, o taşınınca ben yapayalnız kalıverdim. Ahhh ulan çokda sikimde mi gitmesi falan diyordum da, meğer hiçte öyle değilmiş. Sikimdesin amcık bil işte. Sevmezdim seni ama gitmen evde koca bi, kara delik açmış gibi.

26 Ağustos 2010

Olum ne bu havan, kendine gel, altı üstü sokakta yürüyosun!

Az önce yemek yedim. Şimdi nette dolanırken şunları da tarihe geçip zıbarıyım diye açtım blog sayfasını.
Akşam iş çıkışı caddede Piç Kurusu'yla karşılaştık. Bende hiç heyecanlanma, kalp çarpıntısı falan olmadı. Oysa ben, olurda karşılaşırsak elim ayağım birbirine girer, yolda adımlarım birbirine karışır tökezler düşünce, rezil olurum diye düşünüyordum. Ama düşündüklerimden hiç biri olmadı. Yanında modacı dediğim piç vardı. Karşılaşınca doğal olarak durduk, tokalaştık birbirimizi sorduk.

Piç Kurusu'nun üzerinde siyah bi gömlek vardı ve yaka bağır açık geziniyordu. Gömleğin iki düğmesi daha açılsa, göbek deliği görünecekti. Bu arada göğüs kıllarını falan traş etmişti ve yeni yeni çıkmaya çalışan kıllar göze batıyordu. Yanındaki modacı ondan uzun duruyordu. Ve doğrusu onun üzerinde ne bok olduğu hiç aklımda bile değil. Ama kolkola girip cadde de gezmelerinden, anladım ki ava çıkmışlar. Piç Kurusu'nun gözünde bir gözlük, bide gözlük taktığı için etrafında inanılmaz bi hava vardı. Özgüveni paçalarından taşıyordu ve suratında adeta yüzlerce insanın arasında, yanlızca kendisi yaşıyormuş gibi bir ifade vardı. Bu havalı durumuna karşılık bi parmak atıp ''sakin ol, hepsi geçti'' diyecektimki durdum. Zoraki olarak nasılsın, nereye gidiyorsun adlı nefret uyandıran bıkkınlık sorularından sonra, görüşürüz deyip ayrıldık.

Evet ben ona aşık olamam. Keşke benim için nette kalsaymış. Aman be, öfff be buydu işte ne bekliyordum ki. Tam bir piç olsun diyen ben değilmiydim. Evet o fazlasıyla büyük bi piç. Hemde oruspuçocuğu. Ama benim piçlik anlayışım bu değildi. Hayat tarafından biraz daha yontulmuş bi piç arıyorum. Haydi bakalım rasssgele :D

Bu seferde olmadı, önümüzdeki maçlara bakalım

Dün inanılmaz hızlı geçen bi gün oldu. Nedeni tabiki Piç Kurusu'nun ani gelişiydi. Ben onu bugün beklerken, o dün msn'den ''bilet aldım İstanbul'a dönüyorum'' diyiverdi. Bende bi heycan bi heycan, dersin oruçlu oruçlu götümü sikeceklerde, o yüzden heyecanlıyım. Neyse iyi falan filan deyip, geliş saatlerini falan konuştuk. Sonra ben Romeo'dan başkasıyla yazışıp öğlen arasında görüştüm. Görüşmemiz tabiki tamamen entel bi görüşme oldu. O bende bi film var izlemelisin diyince tamam buluşalım ve filmi alıyım dedim. Flash diski alıp sözleştiğimiz yere gittim. Hoop dersin gizli ajanız, tanışma faslıyla beraber laptopu çıkarıp filmi yükleyip bana verdi. Sonra sohbete devam ettik. Adamın yaşı 36, kumral ve çok piç birine benziyor. Konuşurken kafasının içindeki karışıklıktan hiç bir şey anlamadım. Yanlız şunu söyliim adam enfes bi parça. Neyse şimdi burayıda okuyordur falan, çok fazla yazıp götünü kaldırmıyım :Pp

Sonra filmi aldım işe döndüm. Gün böyle geçti. Akşam iş çıkışı benim piçi aradım ''Cihangir'de bi arkadaşımdayım'' dedi ''tamam buluşalım'' diyip, Cihangirdeki Carrefour'un orda buluşmak üzere sözleştik. Ben gittiğimde O'da aşşağdan geliyordu, beni görünce el kol salladı. Lan bi baktım çok zayıf yüz hatları olan biri :(((((
Resmen koca bir hayal kırıklığı. Çünkü ben fotolarından böyle etine dolgun ve olgun birini bekliyordum. Ama sonra baktım vucudu falan azda olsa etli butlu biri ehhh dedim. Kucaklaşıp birbirimizi sorduk. ''Seni gidi amcık seni'' lafları arasında arkadaşının evine doğru gittik. Evin önüne gelince apartmanın kapısına oturup laflamaya başladık. Baktıkça aslında tipim olmadığını, ama boyuyla, kalıbıyla yinede hoş durduğunu farkettim. Aslında çokda yakışıklı biri, yani böyle onu görenlerin eriyip gittikleri bi tip. Ama bilmiyorum yahu, böyle bi eksiklik var gibime geliyor. Neyse işte ben içimden bi eksiklik var falan dememe rağmen bayağ bi yavşadım. Sonra ordan burdan, hayatlarımızdan laflarken, arkadaşı telefon açtı. Nerdesin diye sormuş olacakki oda ''apartmanın önünde oturuyorum'' dedi.

O'nun bu cevabından sonra, apartmanın en üst katından kısa, sarı saçlı travesti sesli, biri çıkıp bağırarak konuşmaya başladı. Ama sesinde, bağrışından dolayı başkasına rahatsızlık vermek istemediği belliydi. Bağırmak ve bağırmamak arasında gidip gelerek, bir şeyler konuştular. En son tv ve dvd arasındaki kabloyu istediğini anladık. Biz Piç Kurusuyla beraber gidip kabloyu aldık. Dönüşte Piç Kurusu ''hadi sende gel gelsene'' diyince beraber çıktık.

Merdivenlerde ayaklarımın kötü koktuğunu ve çoraplarımın pis olduğunu söyleyerek eve girip, halıları kirletmemin yanlış olacağı gibi masum düşüncelerimi dile getirirken 5 katıda çıkmıştık. Mapus damı gibi çiziklerle dolu kapıyı sertçe vurduğumuzda, kapı arkadan hafif aralanıp bir çift gözün bakıp açılmasıyla, yerlerin milyonlarca lekeyle dolu olduğunu ve tabiri caizse ahır gibi kullanıldığına dair ipuçları aldım. İçeriye ayakkabılarla girip, virane bi yer olduğunu görmemle rahat olmam gerektiğini anladım. Allam ben böyle bi ev ararken bunların kaldığı evin haline bak. Töbe yarebbim deyip içeri girmiştim ki, içerden biri hoş geldin ayol dedi, bir diğeri hoş geldiiinn dedi, bir diğeri daha hoş geldin dedi.

Hoşgeldin lafları arasında bende eve göz atıyordum. Evde hiç bir şey yoktu. Sadece biri büyük, iki eski koltuk, bi masa, 2-3 sandalye, diğer odada bi kocaman pis bi yatak vardı. Travesti sesli dediğim arkadaş, masada oturmuş laptopla uğraşıyordu, kısa kesilmiş sarı saçları, göğüs uçlarını kapatan alttan kesilmiş atleti ve haçlı küpesiyle yerinde oturuyordu. Bayağ zayıftı ve aşşağdayken Piç Kurusu onun hasta olduğunu söylemişti. Hastalık dediğimde öyle normal, bir hastalık falan değil bildiğin sikişmekle başkasına geçen HİV virüsüydü. Diğer adıyla AIDS'di. Çocuk aids'i kimden nasıl kaptığınıda anlatmış. Meğer bi gay hamamı varmış ve orda grup yaparlarken kapmış. Çünkü onun önceliğinde düzenli olarak ilişkiye girdiği insanlar varmış ve onlarda bi sorun yokmuş. Ama gruptakilerin kim olduklarını hiç bilmiyormuş ve bi dahada bulamamış o kişileri.

Sonra aids olduğunu öğrenince konu hakkında bayağ bir araştırma yapmış ve hatta düzenli olarak kontrollere gidiyormuş. Bununla da kalmamış, salaş falan yaşayan 200 kişilik bir gay grubu toplatıp test yaptırmış. Bu grupta yapılan test sonuçlarıda çok kötü çıkmış. Çünkü aids olduğunu söyleyen, bir kaç kişi olmasına rağmen, onları teste ikna eden kişi, kendisi olduğundan hastane toplamda 50 kişide HİV virüsü bulunduğunu söylemiş. Ama herkesin test sonucu kendisine söylenildiği için, açıkça ben aids im diyenlerin sayısı 3ü 5i geçmemiş. Diğerleri aids olduğunu saklayıp ayrılmışlar ordan.

Odada bulunanlardan bir diğeri de top sakallı, Piç Kurusu'yla aynı boylarda ve kilolarında. Kendisi orta düzeyde bir modacı ve yüzünden keş biri olduğu fazlasıyla belli. Zaten burnundan konuşur gibi hoş geldin demesiyle gözlerindeki baygınlığı hemen farkediyorsunuz. Kapıyı açan da bu gözlerdi. Yorgun argın bir çift göz. Az sonra esrarını getirdi ve sarıp içmek için hazırlıyor. Beni göstererek Piç Kurusu'na ''bu kim, arkadaşın mı?'' dedi. Piç Kurusu'da ''Evet çok eski bi arkadaşım'' dedi. O anda ben atlayıp ''yooooo yeni yanıştık'' diyecektim ki, gereksiz bi muhabbete gireceğimiz için sustum.

Diğer kişi ise uzun boylu, kilolu ve utangaç bakışlı. Bulunduğu halden utanırcasına bir hoşgeldin dedi. Ben geldiğimde yatakta bir şeyler yapıyordu. Ne yaptığını anlamadım ama toparlanıp banyoya gitti. sonra biz bayağ oturup bir iki laf çevirdikten sonra çıktık. Biz çıkarken anca banyodan çıktı.

Piç Kurusu'yla Cihangir sokaklarında turlarken, İstiklal'e çıktık. İstiklal'de de bir iki yavşadım. Sonra bana ''olum neden bana sevgiliymişiz gibi davranıyorsun ki, aramızda bi bok yok, bırak biraz zaman geçsin, bi bok olursa olur zaten'' dedi. Dondum kaldım bi an, sonra kendime gelip ''tamam len ibne uzatma işte, yemedik ya'' gibilerinden bir şeyler gevelediğimi hatırlıyorum. Sonra neden tipim olmamasına rağmen yavşadığımı düşünmeye başladım. Sanırım sebebi yarrak delisi olmam olabilir. Evet evet kesin yarrak delisi olmamdandır. Tabii birde bu ara çok fazla yalnız takıldığımdan da olabilir.

Evet ya, çok fazla yalnız takıldığımdan da olabilir. Birazcık eli yüzü düzgün birini buluncada hemen yavşayıverdim. Zaten olurda bi bok olursa, hevesim geçincede bırakırım her halde. Gerçi ben hep böyleyim. Eli yüzü düzgün birini görünce anında yavşarım, hatta dakkasında yavşarım. Hiç öyle uzatıp ıcığını cıcığını karıştırıp birşeyler yapmam, direkt belli ederim ve bilinsin isterim. Çünkü bi bok olacaksa olsun olamayacaksa olmasın. Zaten sikimde de değil.

Bu düşüncelerle biraz kendimi geri çektim, oda durdu. Sonra çöpten toplanmış elbiselerin satıldığı bir yere gittik. Adı Retro'ymuş ve bayağda ünlüymüş. İçerde biraz gezindik falan, arada da laflıyoruz. O üzerindeki markaları ordan alıyomuş ve zaten bi çok ibnede burdan giyiniyomuş. Karar verdim, bi gün bende girip uzun uzun gezcem. Severim salaş giyinmeyi falan. Hatta bi ara kendime askeri bi yeşil kamuflaj pantolon gördüm. Alıcaktım da, sonra vazgeçtim. Biz böyle oyalanırken telefon çaldı. Arayan modacı olan arkdaşıydı, dondurma istiyordu. Hadi çıkalım deyip çıktık. Sonra evin oraya gelince öpüşüp ayrıldık. Eve geldim, nete girdim biraz yazıştım ve uyuya kalmışım. Gece 4 de uyandım, kalkıp duş alıp havluya sarındım, bi tabağa meyve doğrayıp bıçak yardımıyla yedim, diziport.com'u açtım, bu aralar takıldığım dizinin bir iki bölümünü izledim ve gün ışımaya başladığında saat 6 olmuştu. Uyumaya karar verip bilgisayarı kapadım, telefonun alarmını kurdum ve uyumuşum. Telefonum öttüğünde anca uyandım.

Özet olarak:
1-Herkes resimlerinde olduğundan farklıdır. Çünkü en iyi göründüğün an resimlerinde sonsuzlaşır.
2-Her ibne biraz homofobiktir (bunu başka zaman açıklarım)
3-Aids li ibnelerin sayısı inanılmaz derecede çok, o yüzden önünüze gelenin götünü sikmeye kalkışmayın
5-Modacılar ibne olur.
6-Erkek modeller, yükselmek için yatak odalarından geçerler. (bunuda başka zaman anlatırım)
7-Retro'ya muhakkak uğrayın
8-Eben ammı daha ne istiyosun amcık! siktir git !!

İzin ver, başımı koltuk altına sokıyım emi!

Koltuk altı fetişim mi var, nedir?? anlamadım ama, böyle kendimi bildim bileli, hafif uzun kıllı erkek koltuk altı hastasıyım. Böyle başımı sokıyım orda 1-2 yıl yaşıyım gitsin. Bunun nedeni ne bilmiyorum. Ama istediğim şey; evet, tam olarak bu. Dediğim gibi; hafif kıllı bir koltuk altına giriyim, hayatıma bi müddet orada öylesine, hareket bile etmeden devam ediyim, sonra eğer olursa, orda öliyim.

Nedeni, sadece beni tahrik etmesi mi, yoksa başka nedenleri de mi var? doğrusu bilmiyorum. Tahrik etmesi normal, ama ben olan bitenlerin nedenlerine takılan biri olduğum için, bunun da nedenini merak ediyorum. Bu anlamda beynim bana milyonlarca neden sunuyor (beynimi sikiyim, diyesim geldi bu arada)
Aslında biraz daha eskiye dönecek olursak, bu bende yeni yeni ortaya çıkan bi durum değil. Çocukluğumda da, elime geçen her gazetede de, ilk işim spor sayfalarını açmaktı. Böyle yapmamdan sizin aklınıza, çocukluğumda sporla fazlasıyla ilgilendiğim gibi çocuksu masumlukta duygular gelmesin. Çünkü spor sayfalarında aradığım şeyin sporla hiç bi sikim alakası yoktu. Zaten bende hiç bi bok okumazdım ve saatlerce baktığım tek şey basketbolcuların potaya uzandıkları andaki resimleri ve koltuk altları olurdu. Hepsine uzun uzun bakardım. Tek tek incelerdim. Bide basit bi büyütecim vardı, yanlız olduğumda, gazeteyi masaya serer onunla bakardım. Ve bunları yaparken sadece 10 yaşlarında ya vardım, ya da yoktum. O yaşta basketbolcuların koltuk altlarında, ebemin ammınımı arıyordum, ne arıyordum bilmiyorum ama, bakmak çok hoşuma gidiyordu ve aslında beni tahrik ettiğinin de farkındaydım. Üstelik biri gelip görecek, benim basketbolcuların koltuk altına baktığımı farkedecek diye o yaşta götüm yusuf yusuf atardı. Hiç yakalanmadım, ama yakalanmaktan hep korktum.

Çocukluğumda böyle yapıyordum, ama büyüdükçe ve bazı oruspu çocuklarıyla tanıştıkça, başımı o ''oruspuçocuklarının koltuk altlarına sokıyım, orda yaşayıp gidiyim'' adlı hislerim gittikçe dahada baskın çıkmaya başladı. Başımı birinin koltuk altına sokup öyle kaldığım zaman, beni saran kişinin, beni sahiplendiğini falan düşünüyorum. Orda huzur buluyorum. Orda kendim oluyorum, orda kendimi bırakıyorum. Orda savunmasız oluyorum. Orda öylesine yaşamak ve sürekli başımın koltuk altında kalmasını istiyorum.
Hatta, beni koltuk altına alan kişinin, koluna yapışıp kalıyım, orda yaşamıma devam ediyim. Nasılsa bi bok olmaz bana. Hem ne olur, orda kendi halimde yaşayıp gitsem?
(Bu tür fetişlerimi falan yazınca, az çok kendimi çözmeye başlıyorum.)

Öte yandan, koltuk altı fetişimin çocukluğumda çok fazla sevilmediğimin nedenlerinden sadece biri olduğunu düşünüyorum. Hayır hayır gerçekten sevilen bir çocuk değildim. Neden beni yeterince sevmedikleri konusunda hiç kimseye kızmıyorum. Çünkü nedenleri vardı. Sevemiyorlardı. Çünkü onlarda sevilerek büyütülmemişlerdi ve sevgilerini nasıl göstereceklerini öğrenmemişlerdi. Dolayısıyla beni nasıl seveceklerini bilmiyorlardı. Belkide sevdiler ve ben farketmedim. Ama düşününce lan o kadarda eşşek bi çocuk değildim diye düşünüyorum. Yani sevilsem doğal olarak farkederdim.

Mesela babam, sadece bir defa elimden tutup beni dişçiye götürmüştü. Bildiğim ve hiç unutmadığım tek anımdır o. Çünkü çocukluğum boyunca bir defa yanlız elimden tutmuşluğu oldu. Orda babamın beni sevdiğini hissediyorum, elini hiç bırakmamıştım. Şımarmıştım ve ben 25 yaşındayım hala şımardığım zaman aklıma ''babamın elini tuttuğum anki şımarıklığım'' gelir. Zaten başkada elimi tuttuğu olmadı. Çünkü babam hep çalışmak zorundaydı ve çalışırken biz diye bir şey yoktu. Çocukluğuma dönüp ''keşke yeterince sevilseydim'' demediğim olmuyor değil. Bundan ibne olmamdan rahatsızlık duyduğum anlamına geldiği, gibi bir sonuca kimse varmasın. Çünkü yeterince sevilseydim bile, yine ibne olurdum. Bundan eminim. Çünkü, fetişlerim dışında da sadece erkek bedenlerini arzuluyorum ve onlarla bütünleşmek istiyorum. Öfff konu ha bire dağılıyor zaten. Sikecem konusunu falan yeter nokta koyuyorum.

25 Ağustos 2010

Yok artık eşşeğin yarrağı!

Bu aralar tanıyan tanımayan herkes, oruç tuttuğumu öğrenince ''nasıl olurda şu uzun sıcak yaz günlerinde, akşama kadar oruçlu dayanabiliyorsun'' diye ard arda soruyorlar. Amcıklar dersin sanki akşama kadar nefes almadan zıkkımlanıyorlarda, benim bir kaç saat oruç tutmama hayret ediyorlar.

Lan mal herifler, zaten bu ülkede, hepimiz açlık sınırında yaşamıyor muyuz? Ben açlık sınırında altında yaşadığım için, zaten oruç tutmadığım günlerde de, oruçlu olduğumdan pek farklı değilim. Keşke o zamanda aklıma gelsede, geceden niyet etsem bari.

Amcıklar, dersin sanki uzayda yaşıyorda bide soruyu sorarken gözlerini pörtlek pörtlek edercesine sormuyorlar mı?? ayhhhh allahım böyle içimden bi ses diyor tut şunun gözlerine gözlerine sert bi şekilde osur. Kör olmayasıcalar. Şerefsiz uzaylı piçler.

Cevap verin lan ibnetorlar. Açlık sınırında yaşayan birine oruç tutmak zor gelir mi? Amcıklar. Götünüze girsin milletin maaş bordroları. Allam yarebbim, ya resullah. Sanki diyosun adam sarayda yaşıyorda, yediği önünde, yemediği arkasında, bide gelmiş benim oruç tutmama hayret ediyor. Lan zaten açız amcık, bari geceden niyet edelimde, sevap hanesine bişiler karalansın.

Öfff amma kızdım ha, cidden kızdım ama yahu. Az önce biri daha bunu sorunca iyice sinirlerim alt üst oldu yeminlen. Ya sana zahmet bi siktir git ordan ya. Bide kalkmış açlığa nasıl dayanabildiğimi soruyor öküzoğuluöküz. Bilmeyende açlık lafını duysa, sanırki haftalarca ağzıma bi lokma ekmek, iki damla su girmiyor. Lan altı üstü bi kaç saat zaten, onuda bi bakıyosun akşam olmuş zıkkımlanıyorsun hemen.
Zaten digital çağa girdik gireli saatler nasıl geçiyor farkında değilim, bide kalkıp nasıl akşamı ediyorsun diye soran angutlar, yemin ederim sizi ayağımın altın alır eşşeğin sikiyle döverim. Piçler, defolun karşımdan, yıkılın oruspuçocukları.

Kimse kıpraşmasın, kimlik kontrol lütfen!!

Çıktığım biri olmayınca, bara falan her fırsat bulduğunda giden denyonun tekiyim. Tabii iş böyle olunca bazen haftanın 3 günü gittiğim bile oluyordu. Hatta garsonlarla artık mecburi olarak bacıııımmmm naaaabbeeerr olmuştuk. Ama bu aralar, bara gidiş sıklığını bayağ bi düşürdüm ve nerdeyse 2 haftada 1 ancak gidiyorum. Tabii aslında bu da çok ama benim gibi sık giden birinin bu kadar azaltması, alkışlanacak bir durumdur. Hatta devlet beni bu konuda ödüllendirmeli, ödül anınıda TRT'den naklen yayınla duyurmalı.

Yanlız konu benim bara gidiş sıklığım falan değil. Konu, barda ilk kez tanışan insanların birbirine sordukları soruların, gereksizliği. Bar gibi, eğlence ortamlarında ilk kez tanışan insanların birbirine sorabilecekleri en önemli soru adın ne? olabilir ve bunun dışında özel hayat çerçevesi içine girebilecek her hangi bir soru sorulmaması lazım. Sorulmaması lazım falan diyorum ama nerde?? Adam utanmasa nufus cüzdanını çıkar ona bakıyım diycek. Gerçekten bu kadar abartanlar oluyor. Ulan amcık, bara yiyişecek birini bulmaya gelmişsin, daha ne diye kalkıp lafı uzatıyorsun. Adını sorduktan sonra, karşındaki mal güzel güzel adını söylüyor ve genç kız gibi kırıtarak senin adını soruyorsa, tamamdır işte, işi uzatmanın ne anlamı var. Gözlerine bak, eğer bakışlarını bi yere kaçırmıyorsa yapış gitsin. Uzatıp durmayın boşuna.

En nefret ettiğim durum, işte bu uzatma halleridir. Utanıyormuş gibi yapmacık numaralar, yalandan eli değmiş gibi yapmalar, onu izlerken dalmış gibi yapıp, tam o dönüp bakacakken başka yöne dönüp bakmalar. Ulan siktir git amcık, ne bok olduğun belli zaten. Bari biraz kendin olda, işi hızlandır. Daha ne ayak yapıp duruyorsun. Ama nerdeee.

Bu anlamda her zaman atlayan ben oluyorum. Çünkü bakıyorum karşımdaki mal, ha bire sorular soruyor, dayanamıyorum ve ''öfff soruları atlayalım mı? ne dersin?'' diyorum olayı hemen bitiriyorum. Genel olarak karşımdakide atlıyor hemen ''soruları atlayıp naapalım'' diyor, bende yaklaşıp öpüyorum ve ''bunu'' diyorum. Atlamayan olduğunda ise, hiç yanında oyalanmıyorum bile. Hemen başka kapıya gidiyorum.

Neyse zaten, o andaki malca sorulara bi anlam veremiyorum, sorulan sorulara sikimle konuşur gibi kısa cevaplar vermeye çalışıyorum. Çoğu anlıyor, azınlık ise mal gibi suratıma bakıyor. Sanki tüm soruları cevaplandırıp ne yapacaksak artık. Gerçi bunları yazarken aklıma geldi, acaba askerlik şubesinden falan mı çalışıyorlar nedir? Belki devletim memurunu gay bara gönderip, yoklama kaçağı var mı yok mu kontrol ediyor falan :PpBöyle dalga geçiyorum da, ama bazen gerçekten çok gereksiz, saçma sapan sorular oluyor ve bu soruların cevapları da, her zaman için yalan cevaplar oluyor. Bunun nedeni ise tabiki karşılıklı olarak ilk kez karşılaşan insanların, doğal olarak birbirinden saklamak istedikleri, 2inci şahıslar tarafından bilinmesini istemediği bir hayatlarının daha olması. O yüzden size tavsiyem, barda biriyle tanıştığınız zaman mümkünse az laf, çok iş yapmaya bakın.

Tanımaya çalışıyorum derken işin bokunu çıkarıp aile şeceresine varmak istercesine soruları ard arda sıralamayın. Çünkü sorduğunuz soruların çokluğu kadar, yanlış cevaplar alırsınız. Sonra iş olup birbirinizden iyice hoşlandığınızda, ten uyumunu yakaladığınızda ve artık onunla yaşlanmak istediğinizi farkettiğinizde, sorduğu sorulara verdiğiniz her cavap karşınıza kocaman bi duvar olarak çıkıyor. Artık ona doğruları söylemeniz gerektiğine karar verince, onun tüm hayatınızı doğrularıyla bilmesinin hakkı olduğuna karar verdiğinizde, işler çok karışacak, her şey birbirine girecek. Ve siz kötü olan kişi olacaksınız. Eğer tanıştığınız kişi durmadan soru soran biriyse, bırakın o sizin için, barda tanıştığınız yabancı olarak kalsın.

24 Ağustos 2010

Evet sevgili arkadaşlar, nihayet dananın götüne koyduk

Dün akşam, nihayet dananın götüne koyduk. Bütün korkularım, bütün endişelerim, yani kısaca ne kadar olumsuz düşüncem varsa akıp gitti. Siktir olup bitti.
Sebebi de Piç Kurusu'yla konuşmamız ve ardından resmimi göndermem.

Şimdi piçler için özet geçmişken, uzun bi yazıya başlıyorum demedi demeyin.
Dün gece Piç Kurusu'yla telefonda konuşurken ''gece görüşürüz'' deyip kapadık. Sonra ben eve geldim falan işlere dalmışken, zaman o kadar hızlı geçmişki saat 00:30 olmuş bi anda. Hiç farkında değilim. Bi baktım msn den ''hani arıycaktın, aramayacaksan ben yatcam'' dedi. Dedim ''olum bi dur, geç ara dedin bende o yüzden aramadım, saat2-3 gibi arıycam'' dedim. O'da ''yok lan çok geç o saat, yarın konuşuruz'' dedi.

Ben; O bunları yazarken, bi yandan telefonu almış O'nu arıyodum, böyle yazınca kapattım. Sonra biz konuşmaya başladık falan derken, dedim ki ''ulan dur sana resmimi atıyım, gör nasıl bi ibne olduğumu'' Tabii bunları rahat rahat yazıyorum ama, onunla konuşurken ödüm götüme karışmış durumda. Beğenilmeme korkum o kadar fazlaki anlatamam. Zaten bu aralar bende, O'nun tarafından beğenilmeme korkusu kadar başka bi korkum yok. Ammına koyım, o beni beğensin, varsın dünya sikine takmasın. Benimde çok sikimde olmaz bu durum valla. Ama yeterki o beni beğensin.

Neyse işte bu korkularla, beraber daha önceden gözüme kestirdiğim ve zaten herkes tarafından beğenilen ama benim pekde hoşuma gitmeyen profil resmimi attım. Resmi indirdi. Ama hayvan herif hiç bişi yazmadı. İçimden oruspuçocuğu beni beğenmedi herhalde, piç oğlu piç falan derken. Tuttum klavyeye abandım ''Ne oldu? gördün mü?'' ve ''niye cevap vermiyorsun? konuşsana piç'' dedim. İçimden ''tamam boku yedim, beğenmedi beni. Artık ilk işi beni msn de engeller, siler, telefonuda kapatır, sonra ben bi kaç gün onun resimlerine bakarak osbir çekerim ve sonra da zaten sike sike alışırm'' diye düşünürken sırıtan smiley gönderip ''piççççç'' diye yazdı. Bunu gördüğüm anda, ağzım kulaklarıma vardı yeminlen. Sanki saxo yapılmışım gibi mutlu oldum.

Çekici bulduğunu söyledi. Bunu duyunca dayanamadım ehi ehi ehi yaptım. Sonra ''beğenildiğimi her zaman duymak istediğimi'' söyledim. O da ''götün kalkmasın diye hiç söylemeyeceğim'' dedi. Ben de ''götümü sen kaldır, başkası kaldırmasın'' dedim. Böyle laf ebeliği yaparken, biraz daha gevezelik yapıp muhabbeti bitirdik, o da uyuyacağını söyledi. Sonra bilgisayarın başından kalktım, o anda ev arkadaşım geldi ''hesap görelim mi?'' dedi ''olur görelim'' dedim. Geldi kiramızı, ev masraflarını falan hesaplayıp biraz konuştuk. Kirayı daha önceden peşin almıştım, o yüzden bende parası kalıyordu. Kalanı çıkarıp verdim. Bir kaç gereksiz cümle daha konuştuk, sonra ben iyice esnemeye başlayınca kalkıp odama gittim, oda eşyalarını toplamaya devam etti.

Odaya geldiğim gibi soyundum, gece uyurken giyindiğim tişörtü falan giyinecekken vazgeçip yine havluya sarındım. Çırıl çıplak uyumuşum sabah 08:30 da uyandım. Ev arkadaşım iyice toplanmıştı. Her şeyi paketlemiş, bugün taşınacak. Ben giyinip çıkarken o tuvalette sıçıyordu. ''Kendine iyi bak görüşücez nasılsa'' dedim çıktım. Onun da derdi ayrı, zaten siktirsin gitsin amcık. Başımı belaya sokmadan kurtuldum ya ondan, daha ne istiyim.

23 Ağustos 2010

Osbir çekerken aklından çıkarman gerekenler: 1- Sevgilin

Dün pazar olmasından dolayı, önceki geceden kalma banyo havlusuyla evde akşama kadar dolanıp durdum. Ev arkadaşım da, evdeydi oda pek çıkmadı bi yere, arada bir laflıyorduk. Laflamalarımız arasında kendisine karşıda ev tuttuğunu ve taşınıcağını falan söyledi ''hayırlısı olsun, sen bilirsin'' gibilerinden bir şey gevelediğimi hatırlıyorum. Onun dışında pek bir şey konuşmadık, sonra dışarı çıktı kendisine eşyaları paketlemek için boş koli falan bulmaya gitti. Ben de oturdum, akşama kadar yerimden bile kıpırdamadım. Sadece ertesi gün yatağımda açlıktan ölmüş olarak bulunmamak için, akşam 21:00 de dışarı çıkıp, yemek yedim, yemekte Piç Kurusu'nu aradım biraz lafladık ve ardından berbere uğrayıp saç sakal traşı falan olup, biraz insana benzemeye çalıştım. Sonra berberden çıkıp direkt eve döndüm.

Eve geldiğimde ev arkadaşım eşyalarını toplamaya başladığından dolayı her 20 saniyede bir ''şu senindi, bu benimdi'' deyip duruyordu. Baktım böyle uzayacak ''istediğini alabilirsin, sorun değil'' deyip kısa kestim. Ardından soyunup havluyu aldığım gibi duşa girdim. Bi 10 dakika falan, dökülen suyun altında oyalandım, sonra şampuanı aldım bi güzel köpüklendim. Ama nasıl köpüklenme. Sanki dersin 3 yaşında çocuk annesinden gizli banyo yapıyo. Köpükleri gördükçe bi seviniyorum bi seviniyorum sormayın. Sevincim devam ederken, her tarafımı iyice bi ovaladım. Ovalarken malum yerlerimede dokunmadan edemiyor ya insan, hah işte ben hiç duramıyorum. Aklıma bide Piç Kurusu takılınca olay hepten koptu zaten.

Vücudumu ovaladıkça pipim ayaklandı. Pipim ayaklandıkça Piç Kurusu aklımda yer etmeye başladı, tabii doğal olarak iyice bi kudurdum. Pipide nah köpüklerin arasında kocamanlaşınca dayanamadım, canım çekti asılmaya başladım. Ama yeteri kadar tatmin etmiyordu beni, tam ayaklanmamıştı. Piç Kurusu'nu beynimde şekilden şekile sokarken, pipi elimde macun kıvamına geliverdi. Ama hala sertleşmemişti. Piç Kurusu'nun bakışları aklımdaydı, onunla öpüştüğümüzü, beni sardığını, onunla uyuduğumu, deli gibi seviştiğimizi düşünmeye başladım. O arada, öyle bi asılmaya başladımki, inanılmaz hızlı geldim. Tabii boşaldığımda, pipimin fena şekilde yandığını geç de olsa farkettim.

Sonra Duşta iyice bi yıkanıp çıktım. Ama pipiyi unuttum. Gece biraz ağrıdı ama çok fazla rahatsızlık vermedi. Sabah uyandığımda bir ağrı falan yoktu. Yanlız şu an ofisteyim ve bacaklarımın arasında inanılmaz bir şekilde ağrıdığını hissediyorum. İnsanın neresi acırsa, canı orda atarmış derler ya, şu an canım; sikimde atıyor.

Aghhh ulan eşşek kafam ne diye böyle hayvan gibi asıldımki. Zaten köpüklü banyo neyimeymiş. Yıkan çık hayvan herif. Gerçi asılırken 13 yaşında çocuklar gibiydim. Sanki dersin evde tek başıma kalmışımda ilk kez osbir çekcem. Yanlız köpüklü banyonun yanlız suçu yok, sevgilinin de suçu var. Eğer birini çok arzularsan işte sonu böyle olur. Dün gece onunla konuşurken ''arada bir, seni düşünerek osbir çekiyorum'' dedim, bana gülücük smileyi atarak ''piç'' dedi :(( Off sikimden tecavüze uğramışım gibi canım yanıyor. Yanlız bişi söyliim mi onu düşünerek osbir çekmek gibiside yok.

22 Ağustos 2010

Tamam sakin ol, her şey bitti amcık!!

Dün gece kudurdum yine. Aslında ilk olarak kudurmamıştım ''yarın pazar, iş güç yok bari oruç tutıyım'' diye planlayarak ''ulan çıkıyım dışarda bişiler atıştırıyım'' dedim kendi kendime. Evde zaten doğru dürüst bişiler olmayınca, dışarda yemek en güzeliydi zaten. Giyindim cicilerimi, salına salına çıktım. İstiklal yine kanlı canlıydı, dalıverdim caddeye. Her taraftan bangır bangır müzik yükseliyordu. Farklı müzikler, farklı insanlar. İstiklal bu anlamda çok zengin ve hep zengin olacak.

Neyse işte salına salına dolanırken, her zaman gittiğim ucuz yemekleriyle ünlü lokantama gittim. Tam girecekken aklıma ıslak hamburger yemek geldi, yönümü değiştirdim meydana doğru çıktım. Kızılkayalar'a geldiğimde büfelerin önü her zamanki gibi kalabalıktı. Sanki hayvan depişir gibi bi hava vardı.
Sonra girdim büfeye 2 tane ıslak hamburger söyledim. Hesabı ödedim oturdum bol mayonez, ketçap ve tuzla 2 dakkada atıştırıverdim. Bol ketçap, mayonez falan olunca hambergerlerin bitişi sonrasında aynada kendime baktım. Her tarafım batmıştı, tıpkı 3 yaşındaki herhangi bi çocuğa dönmüşüm. Neyseki garson arkadaşım, hal hareketlerimden, hamburgerlerin finali sonrasında böyle bir manzaranın ortaya çıkacağını tahmin etmiş olacak ki, bol peçeteyi de tabağa bırakmayı da unutmamıştı.
Ben hamburgerleri hanzo edasıyla yiyip bitirirken yanımdaki dombili karının biride bana bakıyordu. Tabii yanında da sevgili niyetine bulunan bi erkek müsveddesi. Kadın, bana o kadar tuhaf bakıyordu ki, nerdeyse dönüp dilimi çıkardıktan sonra ''bööööö'' yapacaktim. Pis pis bakışının 2 sebebinin olacağını düşündüm;
1-bıyığım, sakalım ketçap mayonez karışımlı olmasından dolayı ya çok komiktim
2-yada miğde bulandırıcıydım gibi 2 seçenek olabileceğini tahmin ettim. Sonra düşündüm; komiksem kadının, yanındaki erkekten, miğde bulandırıcı isem kendi götünden haberi yoktu.

Neyse işte karıyla birbirimizle bakışlar sayesinde harp ettikten sonra, siktir olup çıktım. Meydan taşşak kokuyordu, resmen ibne kaynıyordu etraf. Kevaşeler etrafı süzüyor, gelip geçen arabalara baygın bakışlar fırlatıyorlardı. Herkes kendi dünyasında büyük bir yükü sırtlanmışken, bi kaç güzel kadın ve bi iki yakışıklıyla göz göze geldik. Sonra aklıma TekYön geldi. Nasılsa 2 adım uzaklıktaydı. Yürüdüm oraya doğru, bakar çıkarım diye düşündüm. Yolda ibnelerle çarpışa çarpışa bara vardım. Zaten ibneler yolda yürümeyi bilmiyorlar :))) Sanki yolda birine çarpmadan yürüyemiyorlar. Valla hepsini yolda düzgün yürüme kurslarına kayıt ettirmek lazım.

Neyse girdim bara, etraf göt kokuyordu. Üfff çok kalabalıktı. Müzik her zamanki gibi, oraya gelenlerin ruh halleri gibi karışıkdı. Belli bir tarz yok zaten orda. Herkes rahat ve herkese göre bi müzik tarzı muhakkak çalıyordu. belkide o yüzden kimse kaçmıyor, herkes her defasında dönüp dolaşıp yine oraya geliyordu. Girişten itibaren milletle birbirimize sürtüne sürtüne ''ayol'' kelimesiyle ilerleyip bahçeye çıktım. Sonra, biraz durdum orda, etrafa baktım ''ne kadar çok ibne varmış lan'' dedim kendi kendime. araya karışan lezbiyenlerin neden orda olduğunu anlamaya çalıştım. Onca götünü siktiren erkek arasında, 10-15 tane lezbiyen ne bok yemeye geliyorlar anlamıyorum.

Siktir ettim lezbiyenleri, bi kaç korkak ibneyle bakıştık uzaktan uzaktan, dudaklarımızı ısırdık karşılıklı. Sonra ben onların iyice kadın olduklarına emin olup, götümü ye der gibi, onlara bakarak götümü kaşımaya başladım. O anda biri bana sarılıverdi. Dedim ''hele dur bakalım noooluyoruz amcık'' ben böyle içimden uzun cümleler kurarken, bide küçük bi öpücük kondu boynuma. İçimden ''oh şimdi tamam oldu'' dememle dönüpi sarılanın Ercan olduğunu görmem bir oldu. ''Ne boklar yemeye geldin'' gibilerinden bi muhabbet geçti aramızda. Tabii bu muhabbet geçerken birbirimizi ısırdık falan, ben durmadan yılışıyorum. Sonra biraz daha yılışınca, baktım uzak durmaya çalışıyor ''ne oldu, yoksa ekmeğine mi mani oluyorum amcık'' dedim ''yok bişi'' dedi. Farkettim ki, biten bir şey biter, hiç bir zaman eski haline dönmez. Sonra ayrıldık.

İkimizde barın farklı köşelerinde avcı pozisyonundayken, baktım bir iki defa. Amacım belki orda ayaküstü sevişiriz falan diye ummamdı. Ama baktım sikine takmıyor, bende döndüm başka yöne. O anda kısa saçlı, sarışın, mavi gözlü ben boylarında biri geldi yanımda durdu. Döndüm baktım, dedim kesin turisttir. Böyle tamamen erkeksi ama, genç kızmış gibi, utangaç bakışlar atıyor. Baktım yanımda bostan korkuluğu gibi durmaya devam edecek, elimi uzatıp merhaba dedim kulağına. Oda ingilizce, uzun bi cümle kurdu. Her halde selamımı aldı, baş göz üstüne falan dedi. Sohbet başlar başlamaz adımı kulağına söyledim. Tabii müzik kolonunun yanında olduğumuzdan duymak nerdeee. Oda bişiler dedi, ama anlamadım. Yaş kaç dedim 40 dedi, ben de parmaklarımla 25i gösterdim. Yaşımı öğrenince, gözlerinde bi ışık yandı söndü. Işığı mışığı siktir ettim.

Sonra baktım böyle liseli piçler gibi birbirimize bakınıp duruyoruz, sohbet ehi ehi de kalacak ''boşver uzatma artık'' gibilerinden çektim kendime, yapıştım dudaklarına. Şaşırdı, durdu baktı bana, sırıtır gibi gülümsedi. Hoşuna gitmiş olmalı ki bu sefer o iyice yapıştı. Kenardan köşeden izleyen piçlerin hayretleriyle, bi güzel tükrüklü falan bayağ öpüştükten sonra durduk. Baktık birbirimize, ellerimi cebime attım baktım gözlerinin içine, dudaklarımı birazcık açtım ve surat yapar gibi oldum. Bi anda sarıldı, sonra bi sıktı beni az daha ciğerlerim ağzımdan, bağırsaklarım götümden fırlıyordu.
''Ayğğğ'' falan diyince biraz gevşetti, bıraktı beni, sarıldı yeniden.Sonra öpüşmeye başladık falan yine. Böyle ayaküstü, bi yarım saat falan sevdik birbirimizi. Sonra telefonumu çıkarıp saate baktım. Zaman bayağ hızlı geçmişti ve ben zaten evden, bara gelmek için çıkmamıştım. Döndüm ona bakınırken dudaklarımı ısırdım ve ardından aniden yapıştım. Bir kaç dakika daha öpüşüp durdum. Beni sararken, alacağım duygusal tatmini yeterince almıştım, bu duygusal tatmin beni bi kaç gün daha idare ederdi. Şimdilik daha fazlasına gerek yoktu. Her ayak üstü öpüştüğümle, tanıştığımla da yatağa girme zorunluluğum yoktu.

Teşekkür ederim anlamında, elimle koluna vurdum hafifçe sıvazlayıp, hiç bir şey söylemeden hemen ayrıldım yanından. Diğer ibnelerin arasından geçerken dönüp ona baktığımda, yüzünde ''neler oluyor'' gibisinden bir bakış olduğunu gördüm. Ama sikimde değildi. İki öpüştük diye evlenecek değildim ya. Yolda pilav+ayran=1,5 tele yazan pilavcıdan pilav ve ayran alıp yedim. Hiç takılmadan direkt eve geldim, duşa girdim iyice bi bıcı bıcı yapıp havluya sarınıp yatağa girdim. Öyle uyumuşum ve uyandığımdan bu yana evde öyle dolanıyorum.

19 Ağustos 2010

Off ulan, yazı çok uzun oldu, parçalamak zorunda kaldım (2)

(Bu yazı, şu yazının devamıdır haberin olsun, sonra ne oluyor lan deme) veeeee start:

...Manyak ya verdiği cevapla kendi kendime güldüm, ama zaten onun ''aşgum'' ve ''aşgom'' kelimelerini seviyordum. Ama konumuz dağılsın istemedim ve kendimce daha ağır yazmaya devam ettim, çünkü öyle, hoşlanıpta ha bire saklayıp duranları, kendini karşısındakine ağır satanları şerefsiz 2 yüzlü olarak görüyorum. O'na da ''2yüzlülük gibi ağır karşılıyorum onu, yani kısaca ''vereceksen ver, vermeyeceksen, uğraştırma piçç'' derim adama. Sende hoşlanırsan benden, rahat ol, ağır satmaya kalkışma kendini taamm mı?'' dedim. Ama işte dedim ya ben bu çocuğu boşuna sevmiyorum, boşuna sevmedim diye.

Piç eskiden yediği haltlardan utanıyor. Gerçi beni iyi tanısa kendinden utanmayı aşıcak, ama beni daha tam tanımıyor. Zaten şu yazdığı cümleden bayağ ne demek istediğini anladım. ''Eskiden olsa, Gelip sikisip geri donerdim, Ama Artik ben, Bilincli 1 bireyim'' dedi :)) öküz ya, valla bu yazdıklarına bir saat güldüm. sonra O'na ''canımsın, lütfen hep böyle ol'' diye yazdım, O'da bana ''Olurum. Sex date gibi olmasin ilk bulusmamiz oyle baslarsa..'' Bu cümleyi kurdu, bunu görünce edebiyatı parçalayasım geldi ve zaten edebiyatın ammını götünü bir edercesine şöyle yazdım ''eğer ben sadece sikişmek isteseydim, inan ilk yazıştığımız gün ne eder eder kendimi sana siktirirdim, yada seni bi güzel sikerdim'' dedim. O'da devam etti ''1 daha gorusmek istemiyorum tek geceliklerimle. Selam bile vermiyorum'' diye yazdı.

Gerçi bu konuda ona katılmıyor değilim. Çünkü bazen insan gece yiyiştiği adamla, sabah uyandığı adamı karşılaştırdığında, bi bakıyor ki her alanda dağlar kadar fark var. Kişilik sıfır, karaktersiz, çirkin ve üstelik duygusuz. Iyyy miğdemi bulandıran gecelik ilişkilerdense, sikim çürüsün, kötüm küf tutsun daha iyi.

Neyse işte bende ona ''yok lan, senle sex date olmasın zaten. Çünkü tüm lekelerine rağmen, için tertemiz, bunun için seni seviyorum'' dedim. Seni seviyorum dememdeki cümlenin içinde, bu yüzden görüşmek istiyorum, bu yüzden senle yaşlanmak istiyorum, bu yüzden senle bi boklar yemek istiyorum v.s demek istedim. Evet abi adam her boku yemiş olabilir ama bazen harcadığı cümlelerin içinde, saflığını, dokunulmamışlığını olduğu gibi görebiliyorum. Sonra yaptıklarına falan bakıyorum ''bu piç nasıl yapmış tüm bunları, böyle biri yapmazki'' diyorum. Ama harbiden de öyle yani. Bedeni istemediğim kadar kirlensede, yüreği temiz bu piçin. Hani lafta falanda değil, gerçekten öyle olduğuna inanıyorum.

Bide, şu bedeninin kirlenmesi olayına şöyle bakıyorum. İnsanın yaptığı tüm piçlikler falan, hepsi onu olgunlaşması içindir. Ve zaten bende hayatım boyunca böyle düşünerek yaşadım. Yaptığım hiç bir şeyden pişman değilsem, bunun nedeni de budur. Yaşadığım her şeyin, yaptığım her haltın, yediğim her bokun beni olgunlaştırdığını ve olgunlaştırmaya devam edeceğini düşünerek, en kötü olayları bile takmıyorum ve yaşamaya devam ediyorum. Bazen canım yanıyor, ama zaten canım yanmazsa yaşananları tam olarak nasıl idrak edeceğim ki?

Neyse işte, geçen Piç Kurusu'ndan bir arkadaşıma bahsettim, bide Piç Kurusu hakkında yazdıklarımı okuttum, bana ''seni kandırıyo, sakın güvenme buna, sen kendini çok fazla açmışsın buna, birazcık kapalı ol'' gibilerinden bir şeyler dedi. Bende O'na ''böyle davranırsam 2 yüzlülük yapmış olurum, ben öyle davranamam'' dedim. O da beni iknaya çalıştı ''yok yok 2 yüzlülük değil bu'' dedi. Dedi demesine ama onun veya bi başkasının dediklerine bakmıyorum, istesemde bakamıyorum zaten. Şu 5 para etmez hayatta, kendi bildiğimi yapmaktan başka bi bok yaptığım hiç bir şey olmadı. Hem kandırsada ne yapcakki, götüme koyup ''seni siktim, karnındaki piçle ortada kal, gör eben ammınımı'' diyecek. Nah gördüğünüz gibi hiç bi bok olmuyor.

Daha öncede dediğim gibi bi kaç gün zırlarım sonra, her şeye alıştığım gibi bunada alışırım. Çokda siklemem yani, zaten tutup beni sikti, ortada bıraktı diye kıyameti koparacak değilim ya. Ammmmaaan. Gerçi sikti falan filan diyorumda, lan ben daha rahat rahat götümü bile elletemiyorum, daha sürtüşme haricinden götüme yarrak yaklaşmadı. Yani o sıcaklığı falan seviyorum tabiiki ve hatta bazen daha iyi patlıyım diye 31 çekerken kendi kendimi parmakladığımda oluyor ama sadece o kadar. Yani götümü orta parmağım dışında giren bir şey olmadı. Bu yaşıma kadar böyle devam ettim. Bundan sonra ne olacak bilmiyorum. Bilmiyorum diyorum çünkü büyük konuşup '' asla götümü siktirmem'' dersem, ertesi gün muhakkak götümü siktireceğimden korkuyorum ve o yüzden bilmiyorum dedim. Zaten her yapmam, etmem dediğim şeyleri yaptım. Her yemem dediğim boku yedim, her en kötü diye baktığım, gördüğüm şeyleri yaptım.

Ayyy neyse konuya döniyimde artık kapatıyım, çok uzadı bu yazı yaw. Neyse işte sex date konusunda piçe ''seni tüm lekelerine rağmen seviyorum, çünkü için temiz'' deyince Piç Kurusu'da bana ''Saol. Oyle dusunuyosan gercekten! Ama sikisten sonra ''hadi canım isim var'' dersen seni doverim. Ve emin ol o isi iyi yaparim'' diye yazdı. Bende ağzıma gelen ilk küfürle şöyle yazdım ''oruspuçocuğu, senle öyle bişi düşünsem bu kadar üzerine düşermiyim sanıyosun? Sikiş istesem, yaşadığım yer itibariyle sikiş konusunda, sıkıntı yaşar mıyım hiç? istesem her gece biriylen yatar kalkar hiç kimseyede dönüp bakmam amcık'' dedim. Deyince içim rahatladı. O da rahatladı sanırım. Ama şimdi biraz daha sevmeye başladım piçi. Çünkü duygularında çok samimi görünüyor. Canımdır o benim yaaaaaaa, canım canım.

bide onun bu son söylediklerinden şunu anladım ki, O benim onu beğenmeyeceğimden veya sadece sikiş için görüşeceğimden korkuyor, bende aynı onun gibi düşünüyorum. Ve sanırım ikimiz o kadar piçizki birimiz diğerini kandıracak diye çok ama çok korkuyoruz...

Off ulan, yazı çok uzun oldu parçalamak zorunda kaldım (1)

Hani benim bi Piç Kurusu varya, hah işte şimdi biz bu piçle daha doğru dürüst birbirimizi görmedik. Ama habire bir şeyler konuşup, arada bir ağlak cümleler kuruyoruz ve bu ağlak cümlelerden dolayı da birbirimize iyice alıştık gibi. Yanlız birbirimizi görmedik dedim ama, aslında olay görmedik değil. Daha doğrusu o beni görmedi. Sebebi de, ben öyle çok fazla netten götümü, taşşağımı falan açıp göstermeyi sevmiyorum. Sevmediğimden dolayı da, O'na cam mam açmadım şimdiye kadar.

Neyse işte biz onunla böyle sık sık muhabbet ediyoruz, canım cicim, aşgum, aşgom çekiyoruz ama o beni hayal meyal gördü. Dedim ulan hadi Piç Kurusu'da beni tam görsün. Saçımı başımı yaptım, cicilerimi falan giydim, kuruldum camın karşısına açtım camı. Bekliyorum kabul etsin, tabii bu arada kalbim götümde atıyor. Çünkü içimde beni beğenmeyecek gibi bir his var, bu hisse bide hayali konuşmalarım eklenince olay hepten koptu. Camı açar açmaz bana ''seni kim siker bu tiple amcık, siktir git'' yazacak diye beklemeye başladım. Ama yok bi türlü cam açılmadı, meğer msn'e telefondan girdiği için cam mam açamıyomuş. Gerçi cepten giridğini zaten ilk konuşma sohbet oturumunda gördüm ama işte safım ya, açılır falan diye düşündüm. Açılmayıncada biraz bozuldum, hani kendimi o kadar süsledim püsledim hazırlandım, emeklerim boşuna gitti hesabı yapıyorum kendi kendime. Gerçi çok da bi bok yapmadım, sadece saçımı yukarı kaldırmıştım, bide sakalımı elimle düzetmiştim accık, bide kaşlarımı düzelettim accık :)) ama hepsini accık accık yapmıştım :Pp

Neyse işte hazırlıklarım falan boşuna gitti. Göremedi beni. Dedim bari resim bırakıyım ordan baksın. Tuttum en güzel, en yakışıklı, en karizmatik, en en en şahane pozumu verdiğim resmi bıraktım msn'e. Resim eski ama olsun yanii, tuttum koydum sol tarafa, ama onuda göremedi. Bende ''neyse zaten az kaldı ayın 25ine, ama o zamana kadar 31 e devam'' dedim ''puhahahahha'' diye güldü Piç Kurum.

Sonra bana ''25 inde baska 1 sey olcagina cok eminsin bakiyorum. Asgom'' diye yazdı. Ben de ''yok lan ne biliyim işte, umut fakirin ekmeği misali, bende öyle 25 i diyorum. Ne olacaksa olsun. Ben senin beni beğenmeyeceğinden korkuyordum, gerçi artık beni beğenmemeni de sikime takmıyorum. Beğenmezsen beğenme ammına koyımm, dünyanın sonu değil ya'' diye msn'de bugüne kadar kurduğum en uzun cümleyi yazdım. O'da bana ''Manyak yaa. Beğenip begenmemeyide gectim, biz zaten bulusunca oyle 1 iliski adi altinda degil arkadaş olarak buluşucaz'' diye yazdı. Bende ''orası zaten oyle piç, zaten her halükarda arkadaş olucaz'' deyiverdim. Benim dememle, O'da gavurcasıyla karşılık şunu yazdı ''Sonrasi we will see'' dedi.

Sonra düşündümde, lan zaten ben O'nu fotolarından gördükçe, delleniyorum, köpek gibi beğeniyorum, bide yüzyüze görüşürsek, olurda hepten beğenirsem dayanamam sokak ortasında üstüne müstüne atlarım yani. Tabii bunları düşünürken, bi yandan da aynı şekilde anında O'na yazıyorum. O'da bana ''puhahahaha haberin olsun, kendimi sana ağır satıcam'' diye yazdı.

Manyak, beni sanki ağır takılanları çokda sikime takıyomuşum gibi gördüğünden olsa gerek, bende ona ''ahahahhaa pek taktığım bir şey değil'' dedim. O'da beni yarrak veya göt delisi sanıyor ya, şöyle yazdı ''Hemen sevismem. Arzula beni once'' İşte tam bi piç, sanıyo ki o kendini başkalarına ağır satarken işe yarayan taktik, bende de yarayacak. Gerçi hiç bi sikim taktiğin üzerimde işe yarayacağını düşünmöyorum zaten. Zaten şu ağır takılma olaylarınıda hiç sevmem ve bana çok yapay geliyor. Bundan olsa gerek ki, yapaylığı farkettiğim anda, karşımda kim olursa olsun muhabbeti kısa kesiyorum, sert, kısa ve net cevaplarla susturuyorum. Resmen yanından kaçıverircesine uzaklaşıyorum. Zaten Piç Kurusu'na da ''piç! bende öyle numaraları sevmiyorum, bana çok yapay geliyor'' diye yazdım. Manyak ya o da bana ''Yaa pic olmak zor asgum'' diye yazdı :))

(bu yazıyı yazarken kısa olacak sandım ama çok çok uzun oldu, ben bile okumak istemedim. O yüzden parçaladım.Devamı burda)

18 Ağustos 2010

31 çekmek en güzel uyku haplarından biridir. Çek-Yat

Bu aralar, evde kalmış genç kızlar gibi koca arayıp durduğumu farkettim. Peki şimdiye kadar nasıl idare ediyordun piç?? diye soracak olursanız. Valla onenightlarla idare ediyordum, ama bakıyorum böylede olmuyor yahu. Hem gündelik sikişle nereye kadar yaşıycan ki? Bende sırf bundan dolayı, durulmaya karar verdim. Hatta benle bi bok yemek istediği için muhabbet açıp soranlara sevgilim olduğunu ima ediyorum, bakıyorum hayvan anlamıyor, dan diye ''lan hayvan sevgilim var'' diyorum. Oysa ortada bi bok olduğu yok, zaten benden başka bunu bilen de yok.
İşten çıkıp direkt eve gidiyorum. Hatta buna eve gitmek demek doğru olmaz, eve kapanıyorum demek daha doğru. Neyse işte gitmek veya kapanmak, sonunda aynı boku yapıyorum, yani açıyorum bilgisayarı dayıyorum beyne pornoyu ve gece yarılarına kadar izliyorum. Hatta yatağa girdiğimde uyku tutmadığı zaman, çıkarıyorum malafatı bir iki okşadıktan sonra taş gibi oluyo zaten, işte o zaman 31 çekmeye başlıyorum ve boşaldığımda hemen ardından uyuya kalıyorum. Hem kimse bilmez ama bu sırrı sizlede paylaşıyım. En sağlıklı, en güzel (ama temiz değil tabii) uyku ilaçlarından biridir 31 çekmek. Hiç öyle doktora gidip uyku hapları falan filan alıp masraf etmeye gerek yok. Al eline malafatı, çek 31 ini mışıl mışıl uyu gitsin. Kadınlarda kendine strapon falan alsınlar, güle güle kullansınlar. Hem ben, sex objelerinin yataklarımızın ayrılmaz parçaları olmaları taraftarıyım. Neyse işte sırrı size verdim, uykuya tek çözüm, bi an önce boşalmaktır, başka yolu yok.

Yanlız işin şöyle bi şeyyyiiiii daha varki, işte gece böyle 31le uyuyorumya, sabahı kötü oluyor. Sabah uyandığımda, üstüme yapışan külodumdan bile zor kurtuluyorum. Gerçi kurtulamadığımda da çok uğraşmıyorum, külotlu bi şekilde duşun altına girip yıkanıyorum, sonra kilodu da iyice sıkıp kenara atıyorum. Orda kenarda birikmeye başlıyor külotlar.
Zaten duşta kilodu ne kadar yıkarsan yıka, sperm lekeleri hiç gitmez bi yere. Hafta sonları ise artık yıkamam gerek deyip, hepsini toplar çamaşır makinesine atarım. Ahh şu çamaşır makineleri yanlızlığımızın en büyük şahididirler resmen. Bir dili olsa da, ne kadar yanlız olduğumuzu, çaresiz olduğumuzu, zavallı olduğumuzu söyleyiverseler. Neden piç olduğumuzu, neden piç gibi davrandığımızı anlatıverseler.

Hiçççççç


Tıklayın görüntü büyüsün ve şiiri okuyun. İnanılmaz güzel buldum. Nedenini bilmiyorum, böyle kendi kendime okurken, tüylerim diken diken oldu. Şiirin yayınlandığı link budur

17 Ağustos 2010

Dilenciler tarafından kutsandım, artık bana bi bok olmaz

Dün, gün içinde arkadaşlarla hep beraber iftar yapalım diye sözleşmiştik. İş çıkışı eve geldim üzerimdekileri değişip çıktım. Ben yetişinceye kadar onlar buluşmuşlardı. Her zamanki gibi buluşmaya geç kaldım. Sonra beraber Beyoğlu'na çıktık ve bi restouranta girdik. Yemeklerimizi alıp afiyetle yerken sağdan soldan dedikodu yapmaya başladık. Sonra tabii normal olarak içeri doluştu, bizde alelacele kalkalım dedik. Kalkıp sokaklarda üçümüz beraber sürtükten sonra birer kahve içmek için bi cafeye gittik. Zaten cafe dediğim şeyde böyle dışarda masaları, kıçı kırık sandalyelerin ortasına bırakmak anlamına geliyor artık.

Aman neyse işte oturduk lafladık falan. Yanlız şunu farkettim, kafana göre biri yanında olunca, zaman gerçekten çok çabuk geçiyor. Gerçi konuştuğumuz konulara bakınca zamanın neden çabuk geçtiği pek açıktı. Çünkü üçümüzde anlaşılamamaktan şikayetçiydik ve zırıldayıp durduk. Neymiş efendim kimse bizi anlamıyormuş. Gerçi anlamayan biri olduğunda da pek takmıyoruz. Anlaşılalım diye bir şeyler yapmıyoruz ki.

Neyse işte saat 23:00 olduki kalkalım dediler. İstiklal'de dolana dolana meydana vardık. Biri karşıya geçecekti o gitti. Diğer arkadaşım yanlız gitmesin diye bende ona eşlik ettim. Beraber Mecidiyeköy'e gittik. O evine giderken bende canım sıkkındı metroya falan binmedim yürüyerek eve dönmeye karar verdim. Yolda bir travestiyle karşılaştım, Ramazan ayında ortalarda pek görünmüyorlardı, onu görünce şaşırdım. Biraz sohbet ettik. Tabii bu arada benim yüzümden 3 tane müşterisini kaçırdı. Müşterilerinden 1i doğulu piçlere benziyordu, 2 si istanbul piçlerindendi. Travesti başta güzel güzel muhabbet ederken, kaçan 3 üncü müşteriden sonra bana ''hadi sende git artık yeter bu kadar muhabbet, işimize bakalım'' dedi. Sonra 40yıllık ahbapmışız gibi iyi dileklerimizi söyleyip vedalaştık.

Ayy bu vedalaşma olaylarınıda hiç sevmem. Bana çok yapay ve iğrenç derecede itici gelir. Hele birde ayaküstü tanıştığım bir travestiyle vedalaşırken hiç gerçekçi gelmedi. Neyse işte, Taksim'e kadar yürüdüm. Meydanda Adana'lı bir grup çingeneye ellerini uzattıkları için verdiğim sadakanın ardından sohbete başladık ve dayanamadım bende onlar gibi yere oturdum. Beraber dilendik ama ben dilenemedim. Gelen geçen bana tuhaf tuhaf baktı. Böyle yırtık pırtık elbiseli 2 kadın, başlarında yırtık yazmaları, asfalta serdikleri bir çarşafın üzerine yatırdıkları 1 yaşındaki çocukları, etrafta ona buna gidip dilenen 6-7 yaşlarında biri kız, diğeri erkek 2 çocuk ve spor giyinimli salak bi adam olunca tuhaf tuhaf bakınıyorlardı. Sanırım elbiselerime bakıp, nasılda olur da, dilencilerle oturup sohbet ettiğime şaşırıyorlardı. Sikimde değildi, zaten sikimede takmam böyle düşünenleri. Bu arada kaldırım, gündüz güneşin etkisiyle o kadar ısınmıştıki yere oturduğunuzda sanki bi saunanın taşına falan oturmuşsunuz hissine kapılıyordunuz.

Neyse işte 1 saat boyunca lafladık. Kocaları aylığı 1,500 teleye traktör şöförlüğü için doğudaki tarla sahiplerinin yanlarına çalışmaya gitmişler, kendileri de evde kalan küçük çocuklarla dileniyorlar. Büyük çocuklar okuyormuş, ama yaz ayı olduğu için işsizlermiş ve kimse onları işe almıyormuş. Bana ''sen ne iş yapıyorsun'' dediler. Bende işimi anlattım ''bizim çocuğuda sizin oraya aldırsana dediler. Bende ''ulan çocuğu nasl alıyım, ben zar zor kapağı attım oraya, birde senin çocuğumu yerleştirmeye çalışıyım'' dedim güldüler.

Tabii biz böyle rahat rahat laflarken onlar arada gelip geçenlere dileniyorlardı ve sohbetede devam ediyorduk. Dilenecekleri kişi genç kız ise ''güzel kızzzz allah rızası için bi sadaka'' diye sesleniyorlardı. Yaşlı kokoşlara ise, sadece ''allah rızası için bi sadaka'' diye sesleniyorlardı. Ben yanlarında olduğum müddetçe kimse zırnık bile vermedi. Valla işleri kesattı. Ama çocukları şanslıydılar, böyle yoldan gelip geçenlere yapışıyorlardı ve onlara bazen para veren çıkıyordu. Sonra bi ara kız çocuğu geldi yanıma biraz oynadık falan, sonra annesi git dilen, diyince oda kalkıp dilenmeye gitti. Kız 1 saat falan sonra geldiğinde 4 tele kazanmıştı. Annesi para miktarını duyunca ''ulan okul açılacak ne zıkkımla alcan, kitap, defter, kalem silgi açacağı'' diye tatlı bi şekilde çıkıştı. Kız da ''defteri kitabı zaten okulda dağıtıyorlar'' diye lafı yapıştırıverdi. Kızın annesi ben, diğer kadın hep beraber güldük. Sonra kız tekrar kalkıp dilenmeye gitti.

Biraz daha lafladık, sıkıntılarımızı birbirimize anlattık, böyle böyle derken aslında bayağ bi dertleştikten sonra kalktım. Kalkarken bir sürü nasihat verdiler bana. Bol bol da dualar falan ettiler. Kendimi kutsanmış gibi hissettim. Rahatladım, hemde çok çok rahatladım.

16 Ağustos 2010

Sakın beni kızdırma, yoksa göt deliğime zehir, sürer ikimizi birden öldürürüm

Hani bu yazıda ve şu yazıda yazmıştımya Piç Kurusu'ndan hoşlanıyorum, onunla kızılca kıyamet kopsun istiyorum diye. Hah işte ona, dün msnden yazdığım yazıların linkini gönderdim ve bunları senin için yazdım dedim. Sevindi ve ''benim için daha önce kimse bir şeyler yazmamıştı'' dedi :) iyi yapmışım diye algıladım ben bunu :)
Biri bana böyle yazı yazarsa, ben direkt olarak ana avrat dümdüz giderim. Ama Piç Kurusu sevdi. Sevmesi benim açımdan bir şey değiştirmedi, ama ana avrat gitmemesini iyi karşıladım. :)
Bu arada İstanbul'a gelince görüşelim dedi. Dedi demesine ama ben korkmaya başladım. Ya beni beğenmezse, ya benim ona göre biri olmadığımı falan söylerse, öff yıkılırım valla. Hatta o an öyle bir şey hissedersem, direkt yerin dibine falan geçer, bi daha da yer yüzüne çıkmam. Öyle orda yaşar giderim.

Amcık umarım benden hoşlanırda, bir ömür boyu mutlu mesut yaşayıp gideriz. Hoşlanmazsa işte gelirim buraya bir iki ağlak yazı yazarım, iyice rahatladıktan sonra da kesin aşk acısı diye tanımlayacağım şeyi atlatırım zaten. En fazla 5-10 dramatik yazı takılırım, ondan sonra koy götüne rahvan gitsin hesabıyla hayatıma kaldığım yerden devam ederim.
Ama şimdi bu her haltı işlemiş, her boku yemiş ya, hah işte bundan dolayı korkuyorum lan. Ne bileyim yahu adam Piç Kurusu olunca hayata farklı bakıyor. Ya bu tutup benimle oynarsa, ya iyice bi eğlenip bırakırsa :(( Ya da tek amacı götümü sikmekse :(( şimdi ben ilişkiye girmiyorum falan diyorum ona, ama bide bu tutup beni kafalarsa ve bi güzel de basarsa? Zaten saftiriğin tekiyim, ne dese hemen inanırım da. İnandıktan sonra bu beni kevaşesi niyetine kullanır artık.
Böyle yazmak kolayda, ama tüm bunları yaşarken dayanamam, hele duygularımla oynanmasına hiç dayanamam. Valla ya kendimi, ya onu vururum. Gerçi kendime yanlız zarar vermem O'nada kesin zarar veririm. Sonra da gider F tipi cezaevlerinden birinde paşa paşa yatarım.

Hey Piç Kurusu sana sesleniyorum, eğer burayı okuyorsan, sakın böyle bir şey yapma. Anam avradım olsun şişlerim seni. Yada olmadı seni kandırır, kendimi bi daha sana siktirtmeden önce göt deliğime zehir sürer ikimizi de zehirlerim. Sonrası zaten malum ikimizde bok yolunda şehit olup gideriz tamam mı?? amcıkk

Pazar günlerinden nefret ederim, ama sevgilim olsa belki sevebilirim

Bugün günlerden pazar ve ben pazarın ta ammına koyımm.Sevmiyorum pazar günlerini. Bana yanlızlığımı hatırlatıyor, kimsesizliğimi, çaresizliğimi, tüm siktiri boktan hisleri hatırlatıyor ve adeta dile gelip bana ''tek başına burda geber köpek'' diyor.
Bu yüzden olurda bi gün, yaşadığım devlette başkan veya başka bi sikim olursam, ilk işim pazar günlerini kaldırmak olur. Böylece tüm çalışan yanlızları, kimsesizleri bu siktiri boktan hislerden kurtarırım. Sayemde herkes pazar günü eve kapanıp ne yapacağını şaşırır hale gelmez.
Tabii önce şöyle bir şey yaparım, yanlız insanları belirleyip fişlerim. Sonrada bu fişlediğim mallara ya sevgili bulun, yada Pazar günüde gelip eşşek gibi çalışacaksınız :Pp diye emirler veririm.
Gerçi sayemde bi yandan nufus patlaması da olur, hatta yanlızlar, abazalar falanda çiftleşirler :)) İlişkidlerde düzenli sex çok önemlidir. Bu sayede her pazar sex kaçınılmaz olacağı için, çiftler asla ayrılmaz falan filan.
Öfff canım sıkıldı fazla uzatmıycam. Pazar gününden, yanlız olduğum için nefret ettiğimi bilin yeter. Byee

15 Ağustos 2010

Bol hataları olan insanlara önce taparım, sonra yatarım

Öncelikle nasıl göründüğüm konusunu açıklığa kavuşturalım da, sonra kaldığımız yerden gevezelik edip kafa şişirmeye devam ederiz. Efendim ben; dışardan bakıldığında ''ayy canım pek efendi, pek sessiz, pek sakin bi çocuk, alıp evde beslesem mi acaba?'' diye düşündürten tiplerdenim. Yanisi; böyle sakin görünen, kendi halinde, seslenmesen 40 yıl boyunca yerinde sabit duracak olan, vur kafasına al elinden ekmeğini, ses etmez misali birine benziyorum.

Ama tabi yediğim bokların hesabı alnımda tutulmadığı için kimse anlamıyor. Sakal bırakıyım piç olduğum belli olsun, biraz da olgun göstereyim dedim ama, millet sakalı falanda iyi yakıştırdı. Sadece sakalla kalmadım, geçenlerde 15 teleye pazardan aldığım kotun dizlerini bu yüzden yırttım. Ama işte piç görünmek, kotun yırtıklığına bağlı bir şey değilmiş. Zaten sakalı da yakıştırdılar. Hatta yakıştırmakla kalmadılar birde ''çok tatlı olmuşsun, daha çıtır görünüyorsun'' dediler. Acaba piç olduğumu belli etmek için yüzüme faça falan mı atsam ne yapsam ???
Hım bak bu iyi bi fikir gibi. Bi gün götüm yerse sağ yanağıma faça atar, etrafa da ''bakın ben piçin önde gideniyim'' toplumsal mesajını vererek piç ayakları yaparım. Pöfff ne salak muhabbetlere girdim.

Neyse bunları geçiyim de, asıl konuya geliyim. Şimdi ben, piç gibi görünmüyorum, ama kendi çapımda piçim ya, hah işte ondan olsa gerek, kendimi bildim bileli; böyle eli ayağı düzgün, efendi takılan, efendi giyinen, sakin bir yaşamı olanlara alışamamışımdır. Hadi tamam sakin yaşamın bokun püsürün olur tamam da, bari yaşarken bazı cinlikler piçlikler yap. Mesela sana ''hadi kalk bugün otostop çekerek Ankara'ya gidelim'' dersem kalk yapalım. Gidemesek bile deneyelim. Yada olmadı, başka bir piçliği sen öner onu yapalım. Ama demek istediğim böyle yerinde duran, evinden işine, işinden evine tiplerini oynamayalım. Sevmiyorum o tipleri. Çok itici ve soğuk geliyorlar bana.

Hatta o tipleri, bazen şu çaydanlık takımına benzetiyorum. Evet evet tıklayıp gördüğün çaydanlık takımına benzetiyorum. Soğuk madeni çaydanlık takımı gibiler. Tabii bir tek gay yaşamında değil, heterosexüel yaşamda da hep aynı çiftler var ve bunlar inanılmaz can sıkıcılar. Tamam heterosexüel yaşayanlara karını al otostop çek demiyorum, ama yani yapacak o kadar çok şey varki..

Öff neyse işte şu ibnelerde, piçlerden hoşlanma mevzusuna dönecek olursak. Abi tamam elin ayağının düzgün olmasına dikkat ediyorum, ama yani birde piç ol, zeki ol, çevik ol, ne biliyim biraz cingöz ol, hatta salaklığa ver kendini bazen ve hatta salak olda eğlenelim. Denemekten korkma, hataları bol olan biri ol. Hatasız adamı alıp götümemi sokcam aq Siktir git biraz hata yap ve hatalarınla karşıma gel. Bide, bir şeylerin olmasını bekleme. Kendin kalk bir şeyler çıkar ve ondan zevk almaya bakalım. Ne demek istediğimi anladın mı hafız?

Eğer ne demek istediğimi anladıysan, neden bir esrarkeşle ilişki yaşamak istediğimi, neden bir oruspuçocuğuyla beraber olmak istediğimi anlarsın. Abi ancak onlarla hayatın tadını alabiliyosun, diğer mallarla anca mallaşıp kalıyorsun. Hayatın zindana dönüyor. Zaten bi yerden sonra kendinden bile soğuyosun, yaşamdan nefret ediyorsun. Efendiler, sakin insanlar hayatını mal gibi yaşamakla kalmıyorlar, senide mallaştırıyorlar. Zaten bi yere kadar mallığa göz yumabilirim ama, dediğim gibi, oda bi yere kadar. Ben salak salak yaşamaktan, yeni şeyler denemekten yanayım. Gecenin bi yarısı ''hadi kalk gidip şunu yapalım'' diye yaşamak isterim. Öyle mal gibi uyu babam uyu yaşamak istemiyorum. Öyle mal gibi evden işe, işten eve cafeye, restouranta, bara falan gidip gelerek yaşamayı sevmiyorum.
İşte bu ara öylesinde piç birine tutulmak üzereyim. Umarım süzme piçtir. Umarım konuştuklarımızın hepsini yapmıştır. Bol hatalı insanları seviyorum. Ve bu piçinde bol hataları var. Hatta O'nu hataları olduğu için seviyorum. Hataları bol olanlar kadar hayatı bilen, sana öğretecek olan, onlar kadar derinden bakabilen, onlar kadar seni yeni şeyler yapmak için heveslendirecek başka kimse yok dünyada.

Bu ara bu benim piçe alıştım. O ''ben pisliğin tekiyim, uzak dur benden'' dedikçe, ben daha çok yapışıyorum. Hatta sevmeye başlıyorum. Ha bu arada ona bi isim veriyim böyle olmuyor. Kaç gündür düşünüyorum ama aklıma bi isim gelemdi. Hahh tamam madem çok piç, adı da PİÇ KURUSU olsun. Bundan sonra ondan bahsederlen piç kurusu diyimde, ondan daha rahat bahsedebiliyim.

12 Ağustos 2010

Yatak odamda Ramazan pidesi kıvamında biri olsa, ne hoş olur :Pp

Malumunuzdur dün orucun ilk günüydü ve çok şükür ki hemen de bitiverdi. Valla bana, hiç de öyle büyütüldüğü gibi zor gelmedi. Sanırım sebebi daha önce ailemle yaşarken oruç tutmamdan kaynaklanıyordu. Gerçi gün içinde bi ara açlık bastırınca, Afrika'daki açlar, İstiklal'deki evsizler, mahallemdeki sokak çocukları, gündüz güneşin altında gezinen aç, susuz kedi köpekler ve fakir sahipleri gözlerimin önüne geldi, ama çok takmadım.

Zaten normal hayatımda ben de zor geçiniyorum. Birde yalandan ''ayyy çok yazıkkk, ayy acıyorum onlara'' falan gibilerinden bol keseden sallayamazdım. Acınacak durumda birinin (o biri ben oluyorum :Pp) başkasına acımasına bi anlam veremiyorum. Bana kibirlilik gibi geliyor. O yüzden Afrika'daki açları, sokaktaki kedi köpeği falan çok sallamadım. Öyle sadece ''allahım; açlara susuzlara, yolda kalanlara, darda olanlara, kendine bakamayıp bide kedi köpek kucaklayıp gezinenlere yardım et'' dedim o kadar. İnşallah duam kabul olur da, Allah'tan bol bol gelen yardımlar sayesinde, belki bende arada kaynar geçinip giderim.
Gerçi dualarının kabul olacağı biri değilim. Ama işte küçççücük, hatta Allah tarafından bile kaale alınamayacak bir umutla duamı ettim. Zaten dualarım kabul olsaydı, şimdi yanımda; 1.80 boylarında yanağı hafif gamzeli, dudağının sol tarafında tatlı bir beni olan, geniş omuzlu, iki göğsü arasındaki kıllar taaa sikine kadar uzayıp giden, hafif balık etli ve toparlak vucutlu, sarışın ve kumral arası, gözleri renkli, paralı pullu, benden başkasına arada bir dönüp bakan, ama yinede bir numerolu gözdesi daima ben olan, her daim muck muck diye öpüp duran, sürekli sarmalayan, gece başımda ben uyuyum diye bekleyen :)) böyle beni seve seve kendisinden soğutan biri olurdu. Neyse şu fantazilerimi atlıyımda, sadede geliyim.

İftara 1buçuk saat kala ofisten çıktım, direkt eve yöneldim, mahalledeki bakkala uğrayıp ekmek var mı diye bakınırken, bakkal amcanın ''sıcak pide de geldi, ahanda orda istersen pide al, boşver ekmeği'' uyarısıyla, beynim bana ''evet oruç tuttun ödüllendir kendini, al bi tane sıcak pide'' deyiverdi. Beynimi sikiyim, dayanamadım aldım bi tane. Eve geldim, ekmeği kenara bıraktım. Perdeleri kapadım, üzerimdekilerin hepsini çıkardım. Kilodumu giydim, ellerimi yıkayıp menemen yapmaya başladım. Bittiğinde, şöyle bir çekilip baktımda, muhteşem yapmışım ''ellerime sağlık'' dedim kendi kendime. Sofrayı hazırladım, sıcak diye alınan ama artık iyice soğumuş olan pideyi de sofraya bıraktım.

Ezanın okunmasıyla bi yudum su içtim, tabii bir yudum suyu içmemle bi baktım, bütün yeme hevesim kaçtı. Az önceki o aç kutup ayısından eser kalmadı. Genel olarak açlık, beni gün boyu çok fazla etkilememiş olsada, nerdeyse bi ara dilim dışarda dolanıyordum, ama akşam sofrada bir yudum suyla, bütün açlığım diniverince şaşkaloza döndüm. Sanırım bu işde bir bok var. Ama anlamadım. Sonra işte ''kilo almalıyım, kilo almalıyım, kilo almak için de muhakkak zıkkımlanmalıyım'' diyerek kendimi zorlaya zorlaya ekmeği menemene bandırmaya başladım. Ekmeğin 4te 1ini yemiştimki çok fazla yiyemeyeceğimi kabul edip bıraktım. Sofrayı toparlayıp nete girdim ve bir iftarda böylece bitiverdi...

Bugün mü? Tabii ki yine orucum, ama dediğim gibi çok etkilemiyor, oruçlu olmam sikimde bile değil. Ofiste ben dışında herkes, bişiler yiyip içip sıçıyor. Ama hiç de öyle rahatsızlık falan duymuyorum. Yani her şey olması gerektiği gibi devam ediyor. Şimdi herkes yemeğe çıkıyor bende size bunları yazıyorum :)
Öptüm bye

10 Ağustos 2010

Ne zaman, nasıl bi bok yiyceğimi sen mi bana söylüycen mal!!

Kulaklığımda Sertap Erener ‘’oo yeee’’ diye bağırıp duruyor. Eski güzel bulduğum şarkılarından. Şarkıyla ilgili hatırladığım her hangi bi anım yok. Hayret bu şarkıya her hangi bir anlam yüklememişim. Hayrett ki Sertap Erener şarkılarında hep böyleyim ve herhangi bir anım olmuyor. Sanırım o anki duygularımı olabildiğince dile getirdiği için olsa gerek : ))

Sesi eskiden de güzelmiş. Hatta şimdi dinlerken sesinin, şu anki halinden daha güzel olduğunu düşünüyorum. :)

Neyse onu, bunu boşverde, yarın Ramazan’ın ilk günü. Ne yapcaz hafız bu sıcaklarda. Ben soran herkese ‘’evet oruç tutacağım’’ diyorumda, yarın 15 saat boyunca it gibi aç kalacağımı düşününce pek götüm yiyecek gibi görünmüyor.

Aslında tutmak istiyorum. Ama bakalım yahu, inşallah tutabilirim. Birde her Ramazan ayında olduğu gibi bu yılda, Ramazan ayı yaklaşırken bu ara, şu tür mallar çıktı ortaya ve şöyle soru soruyorlar ‘’tüm yıl bok yiyosun, Ramazan ayına gelince oruç tutuyorsun’’ diye salak salak söylenen tipler. Abi ‘’evet tüm yıl boyunca her boku yerim, yıl sonuda orucumu tutarım’’ : )) Yıl boyunca tüm boku yerken sana sormuyorum da, oruç tutarken mi sorucam mal herif, bi siktir git yaa.

piçoğlupiç

Ne zaman aşık olmam, sevmem ben yaaa desem, ertesi gün kalbim sıkışır, birini gördüğü an atmaya başlar ve beni hiç dinlemeden ona alışıverir. İşte böyle bi gün, bi oruspu çocuğunu sevmeye başlamıştım. Köpek gibi yalvarırcasına mesajlar attım. Sonra oralı olur gibi yaptı, ama hiç oralı olmadı. Hatta sikine bile takmadı. Böyle bu tür ibneliklerle alakası yokmuş gibi davrandı. Sonra anladım ki, ben ona böyle davranarak, götünü kaldırıp yüceltirken kendimi çok fazla alçaltmışım.

Neyse işte, nihayetinde oruspuçocuğunun biriydi ve zaten bu yüzden götünü kaldırıp yükseltmemeliydim.
Ama işte dilde söylenen sözleri hayatımıza aktaramayınca böyle olmuyordu.
Piçoğlupiç. Köpek gibi aşık olup yalvarmama rağmen beni hiç dinlemedi. Sadece iyi numara yapıyordu, dinler gibi yapıp kendi bildiğini yapıyordu. Ammına koyduğumun ibnesi. Şerefsiz mahlukat.

Nerden aklıma geldide yazdım bunları dersen, az önce romeo'da gezinirken onu gördüm. Meğer orda profili varmış piçin. Ve bana böyle ayaklarım yok diyerek numaralar yapıyormuş. Oysa ne tutulmuştum varya. Günde 100 defa facebook hesabını açıp resimlerine tek tek bakıyordum. Ve bazen içimden ''ulan adamda ibnelik yok, zorla sulanarak ibneliğe alıştırıcam'' deyip, ona sulanırken pişmanlık duyup, suçluluk psikolojisine giriyordum.

Neyse işte ya, o dönem böyle, ben bunun resimlerine bakınarak, defalarca asılırdım. Doyamazdım bir türlü. Her defasında beni sardığını, öptüğünü düşünerek resimlerine tek tek bakınır ve asılırdım.
O düşüncelerimin hiç biri gerçek olmadı. Yalvarmama rağmen, gerçekleştiremedik. Oysa oruspuçocuğu siyaset yapmak yerine, baştan beri açık açık konuşsaydı ''ulan hımbıl, ulan mal, ulan gerizekalı senden hoşlanmıyorum işte, daha ne diye rahatsız edip duruyorsun'' deseydi, diyebilseydi, belki canım şimdi onu gördüğüm kadar yanmazdı.

Ecdadını siktiğimin piçi. Şimdi profiline yazdığın ''ben dürüst, adam gibi adam arıyorum'' lafını al sok götüne.

9 Ağustos 2010

Çok acıkmıştım, yoldan geçenleri hıyar gibi görüyordum!

Bugün günlerden pazartesiydi ve gün nasıl geçti gitti, hiç bi bok anlamadım.
Zaten bi koşuşturmaca içindeydim, bi baktım akşam olmuş. Lan öğlen yemeğinde ne yediğimi, hangi ara yemeğe çıktığımı bile tam hatırlamıyorum. Zaten sabah da poğaçalarla, ayaküstü kahvaltı ediveriyorum. Böyle bi hızlı yaşama kaptırmışımki kendimi doğru dürüst zıkkımlanamıyorum bile. Niye çalışıyorsam artık, bende anlamadım.

Neyse işte akşam oldu zaten ve çıktım. Yolda  gelirken iyice acıktığımı farkettim. Etrafa öyle bi bakıyorumki, yoldan geçen arabaları somun ekmek, yolda karşılaştığım herkesi de, kilolarına göre domates, hıyar, taze fasulye falan diye görüyordum :Pp Açlığım iyice bastırınca, ev arkadaşımı aradım, hiç oyalanmadan, böyle alelacele konuya giriverdim ''yaw evde ekmek var mı? Gelirken yumurta alıyım, menemen falan yapalım'' dedim. O'da ''ben evde değilim'' dedi. ''Tamam'' dedim kapadım. Gittim markete, bir koli yumurta aldım.

Lan bi koli küçücük yumurta nah 4 teleydi. Valla benim gibi biri için hiçde ucuz sayılmaz. Çünkü yumurtalara bakınca nah baş parmağımın kalınlığında bile değillerdi. Sanki tavuk yumurtası değil, bildiğin saka kuşu yumurtasıydılar. Hayır yumurtalar büyük olsa neyse diycem, ama küçücük yumurta kolisine 4 tele verince, götümü sikmişler gibi canım yandı. Üstelik yumurtanın en ucuz olması gerektiği bir mevsimde höhh yani.

Napıyım yineden söylene söylene aldım bir koliyi. Birde bi tane 2,5 litre Coca Cola kaptım ordan. Geldim kasada parayı bayıldım çıktım. Eve gelip onları bıraktım, birde gidip 2 somun ekmek aldım. Getirdim iyice bi doğradım. Sonra menemeni yaptım. Lan o kadar acıkmışım ki, bi anda yapıverdim. Sonra getirdim oturdum afiyetle yedim. Nah açken, gözüm de aç olduğundan malzemeyi bol yapmışım. Birde ekmeği olduğu gibi sepete doldurup önüme bırakmışım.

Görende kıtlıktan çıktım sanır. Sanki ömrümde ilk defa yemek yiycem. Sanki ilk defa bi kaç lokma ekmeği bi arada görüyordum. O derece aç gözlü olarak sofrayı hazırlamışım. Ama ne oldu, gözüm kadar lokmalarla 2 dakka geçmeden doyuverdim. Zaten aceleyle tuzunuda tam bırakmamıştım, nerdeyse tadsız, tuzsuz yedim.

Bunları daha öncede defalarca yaşamıştım. Herşeyi deneyimleyerek öğreniyoruzda, öğrendiklerimizle bi bok yapmıyoruz ona yanarım.

8 Ağustos 2010

Hepimiz kendi çıkarlarımıza göre hareket eden birer oruspuçocuğuyuz!

Dün gece büyük bi umutla bara gitmiştim. Ercan gelecekti, gelmedi.
Bende sap gibi dikildim kaldım. Barda köşe bucak dolanıp durdum. Biraz milletle bakıştık falan sonra, canım sıkıldı barın bahçesine gittim. Orda bayağ oyalandım.
Bir köşede durup kendime baktım. Salak ben, gerizekalı ben, öküz ben, oruspuçocuğu ben
küfür ettim kendime bol bol. Sonra sakinleştim. Tekrar içeri girdim.

İyiki içeri girmiştim. Geçen kış tanıştığım biriyle karşılaşık. Selamlaşma falan derken kendimizi öpüşürken bulduk. Sonra bende dur demedim devam ettik.
Adını hatırlamaya çalışıyorum ama adını hatırlıyamıyorum. Sanırım ilk tanışmamızda adını söylemişti. Ama direkt öpüşmeye geçince ve sohbete de dalınca bi daha sormayı akıl edemedim.

Tabii gece sadece öpüşmekle kalmadı, bardan çıkıp Taksim'de dolandık biraz. Sonra bi yere oturduk. Adam sosyoloji okumuş biri olunca konumuz psikoloji oldu. Kendi yaşamından, kendi yaşamımdan, hayattaki tercihlerimizden ve şu an orda bulunma nedenlerimize kadar her şeyi en ince ayrıntısına kadar konuştuk.

Saat 5:30 da hadi kalkalım deyince tekrar meydana doğru yöneldik. Konuşmamızda bana birinden bahsetmişti. Bilgi Üniversitesi'nde %100 burslu okuyan bi çocuğa yaptığı yardımları falan anlatmıştı. Çocuğun ailesi yoktu. Annesi eroinman, babası işlediği bir suçtan dolayı hapiste olan sıradan biriydi. Çocuk orda burda büyümüş. Okuduğu tüm okullarda ''okul birincisi'' olan bi çocukmuş. Onunla Bilgi Üniversitesi'nde hocalık yaparken tanışmış ve oda çocugu sahiplenmiş, yememiş içmemiş eşşek gibi 4 yıl boyunca bakmış.
4 yıl aynı evde kalmışlar. Üstelik adamın anneside evde olmasına karşın. Bunun bir sorun olup olmadığını sordum ''annem aslında biliyor ama hiç bir zaman dile getirmedi, tabii farklı nedenlerde vardı falan'' dedi. Daha ayrıntılı konuştuk ama yazarak can sıkmak da istemiyorum. İşte neyse annesiyle beraber yaşıyorlarmış. Çocuğa 4 yıl boyunca bakmış. Sonra çocuğun babası geçtiğimiz aylar, (sanırım 3 ay önce dedi) hapisten çıkınca çocuk babasına kendi yaşamını anlatmış ve babası oğlunu kimliğiyle kabul edip beraber yaşamaya başlamışlar. Çocukda bir daha dönüp ona bakmamış.

Neden çocuğu anlattın derseniz, çünkü onunla konuşurken sohbetimizin en suskun anlarında hep o çocuktan bahsedip susuyordu. Biz meydana doğru yürürken biriyle karşılaştık ve bana ''işte anlattığım oruspuçocuğu buydu'' dedi. Arkamı dönüp bakınırken 2 çocuk gördüm. Biri esmer, biri havuç kafalıydı. Bana bakıp gülümsemek ve gülümsememek arasında yürüyorlardı. Benim onlara dönmemle onlar başka yöne doğru dönüp devam ettiler. O'na ''Havuç kafalı olan mı?'' dedim ''evet'' dedi.

Çocuğu gördüğün an, nasıl canının yandığı çok iyi biliyorum. O yanan canın acısını gözlerinde gördüm, hissettim bunu.Çünkü 4 yıl boyunca O'na, o kadar çok emek vermişti ve o kadar üzerine düşmüştüki... Kendisi zaten anlatıyordu:
''Onun herşeyi olmaya çalışıyordum. Her şeyi oluyordum da. O'na abilik, babalık, annelik, hocalık, her bok oluyordum. Bir şeylerden eksik kalmasın diye sürekli üzerine düşüyordum.'' diye uzun uzun cümleler kuruyordu.

Ama işte bilmediği şey sanırım herkesin kendi çıkarlarına göre hareket ediyor olmasıydı.
Ve aslında olması gereken de bu. Kimbilebilirki, belki adam da kendi çıkarına göre çocuğa sahip çıkıyordu.
Gerçi çocuğa da hak vermiyor değilim. O'da kendi çıkarına göre hareket ediyordu ve çocuk bana, adamdan daha çok haklı geliyordu. Çünkü babasızlığın ne demek olduğunu ben de çok iyi bilirim.

Zaten bilinçaltımdakilerin dışa vurumunun, barda ellerim pantolunumun ceplerinden olgun adamların karşısına geçip, salak salak gözlerinin içine bakarken, gözlerimdeki o salak ifadenin ''hadi beni kucakla baba'' demek isteyişimden başka hiç bir anlamı yoktu.

7 Ağustos 2010

hoooop, sanırım bu gece sevişicem :Pp

Şimdi daha önceki yazılardan birinde kısaca Ercan'a değinmiştim ya, hah işte o Ercan dün gece Taksim'e gelmiş ve bana mesaj atıp ''ben Taksim'deyim'' demişti. Ama kahrolasıca ben, dün gece fotoğrafçılık merakım tuttuğundan makineyi kapıp kendimi sokaklara atmıştım ve herhangi bir rahatsızlık veren olmasın diye de, cep telefonumu kapatıvermiştim.
Ama eeşşek kafam onun geleceğini nerden biliyim. O taaa karşıda oturuyor.
Bende burda Avrupa Yakasında sürtüyorum. Sıkıldıkçada kendimi dışarlara atıp fotoğraf çekiyorum falan fistan.

Neyse işte Ercan gelip beni aramış, ama telefon falan kapalı olduğundan ve ben başka dünyalara daldığımdan buluşamamış olduk. Gecenin 1 inde eve geldiğimde telefonu açmayı akıl edip açtığımda, gelen mesajın ardından hemen numarasını tuşladım, ama nerdeeee
Beyfendi hemen başka yönlere doğru yol almış, meğer Mecidiyeköy'de bi arkadaşına davet edilmiş ve uzun süredir görüşmediklerinden, arkadaşının ''bu gece bende kal'' adlı ısrarlarına dayanamamış ona söz vermiş, gidecekmiş. Tamam dedim kapadım telefonu.
Sonrada ''ibne beni kandır sen, gidip başka adamlarla yiyişiyorsun sonrada bana, arkadaşıma gittim diyorsun Siktir ordan'' dedim içimden. Lan dese ki "ulan gidip yiyişiyorum, ona söz verdim bu gece seninleyim" diye bu kadar yanmam. Ama yok yalan söylüyor. Telefonu kapatırken ''yarım saat sonra orda olucam, zaten bi selam verip çıkarım'' demişti. Bende "tamam görüşürüz deyip" kapamıştım.

Sonra işte bu düşünceler arasında bilgisayarın karşısına geçip, bi gözüm telefonun ekranında, bi gözüm sitelerde oyalanırken uyuya kalmışım. Zaten sabah uyanınca ilk işim başucumdaki telefona bakmak oldu, acaba aramış mı? yada mesaj varmı diye bakındım. Ama ııh ıh hiç bi bok yoktu.
Sonra bilgisayarı açtım mailleri falan kontrol ettim ve saat 11:00e kadar evde oyalanıp çıktım.

Zaten bugün hızlı geçti. Akşam bi anda oluverdi, ben yine sitelerde fingirdedim, hesaplarımı kontrol ettim ve dönüp Ercan'ı aradım. Beyfendi dönecek gibi değildi. Ben aradım, telefonu açınca ''işteyim çıkıyorum karşıya geliyorum'' dedi ''tamam gelince ararsın'' dedim ve kapadım. Biraz kendi kendime şımarıp ''göt havaya'' durumlarına girdim, ama aslında ona da fazla bağlanıp kalmak istemiyorum. Çünkü durumlar çok farklı ve o zaten Kanada'ya gitmeyi düşünüyor. Neyse işte ya bu akşam geldiğinde bakalım ne bok yiycez.