Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

15 Ekim 2010

Sonbahar bit artık, git içimden, siktir ol gitttt

Yeni bi eve taşınıyorum. Hani uzun zamandır inşallah tutulmamıştır diye ard arda dua edip durduğum o ev varya, işte ona taşınıyorum. Taşınıyorum diyorum ama, evi toparlamaya kalkınca hiç bir şey'im olduğunu gördüm. Hiç bir şey'im var benim. Sanırım o yüzdenmiş kaç gündür nasıl taşınacağımı bilmeyişim. Kendimi oyalayışım, sonra yaparım deyişim, son güne bırakışım. Demekki hiç bir şey'sizliğimle bir kaç gün öncesinden karşılaşmak istememişim. Oysa geciktirmişliğim hiç bir şey farkettirmiyor. Şimdi toparlamaya kalkışsam, kucaklayıp götürebileceğim kadar eşyam var.

Şöyle uzanıp göz ucuyla eve baktığımda, eşyalar dışında gördüğüm tek şey ne kadar zavallı, ne kadar kimsesiz olduğum. Bana, benden başka acıyacak hiç kimse de yok. Sonra dönüp kendime bakıyorum "ulan zaten ne bokumki ben" diyorum. Ama sonra "yo yo sakın kedine böyle hakaret etme" diyorum. Böyle bir kaç dakikada bir, kendi kendime konuşuyorum. Bi acıyorum, bi acımıyorum. Kendi içimde gidip gidip geliyorum. Gidip gelmelerim artık canımı acıtmıyor, alıştım nasılsa...

Bu düşüncelerin ardından, geçmişte belki yararı olur deyip aldığım kitaplarda, okuduğum o kendi kendini motive etme zırvalıkları aklıma geliyor. Hani "her şey kendini sevmekle başlar" diye dedikten sonra uzayıp giden saçmalıkların bir araya toparlandığı kitaplar. Hani sırf parayı vurup, kenara çekilme hevesiyle yazılan cümlelerin bir araya toparlandığı kitaplar. Bir yol gösterdikleri falan yok, gösterdikleri tek şey çıkıştaki KASİYER...

Ama tüm bunlara rağmen, belki gerçekleşme olasılıkları vardır deyip umut bağlıyorum, kendi kendimi kandırmaya çalışıyorum. En azından hakaret etmek yerine, kendi kendimi sevmeyi öğrenmeliyim diyorum. Zaten bu aralar onu yapmaya çalışıyorum. Hani hep başkalarını seviyorum ya, farkettim ki kendimi hiç sevmemişim. Kendime hiç zaman ayırmamışım. Nerem eğri, nerem doğru hiç bakmamışım. Öyle sıradan, bir et yığını gibi hayatıma devam etmişim bunca süre. Ailem hiç sevgisini göstermediğinden olsa gerek, bende hiç kendimi sevmemişim ve hep başkaları tarafından sevilmeyi umut etmişim. Hep sevilmek, beğenilmek ve tanımadığım insanlar tarafından arzu edilmek istemişim. Sonuç mu; hastalıklı bir ruh olup çıkmışım.


Ama bilmiyorum, bu yeni evden o kadar umutluyum ki...
Sanki harikalar diyarına geçiş yapacağım gibi geliyor. Aslında yapacak başka bir şeyim olmadığı için öyle olacak diye umut ediyorum...

Sıkıldım yazmaktan. Bugünlerde yazdıkça kendi kendimi böyle pis bunaltıcı bir hava durumuna sokuyorum.  Sanırım hep sonbahardan olsa gerek.
Kimbilir, belki sonbaharın da suçu yoktur. Hani başka bir mevsimde olsam bile, suçlayacak kimsem olmadığı için o bulunduğum mevsimi suçlardım. Zaten mevsimlerin suçu yok gibime geliyor. Suç bende. Nefretimi ona yönlendiriyorum. Keşke suçlayacak biri'm olsa. Ama insanın suçlayacak birinin bile olmaması ne kadar kötü. 


Ayhhh bu aralar sürekli böyle şeyler yazdığım için kendimden miğdem bulanmaya başladı. Hep sonbaharın etkileri bunlar. Hep sonbahar yüzünden heppp. Bit artık sonbahar bitttt.

7 yorum:

VaniLLa dedi ki...

Çoğu kişinin durumu aynı. Sanırım gerçekten sonbahar yüzünden. Ben işe gitmekte bile zorlanıyorum şu sıralar. Sürekli ağlamaklıyım. İğrenç bir durum. Geçecek merak etme ve yeni evin hayırlı olsun :) Hiç bir şey olmamasına üzülme. Tersine, sevin! Eşya taşımak zorunda değilsin. Bir kaç parça birşey alıp gideceksin sadece. Bence bu güzei bir şey. Yeni evini de mis gibi istediğin gibi dayar döşersin yavaş yavaş. Ben 17 yaşında ayrıldım evden. Aradan 8 yıl geçti ve daha bu sene ilk kez bu evde herşey benim diyebiliyorum. Bu yüzden üzülme, yanlız değilsin :)

aikon dedi ki...

İnsanlar sevilmek için severler aslında -ben sevdim-yoktur .Ne kadar inkar edilirse edilsin insan denen muamma sadece kendine çalışır.Toplum içinde yaşama deneyimi ; insanlara kendini sevme , içine yönelme,içinde huzurlu olma ayrıcalıklarını köreltmiştir.Hobi denilen faliyetler kendine zaman ayırma değil kaçıştır toplu yaşanan maddesel dünyada.Sevilmek istemek çok can yakıcıbişiy bir sürü götürüsü kılı tüyü püsürü acısı var...(Tüm bu görüşler bence tabi).Kendini sevmek daha kolay zira hep onlasın , zira seni bırakmaz,zira sevmek zorundasın ve onla anlaşırsan bir noktada acın bile ekşi bir tat verir sana.BENDE çok bilmiş ukalanın teki gibi yazdım habire hadsizlik değil yapmak istediğim bir yakınlık duydum öle oldu,..

Hayat_Erkegi dedi ki...

@Vanilla Saol ne güzel teselli ediyosun öyle :)) yirim :Pp

@aikon Estahfirullah hiç öyle çok bilmiş gibi yazmamışsın. Aksine söylediklerin hoşuma gitti. Hatta şu ilk cümlen "İnsanlar sevilmek için severler" bile beni benden aldı.

Sevilmek için seviyoruz'ya; aslında böylece sevilmediğimin farkında olduğumdan dolayı hep birilerini, hatta ilk karşıma çıkan her hangi birilerini seviyorum. İşte sırf beni sevsin diye tutup birini seviyorum. O kadar açım sevgiye.

Adsız dedi ki...

yorumlar çok hoş :)) hayırlı olsun bak o kadar dertettin senin şansınmış demek ki umutlanmaya devam ;))

aikon dedi ki...

Hepimiz açız..aç değilim diyen biri varsa çıksın alnını karışlarım.İhtiyaç bu gayet normal ,,ama şu var senin kendinle kavga ettiğini gören kişiler diyor ki , bu kendiyle küs ben neden seviyim ki diyor, tabi böle değil bir sürü bilinçaltı ,teori vasıtasıyla açıklanıyor bu kavram ama temelde böle ...onun için lütfen haksızlık etme kendini bu kadar şeffaf olman bile kendini sevmen için bir neden.Arkadaşına demiyeceğin kötü sözleri kendine neden diyorsun..kendine sölediklerini başkalarına desen küfrederler sana sende bir şekilde sahiplen kendini,koru kendini....sen yapmazsan kimse yapmaz.iNSAN en pis köpektir kendini sevmeyenin kokusunu alır ve parçalar..sevilmek istemen doğal sevil o zaman kendin tarafından sevil.Düz mantık .Aristo sağolsun.Çenem düştü yine ya..pardon pardon,çekildim ben..sahne sizin H.E

homeless dedi ki...

sabah sabah lavanta cayimi icmisim
mayismis bi sekilde pilgisayar basinda ole bakinirken
azima sic sen benim

Şöyle uzanıp göz ucuyla eve baktığımda, eşyalar dışında gördüğüm tek şey ne kadar zavallı, ne kadar kimsesiz olduğum. Bana, benden başka acıyacak hiç kimse de yok.

Tanrıça Demeter dedi ki...

Sonbahar insanı ne hale getiriyor. Ben de sonbahardan hiç hoşlanmam, Sonbahar sadece hüzün demek benim için.İnsanı melankolik bir ruh haline sokuyor.