Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

19 Eylül 2010

Sin City izlerken aklıma geldi de, kayıtlara geçiyim dedim.

Sin City filmini henüz izleme fırsatı buldum. Hatta şu an ilk yarım saatinde falanım ve filmi durdurup aklıma gelenleri yazıyım dedim. Şimdi filmde hayvan gibi bi tane şeyy varya, adam bana inanılmaz güvenilir geliyor. Böyle yüzündeki çizikler, yara bereler, tipsizliği, salaşlığı hatta her şeyiyle bana ailemdeki herhangi birinden bile çok çok çok  güvenilir geliyor ve aslında yakınlarımda bi herde olsaydı ne yapar eder, gider onu tavlardım. Yok ciddiyim valla, eğer yaşasaydı gider bi şekilde tanışır, ne yapıp edip hayatımın bundan sonraki bölümünde ona bol bol yer verirdim.

Peki neden yer vermeliyime gelince;
Sanırım oldum olası hiç güven ortamında büyümediğimden olsa gerek, böyle izbandut gibi, hayvan gibi adamlar bana güvenilir geliyor. Yani onu seveceğimden falan değil, sadece güvende olmak istiyorum, hiç kimsenin bana ulaşamayacağı, dokunamayacağı kadar şiddetli bir güvenlik hissetmek istiyorum. Sırf onun yanındayım diye dokunamasın hiç kimse, en uzağımda dursun herkes ve o beni korusun. Onun yanında olduğumdan dolayı, hiç kimse bana karşı kötü bir söz bile söyleyemesin. Sussunlar, kıramasınlar beni, hiç üzemesinler. Ben de onun gölgesinde yaşıyım gitsin. Yada öyle koluna moluna dolanıyım, adeta bi maymun gibi yaşıyım gitsin.

Evet evet sanırım; benden uzun, piç yüzlü, kilolu ve hantal adamlardan bu yüzden hoşlanıyorum. Hantal dediğim de, öyle beyni boş adamlar değil. Bu hantallık başka bi şeyyy. Neyse işte bana, onunlayken güven versin, beni görüntüsüyle güvende olduğuma ikna etsin. Onun yanındayken, onunlayken bana hiç kimsenin zarar verebileceğine (ki zaten görüntüsüyle fazlaca ikna eder) dair korku yaşatmasın bana. Ama öyle kas yığını, beyni boş kütüğün biri olmasın. Piç yüzlü olsun, birine dönüp baktı mı bakışlarıyla ''ananı sikerim lan'' diyebilsin. Bide madem her şeyi istedim bari sesi de kalın falan olsun, öyle o koca cüsseli, ama ağzından tek kelime çıktığında ciyaklar gibi konuşup durmasın. Çünkü tiz sesli erkekler itici geliyor ve hiç alışamıyorum. Ammına koyım kükresin demiyorum, ama en azından karekteristik bir sesi olsun. İsteklerim bu kadar. Ver, ver, ver, ver, ver Allahım ver.

1 yorum:

Keyfe Keder dedi ki...

Oha 2. paragrafın beni benden aldı,tamamında ben varım sanki. Bende öyle hissediyorum, ahh ahh. Tanrım duy sesimizi :)