Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

21 Temmuz 2010

starttt

İşte başlıyoruz. Evet biriyle takılıyorum yine. Sevgi olduğu konusunda henüz erken, ama hoşlanıyorum diyebilirim. Sevgide çok ucuz artık. Herkesi sevebiliyorum. Sonrasında da sevdiğim kadar üzülünce her şey bitiyor.

Adı Ercan.
Yaklaşık 3 veya 4 ay önce Tekyön de tanışmıştık. Olgun kişilerden hoşlandığım için peşinden koşan ben olmuştum, oda fazla uzağa gitmemişti zaten. Bir köşede durup bir kaç cümle konuştuk. Tabi konuşmak denilmiyordu. Çünkü ben sırf laf olsun diye siktiri boktan sorular soruyordum ve o'da müzikten dolayı kulağıma eğlip cevap vermeye çalışıyordu. Çalışıyordu diyorum çünkü o kulağıma eğildiği zaman, dönüp hafifçe dudaklarını ısırıyordum. Oda bir iki sorunun ardından artık dayanamadı küçük küçük karşılıklar verdi

Bunu bir kaç defa daha tekrarladık ve sonra kalabalıktan çekindiğini söyleyince kestik. Kestik ama iş sadece kesmekle bitmedi, gözlerimin içinde bakarak "hadi bana gidelim"dedi, bende aynı ses tonlamasıyla, yine aynı şekilde gözlerinin içine bakarak "hayır" dedim. Çünkü barda tanıştığım insanlarla sadece barda bir şeyler yapmayı doğru buluyordum. Daha ilerisine götürmek bana göre değildi. Zaten barda en fazla bu olabilirdi. Bence her şey orda kalmalıydı. İşin cılkını çıkarmaya gerek yoktu.
O da bana uydu ve sakin bir köşeye geçip biraz daha öpüştük. Daha sonra, sağdan soldan konuşmaya başladık ve gecenin sonunda herkes kendi dünyasına çekildi.

Aradan 3-4 ay geçti. Barda yine karşılaşıp selamlaşıyorduk. Nen var, nen yok falan.
Ama her gördüğümüzde sormuyorduk. Bazen birbirimizi görmemezlikten de geliyorduk.
Farklı insanlarla takılıp gecenin sonuna geldiğimizde bardan siktir olup gidiyorduk.

Sonra işte böyle böyle geldik geldik dananın götüne koyduğumuz güne.
Pazar gecesi dayanamadım dışarı çıktım. Tabii bara gittim, her zamanki selamlaşmadan sonra, birbirimize dokunmak için yaptığımız hareketleri yaptık. Hani erkeğiz ya, şakacıktan küçük tatlı yumruklar attık karınlarımıza.
Dokunduk birbirimize ve sonra gülümseyip barın farklı köşelerine yerleştik. Bir kaç kişiyle bakıştım, O'nu da bir kaç kişiyle konuşurken, başka bir kaç kişiyle kesişirken ve başka bir kaç kişiylen samimi olmuşken gördüm. Zaten bi yere çok takılıyorsanız orada herkesle akrabalık bağı kadar güçlü bağlarınız oluşuyor. Ortamın oruspusu demek daha doğru aslında.

İlerleyen saatlerde yine yanyana gelince bana ''kimseyi bulamadın'' deyip hınzır hınzır gülümsedi. Bende O'na ''sanırım sende kimseyi bulamadın'' dedim ''evet'' dedi. ''o zaman birbirimizle idare edeceğiz'' dedim. Gülüştük ''neden olmasın, ama sen bardan çıkmıyorsun, hiç bi yere gitmiyorsun, nasıl olacak bu iş?'' dedi. Bende gülümseyip "doğru, haklısın" dedim.

Aslında, bardan herhangi biriyle eve gitmememin nedeni tanıştığım kişinin iyi mi, kötü mü diye bi karara varmamış olduğumdan. Eskiden olsa durum farklıydı. Ama yaş ilerledikçe insanın götü kalkıyor, sorulara böyle cevaplar veriyor. Ve ilk tanıştığım herkese hayır cevabını veriyorum. Barda sevişip ayrılmak hem güvenli, hemde daha temiz bir iş gibi geliyor bana.
O yüzden onunla ilk tanıştığımda hayır demiştim.

Ama uzun süredir tanışınca artık ''evet'' demem gerekir diye düşünüp ilerleyen saatlerde, tekrar yanıma gelince ''evet'' cevabını verdim. Evine gittik. Ve olan oldu. Sadece doyasıya seviştik. Daha ileri gitmeyeceğimizi söylemiştim ve hep sınırda durup seviştik. Sınırlarını çizip, o sınırlarda sorumsuzca dolaşmak, işte bu süper olandı.

Hiç yorum yok: