Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

26 Ağustos 2010

İzin ver, başımı koltuk altına sokıyım emi!

Koltuk altı fetişim mi var, nedir?? anlamadım ama, böyle kendimi bildim bileli, hafif uzun kıllı erkek koltuk altı hastasıyım. Böyle başımı sokıyım orda 1-2 yıl yaşıyım gitsin. Bunun nedeni ne bilmiyorum. Ama istediğim şey; evet, tam olarak bu. Dediğim gibi; hafif kıllı bir koltuk altına giriyim, hayatıma bi müddet orada öylesine, hareket bile etmeden devam ediyim, sonra eğer olursa, orda öliyim.

Nedeni, sadece beni tahrik etmesi mi, yoksa başka nedenleri de mi var? doğrusu bilmiyorum. Tahrik etmesi normal, ama ben olan bitenlerin nedenlerine takılan biri olduğum için, bunun da nedenini merak ediyorum. Bu anlamda beynim bana milyonlarca neden sunuyor (beynimi sikiyim, diyesim geldi bu arada)
Aslında biraz daha eskiye dönecek olursak, bu bende yeni yeni ortaya çıkan bi durum değil. Çocukluğumda da, elime geçen her gazetede de, ilk işim spor sayfalarını açmaktı. Böyle yapmamdan sizin aklınıza, çocukluğumda sporla fazlasıyla ilgilendiğim gibi çocuksu masumlukta duygular gelmesin. Çünkü spor sayfalarında aradığım şeyin sporla hiç bi sikim alakası yoktu. Zaten bende hiç bi bok okumazdım ve saatlerce baktığım tek şey basketbolcuların potaya uzandıkları andaki resimleri ve koltuk altları olurdu. Hepsine uzun uzun bakardım. Tek tek incelerdim. Bide basit bi büyütecim vardı, yanlız olduğumda, gazeteyi masaya serer onunla bakardım. Ve bunları yaparken sadece 10 yaşlarında ya vardım, ya da yoktum. O yaşta basketbolcuların koltuk altlarında, ebemin ammınımı arıyordum, ne arıyordum bilmiyorum ama, bakmak çok hoşuma gidiyordu ve aslında beni tahrik ettiğinin de farkındaydım. Üstelik biri gelip görecek, benim basketbolcuların koltuk altına baktığımı farkedecek diye o yaşta götüm yusuf yusuf atardı. Hiç yakalanmadım, ama yakalanmaktan hep korktum.

Çocukluğumda böyle yapıyordum, ama büyüdükçe ve bazı oruspu çocuklarıyla tanıştıkça, başımı o ''oruspuçocuklarının koltuk altlarına sokıyım, orda yaşayıp gidiyim'' adlı hislerim gittikçe dahada baskın çıkmaya başladı. Başımı birinin koltuk altına sokup öyle kaldığım zaman, beni saran kişinin, beni sahiplendiğini falan düşünüyorum. Orda huzur buluyorum. Orda kendim oluyorum, orda kendimi bırakıyorum. Orda savunmasız oluyorum. Orda öylesine yaşamak ve sürekli başımın koltuk altında kalmasını istiyorum.
Hatta, beni koltuk altına alan kişinin, koluna yapışıp kalıyım, orda yaşamıma devam ediyim. Nasılsa bi bok olmaz bana. Hem ne olur, orda kendi halimde yaşayıp gitsem?
(Bu tür fetişlerimi falan yazınca, az çok kendimi çözmeye başlıyorum.)

Öte yandan, koltuk altı fetişimin çocukluğumda çok fazla sevilmediğimin nedenlerinden sadece biri olduğunu düşünüyorum. Hayır hayır gerçekten sevilen bir çocuk değildim. Neden beni yeterince sevmedikleri konusunda hiç kimseye kızmıyorum. Çünkü nedenleri vardı. Sevemiyorlardı. Çünkü onlarda sevilerek büyütülmemişlerdi ve sevgilerini nasıl göstereceklerini öğrenmemişlerdi. Dolayısıyla beni nasıl seveceklerini bilmiyorlardı. Belkide sevdiler ve ben farketmedim. Ama düşününce lan o kadarda eşşek bi çocuk değildim diye düşünüyorum. Yani sevilsem doğal olarak farkederdim.

Mesela babam, sadece bir defa elimden tutup beni dişçiye götürmüştü. Bildiğim ve hiç unutmadığım tek anımdır o. Çünkü çocukluğum boyunca bir defa yanlız elimden tutmuşluğu oldu. Orda babamın beni sevdiğini hissediyorum, elini hiç bırakmamıştım. Şımarmıştım ve ben 25 yaşındayım hala şımardığım zaman aklıma ''babamın elini tuttuğum anki şımarıklığım'' gelir. Zaten başkada elimi tuttuğu olmadı. Çünkü babam hep çalışmak zorundaydı ve çalışırken biz diye bir şey yoktu. Çocukluğuma dönüp ''keşke yeterince sevilseydim'' demediğim olmuyor değil. Bundan ibne olmamdan rahatsızlık duyduğum anlamına geldiği, gibi bir sonuca kimse varmasın. Çünkü yeterince sevilseydim bile, yine ibne olurdum. Bundan eminim. Çünkü, fetişlerim dışında da sadece erkek bedenlerini arzuluyorum ve onlarla bütünleşmek istiyorum. Öfff konu ha bire dağılıyor zaten. Sikecem konusunu falan yeter nokta koyuyorum.

15 yorum:

x-coach dedi ki...

sabah kendi koltuk altımı öperken yakaladım kendimi.

tamam. itirafdı.

HayatErkegi dedi ki...

uwwwwf beybi :))) yirim

Kali Rind dedi ki...

"Mesela babam, sadece bir defa elimden tutup beni dişçiye götürmüştü. Bildiğim ve hiç unutmadığım tek anımdır o. Çünkü çocukluğum boyunca bir defa yanlız elimden tutmuşluğu oldu. Orda babamın beni sevdiğini hissediyorum, elini hiç bırakmamıştım. Şımarmıştım ve ben 25 yaşındayım hala şımardığım zaman aklıma ''babamın elini tuttuğum anki şımarıklığım'' gelir. Zaten başkada elimi tuttuğu olmadı."

Kafkayı karıştırıyorum ve şunu buluyorum:

(1919 da babasına yazdığı-ve asla babasının eline geçmeyecek mektuptan)

"Bütün istediğim sevecen bir söz, sessizce 'elinizi tutmak', hoş bir bakış olduğu halde, bunların hiçbirini yaşayamadım. en, çocuklarla bile ilişki kurarken kendi benliğinin dışına çıkamaz, kuvvet kullanır, birden sinirlenir ve öfkelenirsin... enin karşında kendime olan güvenimi yitirfiyor ve dayanılmaz bir suçluluk duygusuna kapılıyordum."

Hayatın kırılganlıkları ve yol açtığı kesikler benzer kanamalara yol açıyor. Acı dönüştürüyor bizi. Herkes acısın yorumlarken ayrılıyor birbirinden diyebiliriz. Kimileyin de mutluluğa yoğruluyor bu acı.

koltuk altı da bana hep çocuksuluğunu kaybetmeyen, ergenliğinden kurtulamamış ve hatta henüz ergenliğe ulaşamamış çocuğun sığnağını hatırlatır.

Büyüklerin kanatları altında olma arayışı çocukluğumuzu hatırlatmaz mı?

HayatErkegi dedi ki...

@kali Aslında bu yazıda anlatmak istediğim çok şey vardı ki :))
ama insan kendini bile frenleyebiliyor. Frenlemek zorunda kalıyorrrr

böyle tuhaf bir şey.

bu arada sen kimden alıntı yaptın?? veya birinde alıntı mı yaptın? anlamadım

Kali Rind dedi ki...

alıntı Franz Kafka'dandır.

HayatErkegi dedi ki...

@Kali tenks ;)

The King dedi ki...

Üretkenliğin başdöndürücü genç adam. Kalemin güçlü. Süslü kelimelere gerek duymadan hedefi onikiden vurmak böyle bir şey olsa gerek. Konuyla ilgili "can acıtıcı" yorumlarım dudağımın ucuna kadar geldi. Henüz erken olduğunu düşünüyorum. Köşeme çekilip izliyorum an itibarıyla.

HayatErkegi dedi ki...

@king :(

Yiğit Tan dedi ki...

Benim de güzel, kaslı erkek göğsü merakım vardı çocukluğumda. Orta okuldayken Rus pazarından aldığım bir defter vardı. Sonra gazetelerden ve gazetelerin hafta sonu dergilerinden bulduğum güzel göğüslü erkek fotoğraflarını o Rus defterinin sayfalarına yapıştırırdım. Sonra da o defteri şifresini sadece benim bildiğim şifreli çantamın içinde saklardım. O şifreli çantamın içinde farklı bir dünyam vardı... Hala da var... O şifreli çantam Türkiye'deki evimde hala durur... Ve hala şifresini sadece benim bildiğim, sadece benim açabildiğim o çantamın içinde, geçen zamanla birlikte değişen ya da farklılaşan bir takım sırlarım saklıdır... Mesela önümüzdeki bir ay içinde TR'ye gideceğim. Eve varınca ilk yapacağım şey o çantamı açmak olacak... Yaklaşık 20 senelik, şifresini hala sadece benim bildiğim çantam....:)

HayatErkegi dedi ki...

:)))

şifreyi çok merak ettim :Pp

homeless dedi ki...

sen bu yaziyi benim romeo profil de de gordun muhtemelen
yada ben seni romeo da gordum blogunu okumaya basladim
neyse
okuyunca yazdiklarini aklima bu yazi geldi
yolliyim dedim


Hepimiz aslında güven duygusunu hissetiğimiz yerleri arar dururuz. Bazılarımız için güven tek göz oda da mutlu bir yaşam iken bazılarımız için parasız dışarı çıkmamaktır. Kimileri için ise güven güçtür. Güçlü olduğu sürece kendini güvende hisseder. Güven, başarılı olmaktır, yanlış yapmamaktır, koruması olmadan sokağa çıkmamaktır, anne karnıdır...

Güven aslında birlikte olduğunuz erkeğin koltuk altındadır. Oraya usulca sokulmaktır, koklamaktır. Burnumuzun ucunu sürmektir. Salak bir gülümseme alır o anda suratımızda. Sonra başımızı hafifçe göğse doğru götürmektir güven benim için. Huzur duymaktır orda, hiç bitmesini istemediğiniz şarkı gibidir, nakaratının sürekli yenilenmesini istediğiniz. Belki de sabahın olmasını istemediğiniz, dünyadan saklandığınız yer. Öyle bir koltuk altı, göğüs bulduğum zaman iyice sığınırım ben, kaçarım herşeyden. Bütün kötülüklerden korunuyormuş gibi hissederim adeta, kimse erişemez bana orada. Ve tamamlayıcı bir kol gelir ardından, sarar yarı çıplak bedeni. Sarmalar. Öyle bir koltuk altında, kabus bile görmezsiniz, ya da en kötü kabus bile korkutmaz sizi, uyandığınız anda o kovuktasınızdır çünkü ve 2 tane göz karşılar, bir şey yok diye bakan.

Zaten hep sevdiğimiz erkeklerin koltuk altlarını koklamakla geçmedimi ömrümüz. Orası hep mis kokmaz mı deli gibi terlese bile?

HayatErkegi dedi ki...

@homeless iyi yorum yapana saxo çektiğimi biliyo muydun :)))

Yiğit Tan dedi ki...

İki şifresi var çantanın:)))) Bildiğimiz evrak çantası... Şifrelerden bir tanesi 818 :)))))

Adsız dedi ki...

seni de faul atışı kullanan Türk basketbolcular, koltukaltlarının "belirsizliği" ile hayalkırıklığına uğratırlar mıydı? :)

homeless dedi ki...

biliyorum haci biliyorum
ben istanbul a gelince denk geliriz belki bir gun bi yerlerde kiyida kose de tekyon de