Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

18 Kasım 2010

Dünya; insanoğlunun işlediği tek bir kabahatten dolayı, tanrının "siktir olup gitsinler" diye sürüldüğü yere denir


Bayrammış, şuymuş buymuş hiç takmadan küçük bi sorun yüzünden kendimi o kadar dolduruşa getirdimki kaç gündür evden bile  çıkmadım. Böyle bilgisayar başında, yada yatağımda, yada olmadı klozette en büyük abdestimi ıkınırken ölüp gidiyim diye dua edip durdum.  Kendi kendimi dolduruşa getirip sinir olduğum zaman hep böyle yaparım. Adeta  yaşamıyormuş gibi, hiç bir şeye tepki vermem, her şeyden uzak dururum. Bu anlarımda bi ölüden tek farkım mecburi nefes almak, arada su içmek ve çişim geldiğinde kalkıp işemektir. Telefonumu kapatırım, maillere bakmam ve saatlerimi sağ elimden düşmeyen mouse ile bilgisayar başında boş boş oturarak geçiririm. Kendimi dolduruşa getirdiğim zaman hep bu ruh halinde olurum.

Ailem dediğim insanlarla yaşadığım zaman, cidden büyük tartışmalar yaşardık ve ben bu tartışmaların ardından günlerce yemek yemez, sadece su içerdim. Kendimi mi cezalandırıyordum, yoksa onları mı? Hiç bilmiyorum, ama her bu durum sonrasında bana söylenilen tek şey şımarık olduğumdu. Oysa çok istememe rağmen hiç şımartılmamıştım. Doğrusunu söylemek gerekirse fazlasıyla şımartılmak istemişimdir. Zaten hangi çocuk istememişdir ki? Ve hangi çocuk şımartılmayı neden hak etmemiştir ki? Sanmıyorum bir çocucuğun en büyük besinidir şımartılmak ve bende hep şımarmak istemişimdir. İnsan ailesi tarafından şımartılmaz mı ya?? Bi çocuğu besleyen şey şımarmak değil midir?

Bence budur. Bir çocuğun ihtiyacı olan şey ekmek, su gibi şeyler değildir. Ailesinin sabahlara kadar çalışmasının onun nazarında değeri ne olabilir ki? O’nun ihtiyacı olan tek şey şımartılmaktır. Ekmeğini, suyunu hep ondan alır. Bende belki şımartılmak istiyordum ve bu yüzden tartıştığımda günlerce yemek yemeyi bırakıyordum. Bazen çok kızdığım zaman, kendi kedime 1 ay boyunca bir şey yemeyeceğim diye büyük yeminler ederdim ama ııh en fazla 4-5 gün dayanabiliyordum.



Bunlara rağmen onlara göre ben; ailenin tek sorunlu çocuğuydum. Bir tek ben sorunluydum, herkes hatasızdı doğruydu ama ben sorunluydum, sanırım üretimimde bi problem vardı. Kim bilir belki babam annemi sikerken başka birini düşünüyordu o an, yada babam değil belki annem başkasını düşünüyordu, belki de ben yanlış spermdim. Bütün spermler birleşip intihar ederken, beni Allahın insanı siktir ettiği dünyaya atmışlardı. Yoksa benim kadar şımartılmak istenen bi gerizekalı nasıl dünyaya gelebilirdiki?? Nasıl en hızlı ben olabilirdim ki? Ama evet doğruya hızlı olan, zekidir anlamına gelmezki. Dünyaya bir gerizekalı daha gelmişti ve tek derdi şımartılmaktı. Cidden kendimi dışlanmış hissederdim, çünkü aile içindeki tek sorunlu kişiydim. Sürekli karşılaştırmalar, sürekli yaptığından daha fazlasını beklemeler ama hiçbir zaman bir teşekkür bile edilmeyen.

Oysa yaptıklarım için afferin kelimesini ne kadar çok duymak istemişimdir. Hani tamam dünyayı kurtarmıyordum ama en azından insan bi iş olsun, laf olsun torba dolsun misali de ortalıkta dolanıp duran çocuğun başını okşayıp "afffeeerin" demez mi yahu?? Iıııhh yok afferin bile denilmezdi. Bence ailece en büyük sorunumuz afferin kelimesiydi ve zaten ev içinde konuşulan sayılı kelimelerin içinden seçilip alınmış, çoktaaaaaan tedavülden kaldırılmıştı. Sadece “tamam” kelimesi vardı. Örneğin ben "şunu yaptım” dediğimde soğuk bi ifadeyle “tamam” denilirdi. Oysa ben sadece aferini bekliyordum. Hani böyle dalga geçer gibi bi afferin kelimesi de yeterdi bana. Ama ııh gıkları bile çıkmazdı. Belki bu yüzdendi (yada başka yüzlerce nedeni de olabilir) sokakta büyüklerimle zaman geçirmeyi, onlarla beraber olmayı tercih edişim ve bazen akşam olmasın diye saatlere karşı kendimce serzenişim. Evde bulamadığım ilgiyi dışarda gecenin ilerleyen saatlerine kadar oynayarak arıyordum. Sonra büyüdükçe yaşıtlarımla mutlu olamadığımı hatırlıyorum, büyüdükçe hep kendimden daha büyük insanlarla ilgilenişim, onların dikkatlerini üzerime çekme çabalarım.

Yaşım ilerledikçe artık kendi yaşıtlarımdan çok, benden büyük insanlarla takılmaya başladım. Tanımadığım insanlar bana hep iyi davrandı, tanıdıklarım bana bu kadar yakın olmalarına rağmen çatık kaşlarıyla uzak dururken tanımadığım insanlar bana hep gülümseyerek baktılar. Sevdiler bende hep sevdim. Çocuktum karşılıksız seviyorlardı ve çocuktum diye seviyorlardı, hoşuma gidiyordu bu durum ve ben evde ailemle zaman geçirmektense, onlarla daha çok zaman geçirmek istiyordum. Evde sürekli asık suratlar ve şımartılmamak vardı, dışarda el üstünde tutulmak, birde üstüne üstlük şımartılmak vardı. Kimse sana kaşlarınıda çatmıyordu, buda sokağın bonusuydu.

Tabii hep sonu iyi biten el üstünde tutulmalar olmazdı, çünkü çocukda olsanız kendinizin ne bok olduğunuzun farkındasınızdır. Ama dışarda mutlu olmanın bedelini de insan çocukta olsa biliyordu. Zaten bir şey alacaksan, değeri her zaman için olduğundan fazladır. Buna katlanmak zorundasındır. Mecbursun çünkü bi çocuk her şeyden önce ilgilenilmek ister. Kaç tane mavi boncuk olduğuyla ilgilenmez, bir tek mavi boncuğun olduğunu ve o mavi boncuğun yalnızca kendisinde olduğunu düşünüyordur.

Şimdi böyle yazıyorum ya aslında çocukluk ne kadar kötü ne kadar iğrençmiş diyorum kendi kendime. Ve hala içimde haps olmuş. Hiç büyümemiş. Hala şımartılmak istiyor. Belkide bu yüzden sürekli yazıyorum ve aslında yazdıkça onu beslediğimi de farketmeye başlıyorum. Evet içimdeki çocuğu yazarak şımartıyorum, zamanında görmesi gereken ilgiyi, şimdi ben yazarak kendi kendime ona göstermeye çalışıyorum. Bak seninle ilgilenenler var, bak sen aslında değerlisin diyorum ona. Bak sen buralardasın seni görüyorlar. Bak seni seviyorlar ve sevdiklerini söyleyerek seni şımartıyorlar. Ben yazdıkça şımarıyor ve o şımardıkça büyüyor. Bunu hissediyorum, sanki eskisine nazaran daha bi kendimle barışığım, daha bi zayıf yönlerimin farkına varıp kendimle başa çıkabiliyorum.

O şımardıkça büyüyorya, ben kendimi daha iyi hissediyorum. Öte yandan bilemiyorum, belkide bunların hepsi bi ilgi açlığıdır. Doyumsuz bir ruh vardır içimde, sürekli farklı şekillerde açlığını doyurmaya çalışıyordur. Bulduğu her yöntemle bunu gidermeye çalışıyordur, ama doğrusu ne hiç bilmiyorum. Belkide içimdeki çocuk bir hasta, ama ben dışında herkes farkındadır. Bende yazdıkça farkına varıyorum.

Öte yandan çocukluk ne kadar da, hem masum ve hem iğrenç aslında. Evet masum olduğu kadar iğrenç. Nefret ediyorum çocukluğumdan. Keşke annemin ammından bu yaşımda sakallı bıyıklı olarak doğsaydım diyorum. Keşke hepimiz böyle kocaman çocuklar olarak doğsak, hiç yaşamasak çocukluğumuzu. Hiç aferin beklemesek ve o aferinlere bu kadar aç olmasak.

Çocukluk ne kadarda kötü aslında, çünkü geleceğini bilinçsizce daha o çağda şekillendiriyorsun, davranışlarınla sana davranmalarını istediğin şekliyle ileriki yaşlarını daha o ilk günlerinden sen kendin şekillendiriyorsun. Sonrada büyünce, halinden memnun kalmayıp  önüne gelen herkese saydırıyorsun. Onlar kötü ben iyiyim diye söylenip duruyorsun. Acaba gerçektende iyi olan kim?? Çok kafama takılıyor hemde çok. Ya ben kötü olansam, ya aslında suçlu olan bensem. Ya herkesi suçlamalarım aslında yaptığım şeylerin sorumlusunun sadece ben olmamdan kaynaklanıyorsa. Ve ben sadece başkalarını suçlayarak kendimi temize çıkarmak istiyorsam. Bence suç yine bende, yani çocukluğumdaydı, hayır diyebilmeliydim, o yaşta bazı insanlara karşı çıkacak bilince ulaşabilmeliydim. Şu anki bilincim yedi yaşındaykende olmalıydı. Sahi şu an çok mu bilinçli biriyim? Şimdi düşünüyorum da, artık ne  kadar bilimçli olduğumun ne önemi varki. Çok veya az, ne kadar bilinçli olduğumun şimdi geçmişime ne faydası olacak, kime yarar?? siktir etsene geçmişini siktiğim, siktir et artık yok say. Anandan bu halinle doğmuş olduğunu varsay ve hepsi bitsin. Ama yok olmuyor.

Ahhh çocukluğum takılıp kamışsın ardıma ve hiç yalnız bırakmıyorsun beni. Seni ne yapmalıyım ki, keşke bir bedenin olsa öldürsem seni, paramparça etsem ve kimselere göstermeden atsam bi kenara. Ah keşke bir bedenin olsa seni götürüp öldürsem ve tüm yaraların açıkken kimseler görmeden biyere terk etsem. Benden uzakta yok olup gitsen. Sen benden , ben senden kurtulsam. Sonra hiç bir şey olmamış gibi yaşamıma dönsem,  bu yaşımda doğmuş olsam. Geçmişim olmadan, sen olmadan yaşasam. Herşeyi yeniden keşfetsem. Konuşmayı, gülmeyi, sevmeyi ve sevilmeyi, kime nasıl dokunmam gerekitğini kendi kendime bu yaşımda yeniden öğrensem. Ama hepsini de doğrusuyla, olması gerektiğiyle öğrensem...

4 yorum:

Hazel dedi ki...

Eğer çocukluğunu "içinde bulunan başka biri" olarak görebiliyorsan ve herşeyi daha açık görmeye başlıyorsan , bugünün dünden bir farkı var demektir, büyümüşsündür.

Eskilere takılıp, zihnini bulandırma.Dediğin gibi, burada yazarak hep eksik kalan o ilgiyi bekliyorsun, ve geliyor.Ama bu sadece sana özgü değil, şu an burada , bloglarda yazan herkes ( ama bak, herkes) bunun için yazıyor.

-İlgi, farkedilme, yazdıkça kendini şımartma, rahatlatma.

Bunun zaten hiçbir yanlış tarafı yok.Belki de bu yüzden bloglarda yazanlar birbirlerine destek oluyor vebirbirlerine karşı daha anlayışlı olabiliyorlar.

Hadi çık biraz dolaş, sen eve kapandıkça o içindeki çocuktan da asla kurtulamazsın.Dışarı çık ve o çocuğu da gökyüzünden bulutlara bırak.Sen mutlu olmadıkça, o çocuk da içinde ağlamaya devam edecek.

:)

Eşcinsel dedi ki...

Bence de bu tür hislerin ortaya çıkmasının sebebi çocukluğumuzu hakkıyla yaşayamamamız belki. Belki de o yaşlarda dışlanmak ve dolayısıyla kendini farklı hissetmek ve dikkat çekmek istemek belki. Belki de o yüzden eşcinselim.
Eline ve yüreğine sağlık çok güzel yazmışsın, ifade etmişsin. seni çok iyi anlıyorum.

homeless dedi ki...

Shakespeare in Kral Lear oyununda Pic Edmund diye bir karekter var kral in gayri mesru oglu hep pic diyorlar Edmumd a
bu da isytan bayragini cekiyor orda uzun bi tradi var ve soyle birsey diyor

` biz uyku ile uyanik arasinda peydahlanan o ahmaklar surusunden bizler akilca ve bedenen daha atesli anlarda yogrulmadik mi??? `

bende hep uyku ile uyaniklik arasinda peydahlandigimi ve sonra gene o arada unutuldugumu dusunmusumdur

vA_niLLa dedi ki...

Babamin lafı: ''Yediğin Önünde Yemediğin Arkanda! Daha Ne İstiyorsun..?''

Bizim ailede bu vardı. Para ver sussun. Ne istiyorsa al yeter ki sesi çıkmasın...

Okulu asardım çoğu zaman. Ortaya çıktığı zamanlarda da başta yazmış olduğum lafı işitirdim hep...

Okula gidip iyi notlarla eve döndüğümde sevinen mi var? Okula gitmeden önce kahvaltı hazırlayan veya çıkarken ''İyi dersler..'' diyen mi var? YOK..! Ozaman bende okula gitmem deyip çoğu zaman okulu asardım...

Ve buna benzer bir çok şey yapardım, daha doğrusu yapmazdım...

Şımarılma açlığını hiç kimseyle gideremezsin Erkeğim. Boşuna çabalama...

Diğer yazına geçiyorum şimdi :)