Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

25 Kasım 2010

sen de benim gibi bu kafadayken lise okusaydım ortalığın mına koyardım diyor musun ?

formspring.me/hayaterkegii sayfasına gelen soru ve verdiğim o can sikici uzun cevap burada da dursun. Konu hakkında gerekli açıklamam budur.
Valla bu kafayla değilde, o zamanki yarrak gibi kafayla bile okutsalardı razıydım. Ama bizimkilerin de, diğer çocukların aileleri gibi gözlerini para bürümüştü "çalış, eve para getir" demekten başka bir şey bilmiyorlardı. Biz doğulu çocuklar sik kadar boylarımızla, kendi maliyetlerimizi çıkartır, ailelerimize yük olmamaya zorlanırız. Ki öyle yapmak zorundasın zaten, yoksa kapı dışarı edilirsin, yoksa sürekli tartaklanır köpek gibi dövülürsün. Zaten küçük yaşlardayken belimizde odunlar kırılır, tuzağa yakalanmış vahşi bi hayvan gibi iyice evcilleştiriliriz. Yaşımız kemale erince, akşam eve dönüşte pazularımızın şişkinliği kadar ceplerimizde para yoksa, adam yerine koyulmayız. Herkes suratını, boyası dökülmüş o pis, leş gibi duvara döner. O pis denilen duvar senin yüzün'den bile temizdir onlar için, kimse yüzüne bile bakmaz. Selam verirsin, selamın havada buz tutup yere düşer...

Büyütürken boynumuza görünmeyen zincirler vurmuşlardır. Göremediğimiz için çoğumuz ölünceye kadar farkına bile hiiiç varmayız. Öyle orda doğar, orda büyürüz, sikimiz iyice kalkıncaya kadar bi yere kıpırdamayız.

Sikimiz kalktığı zaman devlet baba el atar götümüze "gel evladım zoraki askerlik var" der. Devletin eli tatlı gelir bize, çünkü o zamana kadar hiç doğru dürüst sıcak yemek, sıcak yatak, sıcak su bile görmemişizdir. Zaten askerlik olmasa doğduğun yer dışında, bi yere doğru dürüst kıpırdıyamazsın. Askerlik olmasa çoğumuz orda doğar, orda büyür, orda ölürüz...

İyiki de askerlik var lan, iyiki de devlet baba yaş 20 olunca götümüze el atıp yokluyor. Yoksa dediğim gibi orda kendi bokumuzla kavrulup gideriz. Askerlik bitince de gidecek yerimiz olmaz. Gözlerimiz azcık açılmıştır ama, hala evcilizdir, aile olmadan nefes bile alamayız. Zaten kulaktan kulağa duydukları bir Allah'ları, Allah'larının gönderdiği ama okumayı bilmedikleri bir kitapları, birde Allah'larından çok sevdikleri peygamberleri vardır. Burası da onun ocağıdır diye gönderirler. Peygamberi de kulaktan kulağa bizde duyarız, ses etmeyiz, ilk duyduğumuzda iman etmişizdir zaten. Peygamber ocağı diye geldiğimiz yerde götümüzden yarrak eksik olmaz, her siki kalkan bize postasını koyar. Bunun üzerine içimizden "ulan gelmeden önce burası için PEYGAMBER OCAĞI dediler, ama götümüzü siken sikene. Yoksa peygamberler adam mı sikiyordu??" diye düşünmekten kendimizi alamayız, ama büyütülürken "sessiz ol, sus lan köpek" dedikleri için kimseye gıkımızı çıkaramayız. Herkes haklıdır, biz haksısız gözüyle bakmamız öğretilmiştir.

Akşama kadar siken sikene olmasına rağmen ses edemeyiz. Çoğumuz konuşmayı anca orda söker, çoğumuz yazmayı anca orda öğrenir. Götümüzden çıkan bi ses tonuyla konuşmayı bile, anca orda öğreniriz. O zamana kadar sadece başımızla selam vermek öğretilmiştir...

Dedim ya askerden sonra da bi yere kıpırdayamayız, sikimiz kuyruğumuzmuş gibi bacak aramızdayken, karşılarına çıkıp karılarımız gibi "ben sana mecburum" deriz. Askerlikten en fazla 1 yıl sonra yakın akrabadan biriyle evlenip çoluk çocuğa karışırız. Sonra da ordan başka bi yer görmeden, zincirlerimiz boynumuzdayken ölmüş oluruz. Kıramamışızdır, çünkü nerden nasıl kıracağımızı öğrenmemizi engellemişlerdir...

Neyse. İşte böyle bi toplumun içinde büyüdüğüm için, okumaya izin çıkmadı. Eşşek yerine koyup sürekli "çalış çalış çalış" dediler.

Ben erkek olduğum için şanslıydım, ortaokula kadar okudum. Ama erkeklerin şansı da orta okula kadar olur zaten. Erkek olduğumuz için oruspu olmamızdan korkulmaz, sikilirsek bile çocuk doğacak değilya. Her neyse sessiz ol, çıt çıkarma oku okulunu işte. Fazlasını ne yapıcaksın denir. Çünkü orda orta okul bitince, eğitim de biter. Bazen bu yüzden "keşke zorunlu eğitim üniversiteye kadar olsa" demiyor değilim. Hatta orta okulda bu konuyla ilgili bi komposizyon yazmıştım da yakışıklı Türkçe hocam bizzat tebrik edip, tüm okulun önünde kendisi okumuştu. O gün götümün kalktığını, renginin mavi olduğu rivayet edilen gömleğimin düğmelerinin kabaran göğsümden dolayı koptuğunu falan çok iyi hatırlıyorum. Çünkü doğuda zaten zoraki eğitim var diye, ailelerimiz bizi okutuyor. Yoksa nah kalem kağıt görürüz.

Mesela kendim için konuşmam gerekirse, ortaokul sonrası yaz tatilinden dolayı eşşek gibi sağa sola koşturup, göze girmeye çalışıyordum. Hani cinin tekiyim ya, ailemin "ulan çocuk akşama kadar eşşek gibi çalışıyor, bari okula gönderelim" diye düşünür sanıyordum. Ama ne oldu, tüm yaz eşşek gibi çalışmamın karşılığını okullar açılınca "siktir len, okuyup ne yapcan, işte işin gücün var çalış burda" diyerek aldım. Lise okumak için bi kaç gün ağladım, zırladım, yemek yemedim ama ıııh kimseye dinletemedim. Baktım okutmuyorlar, bende mecburi olarak okumaktan ümidi kestim. Sonra biraz daha çalıştım "sikerim işinizi" deyip kapıyı vurdum çıktım.

Bu uzun beyin sikici cevabımı şu video ile noktalıyorum: http://www.vidivodo.com/462117/sonunu-dusunen-kahraman-olamaz

8 yorum:

Aslısın dedi ki...

Kimi çocuk, ana babası hangi okula versem çocuğu diye, yirmi sekiz okul araştırıp, kırk sekiz kişiyle görüştükten sonra el bebek gül bebek okula gönderiliyor.

Kimi çocuk da okumak istiyor ama dayak yiyor, çalıştırılıyor.

Denge nerede? Adalet nerede?
Al işte, bundan iyi gerçek var mı? Bu da kanıt değilse; ne ararsın ki daha?

Adsız dedi ki...

hmm begenme seysi olsaydi yorum yapmadan begenip gitseydim :))yedu ben

deepblueeagle dedi ki...

zorlu hayatmış seninki. zorlu çocukluk, gençlik. pişmişsindir işte :)

MERY DAIMON dedi ki...

Bazen, okumakla da adam olunmuyor.. diyorum canım ben sana sen olmuşsun!

Hayat_Erkegi dedi ki...

@Aslısın aslında buna da bi denge diye bakıyorum. Yani biri sınırsız eğitim hakları, yaşama hakları, diğeri de onun sınırsızlığına zıt sınırlarla çevrili. Denge orda bi yerde. Ama çok çok ince ve biz göremiyoruz. Ying yang falan desem, saçmaladığımı sakın düşünme =)

çizer (drawer) dedi ki...

bu uzun cevabın bana elimdekilerin kıymetini bilmem gerektiğini fazlasıyla içten hatırlattı ve yağcı gibi olacak biraz ama yağcılıktan değil içimden geldi eklemek isterim, üniversite okuyup iki kelime kuramayan eziklerden daha iyi yazdığın kesin hayat erkeği,hayatında başarılar sana

ruhgezgini dedi ki...

İşte tam da bu hayat.Adil olduğuna dair o aptal mutlu biten masallar yalan.Bazılarımız bunu beşikte öğrenir sizin gibi, bazılarımız okur eşşek kadar adam olur anlayamaz hala.Saf saf bakınır nerede adalet hak hukuk diye.Yalan hepsi yalan.Bir şekilde hayattan yırtmanın yolunu bulmaktan başka çaremiz yok.Eğer adımızın sonuda kallavi bir soyadı yoksa ne gerekiyorsa kendimiz yapacağız.Ha gayret göreceğiniz her zorluğu görmüşsünüz nasılsa gerisi vız gelir.

Adsız dedi ki...

Hayat Erkeği,

İlk öğrenimini tamamlamış bir bireyden beklenilmeyecek kadar güçlüsün...Bu güç benliğini ele geçirmiş.Yazıların,mizahın,hayata baktığın pencere...Hatta bu kadar kusursuz ve dikkatli imlana rağmen bilinçli olarak yazdığın kimi sözcük yazım yanlışları...

Ne diyebilirim ki ya hayat sana en iyisinden bir diploma vermiş yada sen çok büyük bir sanatkarsın...

Takipteyim,seni okuyor ve merak ediyorum...Fotonu yollar mısın yada bir kahve:)?

Bay C...