Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

19 Kasım 2010

Bu yazının tamanını okuyanın bütün dilekleri gerçekleşiyorMUŞŞŞ :Pp

Bu yazıyı daha önce buraya yazmıştım, sonrada worde atıp orda bayağ uzun eklemeler yapmıştım. Yazıya dönüp bakınca "siktir len destan mı yazıyosun amcık" deyip, bütün bu yazdıklarımı silmiştim. Ama burda, taslaklardan silmeyi unutmuştum. Şimdi görünce bari bu haliyle yayınla gitsin dedim kendi kendime. Olurda okursanız bu yazı sayesinde hepinizin beyni sikilmiş olucak. Gerçi bilinciniz kapalıysa bu yazıyı rahat rahat okuyabileceksiniz. Sonra bilinciniz bu siktiri boktan yazı sayesinde tamamen kapanacak bitkisel hayat girip artık hiç kendinize gelemeyeceksiniz demedi demeyin.
                                        -----------------------------------------------------
Kendi kendime uyguladığım 4 günlük ev hapsi cezasını bi önceki gece bitirip sokağa çıkmıştım. Aklımda sadece dışarı çıkmak yoktu, önce yemek yerim ardından turlarım ve sonrasında belki bara giderim diye düşündüm. Bu düşünceler arasında yırtık kot ve kenara atılmış tişörtlerden birini, üzerine de montumu giyindim. Adidassız sokağa çıkmak olmaz. Allam sen adidası 30lu yaşlarında bi adam yap koynuma sokıyım da olsun bitsin. Neyse ayakkabı fetişliğini geçiyim şimdi.

Apartmanda inerken o kadar sessizdimki ev sahibinin kapısında geçerken nerdeyse ayakkabılarımı çıkarıp elime alıcaktım. Kadın o kadar korkutmuş beni işte. Sonra parmak uçlarıma basarak sinsi sinsi çıktım apartmandan. Sokağa çıktığımda da her zamanki gibi binalara sürtünerek geçmeyi düşünüyordum ama, nah sürtündüm. Apartmanın altındaki bakkal dışarıya kasa falan atmış, diğer taraftaki manav da dışarıya reyon yaptırmış "sokağa çıkmayalı mahalle ne çok değişmiş" diyesim geldi, kendi kendime. Dışarı çıkmayalı mahalle bu kadar şey olduysa, Taksim yıkılıyordur diye düşünmekten kendimi alamadım. Yarım saat sonra Taksim'e vardığımda hiç bi bokun değişmediğini gördüm.

Her şey aynıydı, pilavcılar, simitçiler, çay satanlar falan filan ve bide 24 saat ordan eksik olmayan kalabalık. Pilavcıyı görünce kaç gündür ağzıma su, meyve, ekmeğe sürdüğüm reçel ve bal gibi zıkkımların  dışında bir şey girmediğini anımsadım. Canım fena nohut pilav çekti. Yanaşıp bol biberli bi nohut pilav aldım. Oysa yaklaşık bir yıl öncesine kadar acıyı hiç sevmezdim. Ama şimdi bayağ bayağ sevmeye ve hatta onsuz nohut pilav yememeye başladım. Artık alışmış olmalıyım, çünkü acılığı pek etki de etmiyor ya mübarek. Daha önce ufacık bi acı biberle gözlerim 24 saat boyunca Küçük Emrah'ın anasını, amcası tarafından sikilirken gördüğü andaki kadar dolu dolu olurdu. Burnuma zaten o anlarda karışmıyordum o alır başını giderdi. Şelale misali adeta beynim burnumdan boşalırdı. Tuhaf işte insan bedeni de her şeye alışıyor demek. Bu arada pilav çok soğuktu ve tadı hiç güzel değildi, ama yinede yedim.

Meydandan İstiklal'e doğru akan kalabalığa karışırken, cebimden bi kaç tane first portakallı çıkarıp ağzıma attım ve o arada cebimde 15 tele yalnız olduğunu anımsadım. Bu yüzden gitmekte olduğum yönü bankaya çevirdim.  Bankamatikten para çekip kalan bakiyeye baktığımda 62 teleydi. Moralim bozulmadı, çünkü kaç gündür böyle eve hapsolmamın, böyle kendi kendimi yememin nedeni paraydı. Çünkü geçenlerde patrona durumumu bi güzel anlattım ve oda tamam hallederiz dedi. Ama sadece doğalgaz faturasına yetecek kadar para verdi. Ulan insan yok veremiyorum falan der, yada der ki "kardeşim kusura bakma ayağını yorganına göre uzat ben sana aylık maaşın dolmadan para veremem" eee adam  böyle de demiyor, başka bi çıkış yolu aramama gerek duymadan günümü geçirtmeye sebep oluyor, yumurta göte dayanınca da böyle uzak kaçıyor. Zaten elde avuçta biriken 2.500dü onunla evi anca tuttum. Ammına koyım kimseye gökten yağmıyor biliyoruz ama, gökten yağıyormuş gibi de her şeye "evet" denilmesin. İşte buna kızmıştım ve kendimi eve kapamıştım. Ama bayram sonrası patronla büyük bi kapışma yaşıycaz dur bakalım.

İşte böyle kira ödeyemedim diye düşünerek kendi kendimi strese sokma kabiliyetim var. Aslında gece evden çıkmamamın nedenlerinden biri de ev sahibine görünmemekti. Lan gündüz çıkarsam ve olurda karşılaşırsak kadının yüzüne nasıl bakarım, kadın "kiram nerde" derse ne derim. Zaten karşılaşıp göz göze gelmeyelim diye kendimi eve hapsetmiştim. Bide karşılaşırsak ve bana bunu derse öliyim daha iyi ammına koyım.

Neyse işte gecenin bi yarısı çıkınca biraz rahatladım. İşte bankadan parayı çektim ve biraz kalabalıkta turlayıp bara gittim. Bi iki tanıdık gördüm bayramlaştık, sarıldık, hal hatır sorduk. Ama keyifleri yerinde değildi  ve bayağ canları sıkkın görünüyorlardı. Bi kaç defa hayırdır gibisinden şeyy ettim ama geçiştirdiler. Bende işte böyleyim kendi derdimi kimseye anlatmam, milletin derdini dinlemeye bayılırım. Gerçi son bir yıldır, bende artık "sikerim derdini" havalarında dolanmaya başladım da, daha tam alışamadım. Sanırım kendi derdime çare bulamadığımdan olsa gerek, başkalarının da derdini çok takmıyorum. Lan aslında bende amcığın tekiyimde haberim yok. Neyse işte öyle arada bir onlarla da selamlaşaraktan etrafta gezindim biraz. Sonra benim Ercan'ı gördüm. İyiyidi bayramlaştık. Biraz sırnaşmaya çalıştım ama ıııh olmadı.

Ercan yüz vermeyince bende etrafta dolanmaya devam ettim. Sonra tanıdıklarımdan biri beni arkadaş grubuyla tanıştırdı. Aslında "bu da senin memleketlin" diyerek sadece biriyle tanıştırdı. Biz ikimiz de "oooo toprak naber" ayağıyla tanıştık. Hoş biriydi, oda benden hoşlanmış ve o yüzden tanıştırmış bizi. Ama adamın yanında sevgilisi vardı ve hiç yakışmıyorlardı. "Ayrılsın benle çıksın" dedim arkadaşımın kulağına :)) yok lan şakasına demiyorum cidden hiç yakışmıyorlardı birbirlerine. hööhh adama bakıyorum ohh 1.90 boy yanındakine bakıyorum benden bile kısa. Adama bakıyorum, hafif göbekli, kirli sakallı, çizgili gömlekli ve götü kalkık ama kendi sınırlarını bilen, gayet şirin, yanakları sıkılası sempatik, insancıl bi profil, sevgilisine bakıyorum burnundan kıl aldırmıyor ve öflenip pöflenip oraya buraya dönüp duruyor. Neyse deyip geçiştirdim.

Arkadaşla sağdan soldan konuştuk ve onlardan ayrılıp bi kenarda dikilip telefonla oynamaya başladım. Ben telefona daldım ve az önce içerde dolanırken 2inci bi defa dönüp baktığım biri geldi yanıma dikildi. Bayağ hoştu. Sonra çaktırmadan bana baktığını hissettiğim bi anda dönüp ona baktım aniden ve O'da bunun üzerine gözlerini kaçırdı. Her halde "olur" diye geçirdiki içinden, böyle gülümsemek ile gülümsememek arasında bi yüz ifadesi gidip geldi suratında. Bu sefer böyle durdum tepeden tırnağa bi güzel süzdüm. Üzerinde deri siyah bi mont vardı, kirli sakallı, kısa seyrek saçlı ve yüzünde tuhaf piç bi ifade vardı. Böyle hani kaşınan tipler vardırya dolanırda dolanır öyle bi tip, ama çok tatlı.

Böyle böyle bi kaç defa yasadışı bir şey yapıyormuşuz gibi tuhaf hareketlerle birbirimize bakıp önümüze döndük. Sonra biri geldi ikimizi süzdü, bizde biribirimize bakıp gülümsedik. Kalın dudakları, kocaman dişleriyle gülüşü suratındaki masumluğa yakışıyordu. Boyu benden uzun olmasa dönüp bakmam zaten. Sanırım boyu 1.85 üstüydü. Ben ise kıp kısa boyumla O'nun yanında korkuluğa konmuş karga gibi duruyordum. Sonra bi arkadaşı geldi ve "nasıl keyifler iyi mi?" diye sordu O'da bana bakıp "iyi takılıyoruz" dedi gülümsedim. Arkadaşı gidince birbirimize bi kaç defa daha baktık ve ben laf olsun diye "yanlız mı geldin" dedim "yoo işte arkadaşımla geldim" dedi. Gülüp "hımm anladım, ama onu değil, yani yalnız mı takılıyorsun" dedim "aaa evet" diyip gülümsedi. Gülmek harbiden yakışıyordu piçe. Bide şivesi falan çok güzeldi, düzgün ama seslerin kalın olduğu bi türkçe ile konuşuyordu. Hayır ses tonu ayrı, bide harfler çok güçlü çıkıyordu ağzından ve buda apayrı bi güzel geldi bana.

Sonra O'da bana aynı soruyu sordu. Soru sorarken boylarımız eşit olmadığı için bayağ eğiliyordu. Kulağını dudaklarıma yakınlaştırdığı zaman yanağını yanağıma sürtüyordu. "Sende yalnız mı geldin" deyince bu sefer bayağ, sol yanağıma değil dudaklarımın bitiş yerine dudaklarını sürdü ve o anda bende cevap verirken hafifçe geri çekildim dudaklarımız değdi birbirine. Hoooop burda olay bitti zaten. Artık konuşmak yoktu, iş olsun diye aptal şapşal sorular sorup aptal şapşal cevaplar vermek yoktu. Öpüşmeye başlayınca bi anda biribirimize tam döndük ve bayağ sikici bi şekilde 2-3 dakka devam ettik. Dudaklarımı vantuz gibi çekiyordu. Sonra yorulup ayrılınca ben dudaklarımın ağrıdığını hissettim, ağrıyı hissederken sağ elimle çenemdeki salyaları siliyordum. O anda buraya tuzak kurmadan önce kesiştiğim adamın bize bakıp bayağ açık seçik güldüğünü farkettim. Biraz sert bi şekilde ona bakınca başka bi yöne döndü.

Neyse işte biraz nefes alınca, durduk sağa sola bakıp oyalandık ve sonra o bana dönüp "kuytu bi yere gidek" dedi "tamam" dedim. Başka bi köşeye çekildiğimiz gibi hooppp yine yumulduk birbirimize. Allam çok tatlıydı lan bu. Yani böyle hani ben diyorum ya uzun boylu, şöyle şöyle olsun diye hah işte öyle bişi. Böyle böyle biribirimizi cimcire cimcire bayağ bi zaman geçince arkadaşı geldi ve gitmek istediğini söyledi. Saat zaten 3dü ve mail adresini verip gitti. Tamam seni eklerim dedim muck yaptık ayrıldık. Sonra ben bahçeye çıktım. Arkadaşım hala ordaydı, suratından düşen bin parça. "Ne oldu, çocuk nerde?" dedi "arkadaşıyla gelmişti gittiler" dedim . Sonra ne yapıyorsun? falan filan derken konu bizi tanıştırdığı kişiye geldi. Adam da benden hoşlanmış ama ben adama, ondan hoşlandığımı çaktırmamalıymışım. Yoksa bu iş olmazmış. Yani anlıycağınız bu kadar hafif olmamalıymışım, biraz ağır olmalıymışım çünkü hooooop diye atlarsam kaçırırmışım "hımm tamam" dedim ağır olurum.

Sonra işte adamın sevgilisi yanında olduğundan zaten bende uzak durdum. Dedim "ayrılsınlar ne bu yahu hiç yakışmıyorlar zaten"  : )) O'da "evet galiba ayrılıcaklar" falan dedi. Zaten araları kötüymüş, sürekli işte limoni falanmış. Öyle öyle konuştuk sonra bana onun telefonunu verdi. Bende alıp kaydettim "bi ara dönerim ben O'na" dedim. Aslında aramayı düşünmüyorum ama kendi sağım solumu kendim bile kestiremediğim için hiç belli olmaz. Aramam dedim ama adamın telefonunu alıp kaydettim. Hani aramayacaksam niye kayıtlı kalsın ki? Belki silerim diye düşünüyorum. Ama bi yandandan içimde bi ses "yok lan silme, adam çok hoştu sende beğendin daha ne istiyorsun?" deyip duruyor. Neyse işte kalsın hele, bakalım nolucak

Sonra böyle böyle ben iyi geceler deyip çıktım. Caddede biraz oyalanıp evin yoluna düştüm. Mahalleye girmiştim ki hoop dakka bir gol bir, bi polis arabası önümde durdu ve şöför olan polis pencereden başını uzatıp nerden geldiğimi sordu. Bende bardan geldiğimi söyledim. "Evin nerde?" diye sorunca "şurda" diye karşı apartmanı gösterdim. "Tamam, iyi geceler" deyip gittiler. Oysa evim 2 sokak yukardaydı. ahahaha hadi evine git dese boku yiyip, at siki gibi ortada kalcam. Ama ne yapıyım işte bende sallamak için öyle dedim. Desem 2 sokak arkada, inanmayacak ve tutucak bir sürü soru sorcak, yok üstümü aramak bahanesiyle götümü elliycek, yok çatık kaşlarıyla iki saat beni süzcek. Siktir git amcık gecenin bi vakti seni mi çekcem. Neyse işte onlar gidince ben hooop hemen tüyüp evin sokağına girdim.

Apartmanda hayalet casper gibi hareket ederek merdivenleri çıktım ve benim kapıya geldiğimde nefes nefese kalmıştım. Anahtarı çıkarıp o kadar sessiz bi halde kapıyı açtım ki adeta ev sahibim arkamda bitecek sanıyordum. Allam ne kadar kötü bi his bu böyle. Sonra içeri girip kapıyı içerden kitledim ve soyunup bilgisayarı açtım. Bir kaç siteye baktım, barda tanışıp birbirimizi yediğimiz çocuğun mailini facebook'da arattım bir isim falan bulamadım, belki msn kullanıyordur diye msn'e kaydettim. İçimden "tüh çocuğu kaybettim, bak gördün mü?" diye hayıflanırken, her zamanki şarkıyı açıp, yatağa geçtim. Başımı yastığa koyduğum gibi uyumuşum.

Sabah uyandığımda bi kaç kişiyi aradım bayramlaştık. Sonra çocukluk arkadaşım aradı "hadi gel buluşalım bayramlaşalım" dedi. Zaten gece telefonu barda açınca onlarca arama ve siktiri boktan bayram mesajları falan bayağ gelmişti. O'da dün onlarca defa arayanlar arasındaydı. "Tamam buluşalım ama nerde buşuşucaz" diye konuşurken "şimdi bi arkadaşımdayım" dedi. Ben "zaten evden 1 saat sonra anca çıkarım. 1 saat sonra tekrar görüşüp yer belirleyelim, ben Taksim'e gidiyorum" dedim "tamam" dedi ve kapadık. Telefonu kapayınca giyindim elma doğrayıp yedim ve tam çıkacakken ev sahibinin yemek getirdiği tabakları gördüm dedim bari bunlar iyice birikmeden götüriyim. Hem bayramlaşırız böyle kaçarak olmaz. Aldım tabakları tin tin tin indim aşşağı çaldım zili, hanımefendi geldi bayramlaştık, kırış kırış ellerini öptüm, yüzüne bi daha baktım da, allam bu kadın 60ını geçmiş en üste nasıl çıkıyor dedim bi kere daha. Sonra da hemen maaşımın yatmadığını söyleyip kirayı pazartesiye kadar geciktireceğimi söyledim. O'da he he he  heç bişe olmaz, verirsin kurban bişe olmaz dedi. Allam bi rahatladım sorma.

Sonra kızını sordum içerdeymiş yatıyormuş. İyi allah rahatlık versin ben kaçıyım dedim ve hadi tekrar iyi bayramlar teyzem diye ekledim. O'da bağırdı "dur hele dur sana şeker vermedim, şekerini al öyle bayram olsun" deyip içerden bi tabak şeker getirdin. Bi tane alınca ikincisi içinde ısrar etti. İki tane şeker alıp çıktım. Taksim meydanına vardığımda heykeli tavaf edenler bayağ kalabalıktı. Gölgesine oturdum ve biraz böyle etrafı izledim. Yanıma bi şipşakçı oturdu aradan bi beş dakika geçmiştiki biri daha oturdu. Bunlar başladılar ordaki satıcıları çekiştirmeye. Amcıkların 2si Chp  bilmem nesinde görevliymişlerde, bugünkü bayramlaşma çok sıkıcıymış da, falan da filan. Öyle bide kızgınlar. Sonra partiyi bi güzel çekiştirdikten sonra orda elinde tesbih filan satan bi adamı çekiştirmeye başladılar, yok bu ajanmıymış, yok bu bilmem ne idüğü belirsizmiş, yok bu nerden çıkmış allah bilirmiş. O tesbihçi gitti bu sefer simitçiyi çekiştirmeye başladılar. Dönüp ters ters ikisine baktım. Ama onlar daha bi sert bana baktılar ve ben kalkıp istiklale doğru yürümeye başladım. Amcıklar işte naaapıyım.

Caddede turlarken İstiklal Kitabevine girdim, rafları gezerken Küçük Prens diye bi kitap gördüm. Kitabı daha önce bi kaç kişi oku diye önermişti. Dedim bakıyım ne sikim var. İlk bi kaç sayfasını okudum hoşuma gitti. Çocuk kitabı sanıyordum ama yetişkinlere yazılmış. Hatta şu cümleleri görünce ohhaaa dedim. İşte o cümleler:

...Mutlu bir rastlantıyla, Asteorid b-612'nin ünü kurtuldu. Çünkü dediği dedik bir Türk önderi halkını, ölüm cezasıyla korkutarak, Avrupalılar gibi giyinmeye zorladı. Bunun üzerine aynı gökbilimci 1920'de açıklamasını batılı bir kılıkla yaptı. Ve bu sefer herkes onun görüşüne katıldı...

Neyse kitabın böyle bu ilk sayfalarında bu cümlelerle karşılaşınca dedim şöyle D&R gibi oturaklı bi kitabevine gidiyim de, bizimki arayıncaya kadar kitabı okuyum. Bu düşünceler arasında bizimkini tekrar aradım "ne oldu arkadaşından çıkmadın mı?" dedim "yok bayağ oturcaz" dedi "tamam" dedim. Telefonu kapayıp D&R'a girdim. Rafları gezdim ama kitabı bulamadım. Ordaki kasiyere sordum kalmadığını söyledi. Sonra Mephisto kitabevine gittim ordada bulamadım. İçimden "yedim boku keşke İstiklal kitabevinde ayaküstü okusaydım en azından 5-10 sayfasını okurdum" diye geçirdim.

Sonra böyle oyalanınca baktım kitabı bulamıycam, arkadaşımda hala çıkmadı aldım mesaj attım ona ve dedim ki "benim işim çıktı gelemiycem, sonra görüşürüz. Soranlara selam söylersin bye" böyle yazıp mesajı attım ve telefonu kapadım. Kafamda küçük prens takıntısı oluşmuştu okumalıydım kesin. Döndüm eve geldim amacım netten bi yerden indirip okumak. Google'a Küçük Prens yazınca zaten hemen sitesi çıktı karşıma http://www.kucukprens.org/ açtım okumaya başladım ve bitirdim.

Kitap bitince nette boş boş dolandım ve msn'i açtım. Sonra Facebook'da dolanıp bi kaç kişiye laf yetiştirdim. Laflardan sonra döndüm bu satıları yazmaya başladım ki bi baktım biri msn den bişiler yazdı. "kimsin" diyordu, güldüm ve "tanıyamadın mı?" dedim. "Tekyön den mi?" dedi "yess" dedim güldük. Sonra ne yapıyorsun falan filan derken "müsait misin?" diye sordu, "hayır ailemle yaşıyorum" yalanını uydurdum. Ne yapıyım adamı eve çağıracak değildim ya. Sonra o "sen bana gel, müsaitim" dedi. "Olur. Ama yarım saat sonra anca çıkabilirim" diye yazdım. Adresini verip bide telefonunu ekledi ve "gelince bi çağrı at" dedi. "Tamam" dedim. Sonra ben yine işte bu yukardaki satırları yazmaya devam ettim. Bu arada o msn den yine yazdı "bana bi çağrı atsana şimdi" dedi. Bende çağrı attım ve "tamam mı?" diye sordum "evet" diye yanıtladı ve msn i kapattım. Sonra biraz daha oyalanıp giyinip çıktım.

O esenlerde oturuyordu. Esenleri sadece otogardan ibaret sanan ben için, dünyanın öbür ucu ve Esenler aynı şeydi. Sonra hoop diye bayık kafayla güya plan yaptım. Önce burdan aksaraya gidiyim ordan metroyla tramvayla falan giderim. böyle bu düşünceler arasında Şirinevler'e giden minibüse atlayıp, Aksaray'a kadar gittim. Ama orda söylediğim adresten gidemeyeceğimi anlayınca bu sefer gelen bi otobüs şöförüne sordum O'da "gel atla, ben seni oraya yakın bi yerde indiririm. Ordan bi başka araçla gidersin" dedi "he olur" deyip ikiletmeden atladım. Heyy allahım şöför sarhoş çıkmaz mı :)) ikide bir bayram şekeri ikram ediyor ve hal hatır soruyor. Sonra telefonla konuşup servise bugün erken başladığı için arkadaşlarına dert yanıyor, dert yanarken biri siktir et, yahu iş çıkışı kafaları çekelim demiş olacakki, saat belirlediler. Bizim şöför biralar senden o zaman diye sorup bide bi güzel yemine verdirtti telefonun öteki ucundakini. Yol boyunca bi kaç telefon görüşmesi daha yaptı ve zaten beni de indirmesi gereken yerde indirmeyi unutmuş. Amcık güya arkasında oturtup hemen indirecek ibne. Neyse boşver yakın bi yerlerde indir bari dedim bende. İçimden güldüm falan. sonra adam mahçup mu kaldı neyse artık böyle memleketin durumundan falan konuştuk. Böyle sanki şehirler arası yolculuk yapıyormuşum gibi geldi bana. Zaten bi ara o kadar çok konuştuk ki akraba çıkcaz diye korkmadım değil. Sonra "dayı artık beni indir de gidiyim geç oluyo" dedim. Saolsun 2-3 durak sonra indirdi.

Yalnız benim tipimde ibnenlikmi var nedir anlamadım, böyle durumlarda milletle hemen kaynaşabiliyoruz. Mesela bu adamla valla nasıl bu kadar muhabbet ettik şaştım kendime. Gerçi adam bayağ kafayı bulmuştu belliydi ondandır. Ama bilmiyorum işte kendimde de bi ibnelik aramıyor değilim hani. Neyse dayı beni nihayet bi durakta indirdi. Bende baktım olacak değil, gittim bi taksiye adresi sordum ve eğer "10teleden fazla tutuyorsa götürme" dedim. Adam da gülüp "yok yok tutmaz" dedi.

Hooop bindim, taksicide benden dertli çıktı. Adamın 3 senedir felekten yemediği kalmamış. İşi gücü, evi arabası falan derken varını yoğunu kaybedip en son 7 ay önce taksiciliğe başlamış. Ama saolsun 13 yıllık evliliğinde karısından gördüğü desteği sayesinde bu 3 yılıda atlamış. 12 yaşında ve 6 yaşında 2 erkek çocuğu varmış. Alkoliklikten bile karısı kurtarmış öyle dedi. Neyse benim adrese geldik ve gerçektende 9.5 tl tuttu. parayı verip indim. Tabii ben bu adrese gelinceye kadar benimki yol boyunca onlarca defa aradı ve bende dayanamayıp en sonunda otobüsteyken telefonu kapattım. Dedim nasılsa oraya gidince ben ararım ve şarjım bitiyor derim. Öyle böyle değil, çocuk da durmadan zır zır zır arayıp durdu. Hayır tamam hoşlandım öldüm bittim ama yani yoldayız geliyoruz dedik diye de bu kadar olmazki.

Sonra işte inince arayıp "ben üçyüzlü karakolunun ordayım hadi gel" dedim. Hoopp bi baktım 5 dakka sonra geldi. Merhabalaşıp muck muck yaptık ve eve doğru gittik. Sonra köşe başlarındaki toplaşan çoluk çocukları gösterip "bu itlerden bizim buralarda çok var, böyle köşe başlarını tutup köpek gibi zaman öldürürler" dedi. Böyle böyle onun rehberliğinde evine geldik. Ailesiyle yaşıyormuş ama ailesi şimdi köydeymiş. O yüzden ev boşmuş falan, sonra biz içeri girdik oturdum. O'da gitti diğer odalardan birine bayağ oyalandı müzik falan açtı böyle hoppidi parçalar falan, sesinide bayağ açtı bende kalkıp noooluyo gibilerinden gittim yanına. Ben gidince, O "ben geliyorum" deyip odadan çıktı. Bende dedim bilgisayarın sesini kısıyım. Bilgisayar Özal döneminden kaldığı için ses ayarını biraz zor bulmadım değil. sonra ben sesi kaparken o çıktı geldi hooop arkama sürtünüp müziğin ritmine göre hareketler yaptı. Bende müziği iyice kısıp ona döndüm ve hooop olay koptu. Çırılçıplak kalıncaya kadar soyunduk ve bu arada dudaklarımız hiç ayrılmadı.

Ammına koyım çok güzel dudakları vardı. hele birde iri dişleri uwffffs neyse işte biz soyunup böyle olaya girince bayağ bi hayvanlaştık. Böyle tırmıkladık birbirimizi. sonra işte olay bitince hoop ben bunun kollarındaki dövmeleri, falçata izlerini falan böyle görmeye başladım ve işin tuhaf tarafı çocuk gözüme daha bi çekici gelmeye başladı. Sağ kolunda işaret parmağımın uzunluğunda 5-6 tane falçata izi alt alta vardı ve falçata izleri öyle basit izler değildi. Bayağ bu izler kalındı. bu izleri yapmak için falçata attıktan sonra tuz döküldüğünü bilirim. Çünkü izler tuz sayesinde dışa doğru şişip daha bi gösterişli hale geliyorlardı. ama bunun izleri çok abartılı ve gösterişli değildi. Normal tadında falçata izleriydiler. Ve dışa doğru şişkinlikleri çok ürkütücü değildi. Dövmeleri ise zaten çok boldu ama en büyükleri aklımda kaldı. Bi tanesinde büyük harflerle BENA HOL yazıyordu. Anlamını sordum kürtçeymiş ve "her şey daha iyi olacak" anlamına geliyormuşç Bu dövme, sol kolun dışına bayağ büyük harflerle simsiyah bi şekilde yapılmıştı. İç tarafında ise şu linkteki sondan 8inci dövme vardı ve çokda biçimsizdi. Ama yani dövmenin büyüklüğü diğer ufak tefek dövmeleri kaybetmişti. Ben o falçata, jilet izleri ve bu dövmelerden, hafif kıllı vüfüdündan sonra salyalarıma mani olamıyordum. Allam bu nasıl bişi böyle diye söylenecektim.

Zaten dün gece elleşirken hayran kalmıştım ama bide böyle görünce oowwff bittim resmen.  Böyle orda mal mal onu izleyip giyinirken, O'da giyindi ve hadi balkona geçelim dedi. Balkona geçtiğimizde gördüklerim sayesinde iyice mallaşıp kaldım. Resmen balkonda bi esrar çekme sistemi vardı. Kocaman su dolu bi kova, kovanın içinde şu 1,5ltlik şaşal suların dibi koparılmış peti ve onun ağız ucuna yerleştirilmiş, nargilenin közünün konulduğu şeylere benzer birşey, ama çok küçük. Böyle bu cebinden bi gazete tomarı çıkardı içinden esrar çıkarıp döktü üstüne, sonra cebinden bi paket sigara çıkarıp, içinden birinin ucunu kırıp tütününü de döktü üstüne ve çakmakla yaktı. Bir kaç saniye sonrada o nargile ucunu kaldırıp petten çıkan dumana kafayı dayadı. ohhh bi güzel içine çekip dışarı verdi. Bende biraz böyle ne bu falan gibi sorular sordum. İşte anlattı böyle böyle falan diye. "Bunu hangi piç bulmuş bilmiyorum ama iyikide bulmuş" dedi :))

Sonra işte konuşmaya başladık. 22 yaşında ve askerden 6 ay önce gelmiş. O askerden yeni geldiğini söyleyince bende yüzünde zaten hala asker ifadesi var :) deyip kikirdedim, O'da güldü. Yanılmıyorsam Kars'ta yaptım dedi askerliğini. Askerden önce bayağ dağınık bir yaşamı varmış. Hırsızlıktanbi kaç ay yatmış, 30 kilo esrarla yakalanmış 2 yıl yatmış falan bayağ olaylar anlattı. Sonra yaptığı hırsızlıkların hepsinin boşuna olduğunu söyledi. hmm iyi falan dedim. O anlattıkça ona daha çok hayran oluyordum. Sanki evet işte yapmamız gereken şey bu falan diyordum içimden. Ne biliyim böyle piç olması, hırsız olması, dövmeleri, falçata jilet izleri falan çocuk gözümde resmen bir dev oldu.  Zaten anlattıklarını dinlemiyordum ki, öyle orda bana küfür etse farkında değildim. Apışıp kalmıştım sonra bi ara kendime geldim ve içimden "olum dur lan napıyosun? çocuğun içine düşcen biraz yavaş ol" dedim de durdum.

Ama ıııh fazla sürmedi bu durmam. Sonra bana şu an aşık olduğu çocuğu anlattı ama çocuğun hiç haberi yokmuş bundan. Resmini falan gösterdi. Zaten göstermeden önce "sana çok çirkin gelebilir" dedi. Gösterince "ohaaa bu ne?? Ya bırak ya, bunun nesine tutuldun be adam" deyiverdim. Ki bunu bi tek ben söylememiştim. Dün gece yanında bulunan arkadaşıda bunu hep söylüyormuş ve hatta o çocuk buna kör kütük aşıkmış. Ama kendisi O'nu arkadaş olarak görüyormuş ve aralarında asla böyle bir şey olamazmış. Sonra çocuğun bi kaç fotoğrafını daha gösterdi. Bi tanesinde çocuğun annesiyle çekilmiş fotoğrafları vardı ve O bunun üzerine "anasını siktiğim piç" deyiverdi. Güldük sonrada konuyu değiştirdik. Allam yani insan olarak güzel biri, hani yarattıklarından sual olunmaz ama valla yakışmıyo, yemin ederim yakışsa tamam ohh güzel güzel derim ama yok öyle böyle değil, cidden hiç yakışmıyordu.

Neyse işte biraz daha ıyk mıyk çekip tekrar balkona geçtik. Ama ıııh bana göre ıyk olan ona göre dünya güzeli. bide çocuk bundan para söğüşlemeye çalışıyormuş. Dün geceki arkadaşı az da olsa gözünü açmış, yoksa ammına koyucakmış bunun. Öyle falan derken, biz geçmişte yaptığı hırsızlıkları evlere girişini falan konuştuk. Bazen bir gün içerisinde 6-7 eve girdiğini söyledi. "Oha dedim naapıyorsun biraz yavaş ol. Siktin milletin anasını avradını, ne bu böyle" deyince O'da "yahu para pul yoktu ne yapıyım yapabildiğim tek şey buydu. Parasız kaldıkça hırsızlık yapıyordum" dedi. "ee bi günde 6-7 ev fazla değilmi?" deyince "yok lan evlerde doğru dürüst bir şey çıkmıyordu. Millet hep fakir zaten. 3-5 lira anca çıkıyordu. Hani ilk girdiğim evde iyi bi para çıksa  diğer evlere girmezdim ama para çıkmıyordu ki"

Böyle böyle biz konuşuyoruz falan, bu açıldıkça açılıyor bende o anlattıkça mal gibi dalmışım. Allam normalde çenemin hiç susmaması gerekirken bende niye böyle sadece ağzımı açıp gülebiliyordum ki? Bunun bi sebebi olmalıydı. Sonra hooop bi böyle başka şeyler anlatmaya başladı. Daldan dala atlıyoruz ammına koyım. Ev sahibinin bi kızı varmış ve kız buna yanıkmış. Ama kız çirkin ve üstelik şişman olduğundan dolayı bu da yüz vermiyormuş kıza. Yoksa kız biraz zayıf olsa, kızla evlenip ömür boyu sikecekmiş de hayatı kurtulacakmış. Ama yok kızın kiloları varmış. Gerçi kilolarının yanında parası varmış, hani şu bulundukları bina ve diğer yandaki bina onlarınmış ve üstelik kızın kuaför salonu varmış ve ordan balya balya para vuruyormuş. Ama işte kilolu olunca, kilolar bunun gözünde parayı pulu sıfırlıyormuş. Biraz daha gevezelik ettik ve ben "artık geç oldu" deyip bi kaç defa saati sordum üst üste hani geç kaldığımı iyice belli ediyorum hesabı.

Sonra hoop "ben kalkıyım artık geç oluyor" dedim. Öyle öpüştük falan çıktım geldim. ama ses tonu o kadar tatlıki bi kendine iyi bak deyişi vardı, sanki dur lan gitmiyorum ömür billah yanındayım diycektim. Hele bide bi şivesi vardı töbe yarabbim gözlerini kapat o konuşsun. Böyle tatlı bi Türkiye karma şivesi. Valla o konuşurken sesini kaydet, sonra yokluğunda tak kulaklıkları dinle. Ne dediğinin ne önemi var ki, o konuşuyor yeter. Yok lan öyle hani beğendiğimden değil, barda ilk tanıştığımızda da böyle şaşırmıştım, hani ağzını eğip büğüp numara mı yapıyor falan diye dikkat kesildim, ama yok lan çocuğun konuşması böyle tatlı zaten. Acaba bi daha görüşür müyüz. Valla bu şerefsizi tanımak isterim. Böyle o salaş tarzı, rahat konuşması, ağzını büzmeden konuşması, sadece kendi olabilmesi çok tatlıydı. Hiç öyle bir ruh karmaşası içerisinde değildi. Bi ara 69dayken "seninki biraz küçük olsa almayı denerdim ama alamam bunu, canım yanar diye korkuyorum" dedi :)))
                  -----------------------------------------------------
Bu arada ev sahibim dün yine 6 katı çıktı geldi. Önce "kapıyı açmıyım gitsin, bi daha gelmez" diye düşündüm ama sonra dayanamadım "lan yazık buraya kadar çıktı bari bakıyım ne diyor" diye kapıyı açtım. Açmamla yerdeki tepsiyi görmem bir oldu zaten. Yine bana yemek getirmiş. ahhh kadın kendini bana öldürtücen, çıkma bu kadar katı. Naaapıyosun bi dur yerinde be kadın. Ama yok lan ben ölüyorum onca katı çıkarken bu hiiiç takmıyor. Neyse yapıştım, öptüm falan "teyzem ne yaptın? niye çıktın, yazık değil mi sana?" dedim ama nerde beni dinleyen. Hiiiiç umursamadı bile "yok yok heç bişe olmaz, ağzına biraz sıcak yemek girsin diye getirdim" diyerek o tatlı şivesiyle lafı ağzıma tıktı. Allam ben yokken gelip evi mi kontrol ediyor, ne yapıyor bu kadın? Daha önce anahtarı alıyım diyordum ama, anahtarı alırsam da ayıp olur artık :))) valla bu gidişle teyzeyle başım belaya gircek.

Bu arada bana pilav üstü kavurma ve bol etli yahni getirmiş. Yemekleri kendi yaşından dolayı tuzsuz oluyor ama olsun :))) Yinede çok güzel yemekler yapıyor ellerine sağlık teyzem benim.

23 yorum:

MERY DAIMON dedi ki...

ebenin amsterdam yolculuğu afedersin!

Hayat_Erkegi dedi ki...

hacı boş adamız, boş konuşmaktan başka yapacağımız bir şeyy olmaz :D

ama yorumunla kopardın beni, koparırken itin götüne girip çıktım, girip çıktım

MERY DAIMON dedi ki...

Nan nası üşenmedin harbi çok takdir ettim.. Hayır, yoruldum itiraf ediyorum.. Okudukça neyi okuduğumu da ayrı bi şaşırdım.. maharetli adamın hali de bi başka oluyormuş aq! :P

Hayat_Erkegi dedi ki...

dur bende bi okuyum ne yazmışım :))) evde oturmanın zararları bunlar hep ammısına koyım :D

attractive dedi ki...

yazıların güzel..sikişte detayın eksik:)

TeraziLastik dedi ki...

Ben de okudum. Sırf hırsımdan.

Adsız dedi ki...

lan insan biraz daha seksten bahseder, öyle kaldı hikaye kuru kuru (bi 69'la agzımıza çaldın balı ama bu da kurtarmaz üzgünüm:( )

Hayat_Erkegi dedi ki...

@atractive yatak odamı yazamıyorum :Pp

@Terazilastik yazıyı okuduğun için sana %100 dana etinden üretilmiş kangal sucuk ve artı dileklerinin kabulü :)

@Adsız :(((((((((((((((((((((((((((((((

MERY DAIMON dedi ki...

:D

Üsturupsuz Yazar dedi ki...

Bu kadar uzun yazmak.
Senin alnının ortasından yalıom.
Okumaya götüm yemedi.
Götüm yediğinde okucam da amk ne bu yazı!

Adsız dedi ki...

dedim o kadar blogu takip ettim bunu okumazsam olmaz ve sonunda 2 bölüm şeklinde okudum teyzeme alkış :))

Adsız dedi ki...

ekrandan okuması zor geldi worda attım 6,5 calibri (gövde) karakterinde arkalı önlü 1 sayfaya sığdırdım okumak için senin wordda kaç sayfaydı ?

Hayat_Erkegi dedi ki...

@Usturupsuz eve kapanınca edebiyatın ammına koyuyorum böyle :P

@Adsız :)) komik adsız kendine bi isim tak, sana öyle seslenmek daha güzel olur ;)

Ben worde attığımda 11 sayfa tutmuştu. Ama sonradan burada bayağ kestim falan :) şimdi kaç sayfa tutuyor bilmem ki

x-coach dedi ki...

:/
lol yani. kraliçenin bu kadar vakti yok...
tamam, uzun yazarım bende yeri gelir de, sen resmen fist yaptın bize hacı? :D

çitlembik dedi ki...

yazıyı okudum bitirdim dileklerimi bi kağıda yazıp damıma atıcam. oha lan. gözlerim ağrıdı. şunu part part yazaydın da bu kadar kasmasaydık :D neyse ki sıkıcı yazmıyorsun. okunabilitesi olan bi tarzın var. ben o çocuğu hiç sevmedim ama diğerini ara bence :)) öperim ii geceler.

Cem dedi ki...

Böyle uzun blog yazısı mı olur be :)
Bari sonuna küçükprens kitabını da kopyalayıp yapıştırsaydın, kaptırmışken onu da aradan çıkartmış olurduk :))

çitlembik dedi ki...

üşenmedim worde kopyaladım yapıştırdım. 12 puntoda 8 sayfa :/ 10 punto 6 sayfa :/ helal :)

Hayat_Erkegi dedi ki...

@Kraliçe hazretleri destan yazmaya kasmıştım :P

@çitlembik dileklerin bi an önce gerçekleşecektir :Pp

Tenkyuuu bide diğer çocuk çok efendi biriydi öyle biraz piç olsa süper olurda ıııhh piç değil, efendi kendi halinde biri gibi duruyodu

@Cem küçükPrens'in linkini verdim ya :D sana zahmet tıkla aradan kendin çıkar asdadasadada

vA_niLLa dedi ki...

Bayıldım..!

Hiç bitmesin istedim ama bitti :(
İstiyorum ben böyle bir tane daha. Hatta bir kaç tane daha...

Paria dedi ki...

muhteşem bir adamsın sen :) bütün yazılarını okuyorum eskiye doğru :)

Hayat_Erkegi dedi ki...

@Paria hoş geldin =)

Mavi Balon dedi ki...

Ev işi, çamaşır, bulaşık, ütü, karşı komşunun kocasından yana yakınmaları arasında öyle de iyi geldi ki bu yazın. Okumaya başlamadan etiğim dileğim kabul olur inşallahhh tü tü tü tü...amin...

Hayat_Erkegi dedi ki...

@Mavi Balon insşallah dileklerin bi an önce kabul olur =))