Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

18 Kasım 2010

Keşke göt olduğumuz andaki yüz ifadesini bu kadar iyi saklayamasak


Bu aralar bunalımdayım ya, aslında bu halim nettede öyledir. Hatta her yerde böyledir. Görüştüğüm insanlarla arama mesafe koyarım ve adeta odun gibi yaşarım. Beni tanıyan birileriyle buluşmam, kimseyle konuşmak istemem ve olabildiğimce tüm tanıdıklarımdan uzak dururum. Çünkü konuştuğum zaman ses tonum bile sıkıntılıdır ve zaten herkes her şeyi çabucak anlayıp sorgulamaya başlıyor. Ben ise böyle sorguları sevmiyorum. Çünkü hepsi bana yapmacık geliyor, hepsi iğrenç derecede ikiyüzlü ve iğrenç derecede sıkıcılar. Gerçekten öyle, hele ses tonlamalarındaki o “ben sana yardım edebilirim” ikiyüzlülüğüne sahip o baskıcı konuşma istekleri yok mu? öff miğdemi bulandırıyor.

Daha önce böyle değildim oysa biri ne oldu diye soracak olsa götümün içindeki kıla kadar hayat hikayemi anlatırdım. Anlatmayı severdim ve aslında hala seviyorum. Ama işte sonra ben anlattıkça aslında insanların öğrenmek istediği şeyin mutsuzluğumun, sıkıntımın nedeni değil sadece beni dinleyerek bana yardım ettiklerini sanıp kendi kendilerini ruhsal doyuma ulaştırmak istemeleri ve  huşu içinde davranmaları. Tabii bende zamanla çenemi yorduğumu ve onların beynini siktiğimi düşündüm. Ama ben böyle düşünürken onlar sanki beni dinlerken günahlarımı çıkartıyormuş gibi davranmaları daha tuhaftı. Büyüklenmeleri ve beni teselli etmek için yaptıkları her hareketlerinden dışarıya kibir saçmaları. Zaten böyle davranarak beni değil kendilerini rahatlatıyorlar. İçlerinden  “yaşasın ben onu dinledim, o bana açıldı, o hiç kimseye söyleyemediklerini bana söyledi, sıkıntısının nedenini bir tek ben biliyorum, çünkü ben O’nu anlıyorum ve O bana açılıyor” diyerek kendilerini iyi bir dinleyici gibi görüyorlar. Hele o anda karşımda numara yaptıkları yüzlerinden belli olmuyor mu? böyle bir surat ifadesi, böyle bir ses tonlamaları olmuyor mu? Bi bıçak alıp kafa derilerini yüzmek istiyorum, sonrada yüzdüğüm kafa derilerine 10 günlük tuttuğum çişimi yapmak istiyorum.

İşte bu tür davranışları sevmediğim için, hiç kimseye anlatamadığım ve anlatmaya korktuğum şeyleri anlatmaak için açtım blogu. Çünkü anlatamadıklarımız, anlattıklarımızdan daha çok olur ve aslında o anlatılamayanlar hayatımıza yön verirler. En azında kendi hayatım hep böyle oldu ve sanırım hep böyle olacak. Burda sikiş sokuş hikayelerimi anlatırken arada geçen bazı bilinç altı döküntülerinden kendimi çözüyorum. Neye nasıl bi tepki verdiğimi yazdıkça daha iyi anlıyorum. Bu 3üncü sınıf sex hikayelerinin yazmamın nedeni, bi şekilde sadece kendi psikanalizimi yapmak gibi bir şey. En azından yazarken kendimin ne bok olduğunu az çok anlıyorum, zaten burda başka başka bi sikim yok. Dedimya yazdıkça kendimi, başkalarından daha iyi tanıyorum.

Yazarken aklıma ilk gelen kelimelerle yazıyorum. Böylece en azından biraz olsun kendime dürüst oluyorum. İyi oluyor yazmak ve aslında yazdıkça daha iyi oluyorum. Daha kabullenici, daha sakin, daha yapıcı biri oluyorum. Çünkü yazdıkça, olayların üzerinden bir daha, bir daha, bir daha geçiyorum ve görüyorum ki aslında olaylara karşı koyduğum tepki çok yersizmiş. Yada aslında daha sert bi tepki vermeliymişim, yada aslında o olayı görmemezlikten gelip hayatıma devam etmeliymişim. İşte buna benzer kafa sikici bir çok şeyi yazdıkça daha iyi anlıyorum.

Değer verdiklerim, değer vermediklerim ve benim nazarımda öncelikleri olanları yazdıkça; bendeki sıraları, öncelikleri, bendeki değerleri değişiyor. Neyse işte böyle böyle yani. Yazdıkça rahatlıyorum ve sanırım rahatlamak içinde hep yazmaya devam edeceğim. Zaten yazmaktan daha güzel ne olabilir ki? Yazmak insanın içindeki o pis zehri, o bitmeyen nefretini boşaltmasını sağlıyor. Herkesle orta yerde güreşmeyi bırakıp kendi köşene çekilmeni ve sadece hayatı izlemeni sağlıyor. Yazmak bana; boşu boşuna kırdığım kalplerin aslında kırılmamaları gerektiğini hatırlatıyor. Ama bi yandan da "artık olan oldu, kabul et tüm olanlarıda biraz daha dikkatli ol. Bak zaten dönemiyorsun geriye, kırıkları onaramıyorsun ve zaten onarsan bile asla izi geçmiyor, ama en azınan bugünden biraz daha dikkat et ve kırdıklarının sayısını her gün biraz daha  aşşağıya çek” anlamına geliyor.

“Ha bi köle gibi her şeye olur deme, konuşurken içinden o anda geçen can acıtıcı doğruları söyle, ama en azından bunu anlık hırsınla yapma. Sonra pişman olmaktansa, o anda karşındaki kişiye yenil gitsin, ne olucak dünyanın sonu değil ya” diyorum kendi kendime. Öyle öyle rahatlıyorum. Yazmak istememin bir diğer nedeni de; aslında beni üzen, beni üzdüğü için izi bende kalan bir çok olayı birilerine anlattığımda aslında hiç kimsenin sikinde bile olmamasıydı. Çünkü insanlar seni siklemiyorlar sadece kendi ruhsal orgazmlarını yaşamanın peşindeler ve senin o basit olaylara karşı bu kadar yakınman çok anlamsız geliyor onlara. İstediğin kadar derinlere inip inci çıkarıp sun onlara, yüzüne karşı üzgünken içlerinden götleriyle gülüp geçiyorlar.

Hani “seni anlıyorum” dedikleri an varya, işte o en büyük yalanlarıdır. Aslında hiç bi bok anladıkları yok, sadece seni anladıklarını söyleyip senin yüz ifadenin değişmesinin ardından kendi doyumlarını yaşamak istiyorlar. Oysa senin sadece yüz ifaden değişiyor, ama içinde hala kocaman bi fırtına kopup duruyor. Böyle anlarda kendi başıma olduğumu bir kez daha anlıyorum. Bana benden başka yardım edecek hiç kimse yok. “Sus ve her şeyi anlatmayı bırak” diyorum  “bırak karşındaki ruhsal doyumunu yaşasın, seni anladım diye mutlu olsun ve sende siktir ol git” diyorum içimden kendime. En yakın bulduğum insanların bile aslında beni anlamadıklarını ve aslında siklerinde bile olmadığımı farkettiğim zaman, anladımki aslında ne kadar konuşursam konuşuyum kimsenin umrunda değildi. Sustum bende susmak en güzeli aslında. Hiç konuşmamak ve herkes gibi bir maske takıp gülümseyebilmek.

8 yorum:

Hazel dedi ki...

umarım benim söylediklerimi, yazdığım yorumları da yapmacık bulmamışsındır.Yoksa boşu boşuna konuştuğumu anlarım, yazdığım herşey kalbimde ne hissediyorsam oydu erkekim.

sen de haklısın elbet, çünkü gerçek hayatında kimseye güvenememişsin, burada mı güveneceksin...

Ama ben biraz zırdeliyim işte, netteki herkesi hayatıma sokuyor, anlamaya çalışıyorum, hendi ruhumu doyurmak için değil, gerçekten karşımdaki düşüncelerimden birşeyler kapar belki diye konuşuyorum.

İstediğine inanabilirsin :)
Umarım, samimiyetime inanırsın dost :)

Hayat_Erkegi dedi ki...

@Hazel samimiyetine inanıyorum. Bi kaç gündür başka nedenlerden dolayı doluydum. Anca böyle patlayabildim.

Aslında güven konusunda şu var:
Ben herkese hemen güvenebiliyorumda, sanki hiç kimse bana güvenmiyor gibime geliyor. Ya da başka bir şey, yani demek istediğim şey bu güven konusunda insanlardan bi samimiyet bekliyorum ama bulamıyorum. Samimi değiller. Yapmacık bi güven duygusu sunuyorlar, güveniyoruz sana diyorlar ama değil. Ya çok doluyum böyle tuhaf bi durum yani. Kafam karışık sanırım kısa kesersem saçmalamaktan kurtulurum.

Ama konu bambaşka ve şimdi yazmam olaya sadece kendi penceremden, sadece kendi doğrularımla bakıp, ön yargılı yaklaşmaktan başka hiç bir anlama gelmeyecek. Belki uzun bi zaman sonra olayı kendi kafamda iyice bi süzdüğümde, kafam rahat olacak ve kendiliğinden yazmak isteyeceğim. Ama aslında bilmiyorum işte böyle buna benzer bir şey

MERY DAIMON dedi ki...

Hagimiz çok farklıyız ki? bu çekilmezliği, hepimiz yaşıyoruz ve ne yazık ki çoğu zaman yine hepimiz yapıyoruz. Özetle, yaşamaya çalışıyoruz... Susma, anlat bence.. okuyarak da bunu yapıyor ortak oluyoruz, değiyoruz birbirimizin hayatına bir şekilde.. Düşünmek-yazmak, düşündürmek ve paylaşım işte.. Gayet ve tabii rehabilitesi yüksek en iyi şey.. Yazmak! Sevgiler...

haYaL@ dedi ki...

patlayıp yazıyorsun ve farkında olmadan birçoğumuzun kuramadığı cümleleri kuruyorsun...benzer şeyleri hisseden birsürü kişi vardır eminim,en azından ben varım,o yüzden yazıyı sevdim..bir gözüm üstünde ;)

Eşcinsel dedi ki...

Yazdıkların doğru ama yine de Bence bu kadar karamsar olma derim (belki gerçek hayatta doğru kişilerle karşılaşmamış olabilirsin ve bazen de insanların kendi derdi kendilerine yetiyor dinliyormuş gibi yapıp dinlemiyor ve hatta seni anlıyorum diyor) en azından bloğunda yazdıklarında olma. çünkü biz seni görmüyoruz tanımıyoruz ve sadece anlattıklarına karşılık birşeyler yazıyoruz. senin anlık yüz ifadeni hayal edip de kendi doyumlarımızı yaşamak gibi bir derdimiz yok bizim. yani en azından ben öyle hissediyorum çünkü seni tanımıyorum. gerçek hayatta insanlar biribirine hoşgörünmek için yapıyorlar böyle şeyler haklısın ben de biliyorum ve ben de senin gibi sevmiyorum hatta kızıyorum senin dediğin gibi kesiyorum anlatmayı ve birdahakine detaylı birşey anlatmıyorum. ama blog ortamında ben seni anlamıyorsam veya yazdıklarını saçma buluyorsam zaten tenezzül edip cevap yazmam, hatta okumam bile.
Lütfen dediklerimi yanlış anlama
Sevgiler ....

balçık dedi ki...

sen büyük ihtimalle çok da farkında diilsin, alakasız hayatlara bir blogla nasıl girebildiğini. ben seni o kadar tesadüf keşfettim ki. (evet keşfettim doğru duydun! :) ) sadece bulantılarını yazsan dahi, kimse yorum yapmasa dahi, kaç gözün görüp kaç bünyeye girdiğini farkedemezsin. blog yazarları kendini şımartmayı seviyor, çok doğru. ama bir de sessiz takipçiler var ki... yazmadan kendini başkalarında buluyorlar. işte en sevdiğim de tam da bu noktası bu küçük alemin :)

TeraziLastik dedi ki...

Bir şey söyleyeceğim hafif ayar olacaksın bana. :)Hani diyorsun ya, o insanlar beni kendilerini tatmin etmek ve vicdanlarını rahatlatmak için dinliyorlar diye, aslına bakarsan sana katılıyorum. o insanlar olmasa da olurmuş, biz üzüldük mü onlar gel anlat demese de bir şey değişmezmiş. Ama bir keresinde senin yazınla benzer bir şeyler söylemiştim biri kalkıp şöyle demişti: Bir şeyi yaparken ki sebebinin başkaları için de aynı olacağını zannedersin. Demek istiyorum ki, o insanların vicdan rahatlatıp hafiften bir tek bana anlatıyor diye göt kalkıklığı durumu yaşar halleri acaba aslında bizim de içten içe yaşadığımız bir durum mu? Oradan mı biliyorum acaba? Farkına varmamış olabiliriz, çünkü insan kabullenmez. Ama bence ben öyle şeyler yapmam. :p Çöz bunu. Bunu da analiz et.

vA_niLLa dedi ki...

Sen en azından yazabiliyorsun. Ben onu bile yapamıyorum...

İçime atma huyum var benim. Çok fazla hemde. Bunun yanlış olduğunu bildiğim halde yaparım...

Bazı şeyleri anlatmam gerek, biliyorum. Bazı şeyler içimden çıkması gerek artık, onuda biliyorum. Çok rahatlayacağım, bunuda biliyorum ama gel gelelim uygulamaya geçemiyorum...

Alışkanlık vardır bir de. Yıllardır anlatmamaya alışmışsan bundan kolay kolay vazgeçemezsin. Hatta neredeyse imkansız...

Ne kadar sevmesen de ''Seni anlıyorum..'' demek geliyor içimden çünkü seni gerçekten anlıyorum...