Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

26 Ağustos 2010

Bu seferde olmadı, önümüzdeki maçlara bakalım

Dün inanılmaz hızlı geçen bi gün oldu. Nedeni tabiki Piç Kurusu'nun ani gelişiydi. Ben onu bugün beklerken, o dün msn'den ''bilet aldım İstanbul'a dönüyorum'' diyiverdi. Bende bi heycan bi heycan, dersin oruçlu oruçlu götümü sikeceklerde, o yüzden heyecanlıyım. Neyse iyi falan filan deyip, geliş saatlerini falan konuştuk. Sonra ben Romeo'dan başkasıyla yazışıp öğlen arasında görüştüm. Görüşmemiz tabiki tamamen entel bi görüşme oldu. O bende bi film var izlemelisin diyince tamam buluşalım ve filmi alıyım dedim. Flash diski alıp sözleştiğimiz yere gittim. Hoop dersin gizli ajanız, tanışma faslıyla beraber laptopu çıkarıp filmi yükleyip bana verdi. Sonra sohbete devam ettik. Adamın yaşı 36, kumral ve çok piç birine benziyor. Konuşurken kafasının içindeki karışıklıktan hiç bir şey anlamadım. Yanlız şunu söyliim adam enfes bi parça. Neyse şimdi burayıda okuyordur falan, çok fazla yazıp götünü kaldırmıyım :Pp

Sonra filmi aldım işe döndüm. Gün böyle geçti. Akşam iş çıkışı benim piçi aradım ''Cihangir'de bi arkadaşımdayım'' dedi ''tamam buluşalım'' diyip, Cihangirdeki Carrefour'un orda buluşmak üzere sözleştik. Ben gittiğimde O'da aşşağdan geliyordu, beni görünce el kol salladı. Lan bi baktım çok zayıf yüz hatları olan biri :(((((
Resmen koca bir hayal kırıklığı. Çünkü ben fotolarından böyle etine dolgun ve olgun birini bekliyordum. Ama sonra baktım vucudu falan azda olsa etli butlu biri ehhh dedim. Kucaklaşıp birbirimizi sorduk. ''Seni gidi amcık seni'' lafları arasında arkadaşının evine doğru gittik. Evin önüne gelince apartmanın kapısına oturup laflamaya başladık. Baktıkça aslında tipim olmadığını, ama boyuyla, kalıbıyla yinede hoş durduğunu farkettim. Aslında çokda yakışıklı biri, yani böyle onu görenlerin eriyip gittikleri bi tip. Ama bilmiyorum yahu, böyle bi eksiklik var gibime geliyor. Neyse işte ben içimden bi eksiklik var falan dememe rağmen bayağ bi yavşadım. Sonra ordan burdan, hayatlarımızdan laflarken, arkadaşı telefon açtı. Nerdesin diye sormuş olacakki oda ''apartmanın önünde oturuyorum'' dedi.

O'nun bu cevabından sonra, apartmanın en üst katından kısa, sarı saçlı travesti sesli, biri çıkıp bağırarak konuşmaya başladı. Ama sesinde, bağrışından dolayı başkasına rahatsızlık vermek istemediği belliydi. Bağırmak ve bağırmamak arasında gidip gelerek, bir şeyler konuştular. En son tv ve dvd arasındaki kabloyu istediğini anladık. Biz Piç Kurusuyla beraber gidip kabloyu aldık. Dönüşte Piç Kurusu ''hadi sende gel gelsene'' diyince beraber çıktık.

Merdivenlerde ayaklarımın kötü koktuğunu ve çoraplarımın pis olduğunu söyleyerek eve girip, halıları kirletmemin yanlış olacağı gibi masum düşüncelerimi dile getirirken 5 katıda çıkmıştık. Mapus damı gibi çiziklerle dolu kapıyı sertçe vurduğumuzda, kapı arkadan hafif aralanıp bir çift gözün bakıp açılmasıyla, yerlerin milyonlarca lekeyle dolu olduğunu ve tabiri caizse ahır gibi kullanıldığına dair ipuçları aldım. İçeriye ayakkabılarla girip, virane bi yer olduğunu görmemle rahat olmam gerektiğini anladım. Allam ben böyle bi ev ararken bunların kaldığı evin haline bak. Töbe yarebbim deyip içeri girmiştim ki, içerden biri hoş geldin ayol dedi, bir diğeri hoş geldiiinn dedi, bir diğeri daha hoş geldin dedi.

Hoşgeldin lafları arasında bende eve göz atıyordum. Evde hiç bir şey yoktu. Sadece biri büyük, iki eski koltuk, bi masa, 2-3 sandalye, diğer odada bi kocaman pis bi yatak vardı. Travesti sesli dediğim arkadaş, masada oturmuş laptopla uğraşıyordu, kısa kesilmiş sarı saçları, göğüs uçlarını kapatan alttan kesilmiş atleti ve haçlı küpesiyle yerinde oturuyordu. Bayağ zayıftı ve aşşağdayken Piç Kurusu onun hasta olduğunu söylemişti. Hastalık dediğimde öyle normal, bir hastalık falan değil bildiğin sikişmekle başkasına geçen HİV virüsüydü. Diğer adıyla AIDS'di. Çocuk aids'i kimden nasıl kaptığınıda anlatmış. Meğer bi gay hamamı varmış ve orda grup yaparlarken kapmış. Çünkü onun önceliğinde düzenli olarak ilişkiye girdiği insanlar varmış ve onlarda bi sorun yokmuş. Ama gruptakilerin kim olduklarını hiç bilmiyormuş ve bi dahada bulamamış o kişileri.

Sonra aids olduğunu öğrenince konu hakkında bayağ bir araştırma yapmış ve hatta düzenli olarak kontrollere gidiyormuş. Bununla da kalmamış, salaş falan yaşayan 200 kişilik bir gay grubu toplatıp test yaptırmış. Bu grupta yapılan test sonuçlarıda çok kötü çıkmış. Çünkü aids olduğunu söyleyen, bir kaç kişi olmasına rağmen, onları teste ikna eden kişi, kendisi olduğundan hastane toplamda 50 kişide HİV virüsü bulunduğunu söylemiş. Ama herkesin test sonucu kendisine söylenildiği için, açıkça ben aids im diyenlerin sayısı 3ü 5i geçmemiş. Diğerleri aids olduğunu saklayıp ayrılmışlar ordan.

Odada bulunanlardan bir diğeri de top sakallı, Piç Kurusu'yla aynı boylarda ve kilolarında. Kendisi orta düzeyde bir modacı ve yüzünden keş biri olduğu fazlasıyla belli. Zaten burnundan konuşur gibi hoş geldin demesiyle gözlerindeki baygınlığı hemen farkediyorsunuz. Kapıyı açan da bu gözlerdi. Yorgun argın bir çift göz. Az sonra esrarını getirdi ve sarıp içmek için hazırlıyor. Beni göstererek Piç Kurusu'na ''bu kim, arkadaşın mı?'' dedi. Piç Kurusu'da ''Evet çok eski bi arkadaşım'' dedi. O anda ben atlayıp ''yooooo yeni yanıştık'' diyecektim ki, gereksiz bi muhabbete gireceğimiz için sustum.

Diğer kişi ise uzun boylu, kilolu ve utangaç bakışlı. Bulunduğu halden utanırcasına bir hoşgeldin dedi. Ben geldiğimde yatakta bir şeyler yapıyordu. Ne yaptığını anlamadım ama toparlanıp banyoya gitti. sonra biz bayağ oturup bir iki laf çevirdikten sonra çıktık. Biz çıkarken anca banyodan çıktı.

Piç Kurusu'yla Cihangir sokaklarında turlarken, İstiklal'e çıktık. İstiklal'de de bir iki yavşadım. Sonra bana ''olum neden bana sevgiliymişiz gibi davranıyorsun ki, aramızda bi bok yok, bırak biraz zaman geçsin, bi bok olursa olur zaten'' dedi. Dondum kaldım bi an, sonra kendime gelip ''tamam len ibne uzatma işte, yemedik ya'' gibilerinden bir şeyler gevelediğimi hatırlıyorum. Sonra neden tipim olmamasına rağmen yavşadığımı düşünmeye başladım. Sanırım sebebi yarrak delisi olmam olabilir. Evet evet kesin yarrak delisi olmamdandır. Tabii birde bu ara çok fazla yalnız takıldığımdan da olabilir.

Evet ya, çok fazla yalnız takıldığımdan da olabilir. Birazcık eli yüzü düzgün birini buluncada hemen yavşayıverdim. Zaten olurda bi bok olursa, hevesim geçincede bırakırım her halde. Gerçi ben hep böyleyim. Eli yüzü düzgün birini görünce anında yavşarım, hatta dakkasında yavşarım. Hiç öyle uzatıp ıcığını cıcığını karıştırıp birşeyler yapmam, direkt belli ederim ve bilinsin isterim. Çünkü bi bok olacaksa olsun olamayacaksa olmasın. Zaten sikimde de değil.

Bu düşüncelerle biraz kendimi geri çektim, oda durdu. Sonra çöpten toplanmış elbiselerin satıldığı bir yere gittik. Adı Retro'ymuş ve bayağda ünlüymüş. İçerde biraz gezindik falan, arada da laflıyoruz. O üzerindeki markaları ordan alıyomuş ve zaten bi çok ibnede burdan giyiniyomuş. Karar verdim, bi gün bende girip uzun uzun gezcem. Severim salaş giyinmeyi falan. Hatta bi ara kendime askeri bi yeşil kamuflaj pantolon gördüm. Alıcaktım da, sonra vazgeçtim. Biz böyle oyalanırken telefon çaldı. Arayan modacı olan arkdaşıydı, dondurma istiyordu. Hadi çıkalım deyip çıktık. Sonra evin oraya gelince öpüşüp ayrıldık. Eve geldim, nete girdim biraz yazıştım ve uyuya kalmışım. Gece 4 de uyandım, kalkıp duş alıp havluya sarındım, bi tabağa meyve doğrayıp bıçak yardımıyla yedim, diziport.com'u açtım, bu aralar takıldığım dizinin bir iki bölümünü izledim ve gün ışımaya başladığında saat 6 olmuştu. Uyumaya karar verip bilgisayarı kapadım, telefonun alarmını kurdum ve uyumuşum. Telefonum öttüğünde anca uyandım.

Özet olarak:
1-Herkes resimlerinde olduğundan farklıdır. Çünkü en iyi göründüğün an resimlerinde sonsuzlaşır.
2-Her ibne biraz homofobiktir (bunu başka zaman açıklarım)
3-Aids li ibnelerin sayısı inanılmaz derecede çok, o yüzden önünüze gelenin götünü sikmeye kalkışmayın
5-Modacılar ibne olur.
6-Erkek modeller, yükselmek için yatak odalarından geçerler. (bunuda başka zaman anlatırım)
7-Retro'ya muhakkak uğrayın
8-Eben ammı daha ne istiyosun amcık! siktir git !!

4 yorum:

x-coach dedi ki...

by retrodaki abla nerdeyse tükkanı bedavaya vercekti. ama ahdımdır, alıcam ordan kürklü bişey.


şu 36lıkla tanıştırsana be hacı. :P

HayatErkegi dedi ki...

ahahahaha olum manyak ben kendime ayartıcam onu :) hafif göbişide vardı :D

yirim ben onun göbişini ^_^

Yiğit Tan dedi ki...

Tamamıyla katılıyorum. Her ibne biraz homofobiktir. Hatta ben öyle homofobik ibneler tanırım ki, ibne olmayanladan da daha fazla homofobiktirler...

HayatErkegi dedi ki...

itiraf etmek gerekirse benim çimdede bazen homofobiklik canlanıyor. Böyle tutup hepsini sikten geçiresim geliyor